1 Mayıs 2018 Salı

23. İzmir Kitap Fuarı


Gecikmiş bir fuar yazısıyla herkese merhaba :) Son birkaç aydır işle burayı bir götürmeye, aralarında bir denge kurmaya çalışıyorum. İşten kalan zamanımı kitap okuyarak, dizi ve film izleyerek değerlendirsem de blogu fazlasıyla boşladığımın farkındayım. Hazır tatil günümdeyken, ufak bir fuar yazısı hazırlamak ve fuardan aldıklarımı paylaşmak istedim ^_^

Çalıştığım için fuarda görev alamadım. Fakat iş çıkışında ve tatil günlerimde fuara uğramaya çalıştım. Arkadaşlarla, dostlarla buluşup hasret giderdim ve fuarı doyasıya gezdim :)

Aldıklarıma geçmeden önce, fuarda gözüme takılan noktaları kısaca paylaşayım ;)

Can Yayınları'nın yaptığı %30 indirim beni çok sevindirdi; işte, fuarlarda böyle indirimler görmek istiyoruz! Pegasus'un da bazı kitaplar için geçerli olan %50 indirimi vardı. Aynı şekilde, Marmara Çizgi'de de memnun kaldığım bir indirim oranıyla karşılaştım. Bu nedenle, listemde olmamasına rağmen, Marmara Çizgi'den birkaç çizgi roman almış bulundum :) April Yayınları'nın 3 kitap kampanyasından yararlanmak istemiştim, fakat bu kampanyanın her kitabı için geçerli olmadığı gördüm. April'den almak istediğim kitapları ertelemek zorunda kaldım.


Gelelim fuardan aldıklarıma... Asıl vurgunu İthaki'den yaptığımı duymak, sizleri şaşırtmayacaktır ^_^ Eksik bilimkurgu klasiklerini toplamak uzun süredir aklımdaydı, fakat buna bir türlü cesaret edemiyordum. Fuarın verdiği gazla, eksik ne varsa hepsini aldım ;)

İndirimi uygun olunca, Marmara Çizgi'den Yürüyen Ölüler'in devamını aldım. Yazın güzel bir çizgi roman keyfi yapmayı planlıyorum ;)

Can'dan uzun zamandır almak istediğim Dorian Gray'in Portresi'ni ve 221B Dergi'de tanıtımını gördüğüm Suikast Bürosu'nu aldım. İkisini de çok merak ediyorum.

Sol duvar tarafında, ortalarda bir yerde bulunan ve kitaplarının fiyatı çok uygun olan bir sahafta Fahrenheit 451'in çizgi romanını ve Silmarillion'ın 1999 baskısını bulunca kaçırmadım, aldım.

Doğan Kitap'tan da Damızlık Kızın Öyküsü'nü aldım. Kitabı okumak için sabırsızlanıyorum ^_^

Bu fuardan istediklerimi, fazlasıyla aldım. Ama keşke her kitabı kendim alsaydım, diyorum. İthaki'den alacaklarım bir ton olduğu için listeyi görevliye verdim ve kitapları onun seçmesine izin verdim. Fotoğraftan da anlaşılacağı üzere bazı kitapların kenarlarının yırtık, ezilmiş ve kırışmış olduğunu görmek beni çok üzdü. Yoğunluktan, kitapları orada tek tek kontrol edemedim; sadece listemdeki kitapların hepsini alıp almadığıma bakabildim. İşten dolayı da aldıklarımı inceleyecek, kitaplığıma koyacak zamanım olmadı. Bugün, aldıklarımın fotoğrafını çekmek için kitapları çıkarınca bu manzarayla karşılaştım. Sayfa uçlarının kıvrık olması ve bazı yerlerde kırışıklıkların olması neyse de, bu derecede yırtıkların olması ve bu kitapların satılması... Resimli Adam'daki o beyaz renkli, yapıştırılmış çizginin ne olduğunu ise hala çözebilmiş değilim. Kitapların yarısındaki ayraç eksikliğine ise hiç girmiyorum. Bu büyüklükteki bir alışverişi fuarlardan değil de İlknokta'dan yapmak, en iyisi olacak sanırım.

İyisiyle, kötüsüyle böyle bir fuar geçirdim ben. Aldıklarımı en kısa zamanda okuyup yorumlamayı planlıyorum. Umarım bu yaz kitaplarıma ve buraya daha fazla zaman ayırabilirim :)

post signature

12 Şubat 2018 Pazartesi

Kitap Alışverişi | 14


Herkese merhaba :) Yoğunluktan dolayı ne kitap okuyabiliyorum ne burası ile ilgilenebiliyorum. Tatil günümdeyken biraz buralara uğrayayım ve yaptığım alışverişten bahsedeyim, dedim.

Geçen hafta İlknokta'dan muhteşem bir alışveriş gerçekleştirdim. Uzun zamandır kitap almıyordum, onun acısını çıkardım bir nevi ;) İthaki'nin yeni çıkan çizgi romanlarını, ilgimi çeken bilimkurgu kitaplarını ve Tolkien'in o sevimli mi sevimli kitap setini aldım. Aslında, Vakıf ve İmparatorluk da sepetimdeydi; fakat kitap ön siparişte olduğundan daha sonra gönderilmek üzere ayrıldı. Nitekim az önce baktım, kitabım temin aşamasında görünüyor.

Sipariş verirken ufak bir sorunla karşılaştım. Alışverişimi İninal kart kullanarak gerçekleştirmek istedim. Fakat ben kredi kartı seçeneğini işaretlediğimden sürekli hata aldım. İlknokta banka kartı seçeneğini sadece Garanti Bankası için geçerli tutsa da, banka kartı seçeneği ile İninal kartımı kullanarak alışverişimi gerçekleştirebildim. Bu sorunu kendilerine bildirdiğimde, kısa sürede yanıtımı aldım.

Siparişi çarşamba günü vermeme rağmen, kitaplar ertesi gün elimdeydi. Normalde sipariş verirken ayraç koymalarını rica eden bir not düşerim, bu sefer notu yazmayı unutmuştum. Siparişimde yine de bolca ayraç vardı ^_^

Gerek fiyatları gerekse ilgilerinden dolayı İthaki ağırlıklı kitap alışverişlerimde her zaman İlknokta'yı tercih ediyorum. İlknokta'dan yine memnun kaldığım bir alışveriş yapmış oldum. İlknokta'yı hızından ve ilgisinden dolayı tebrik ediyorum.

Kitapları okumaya ne zaman başlarım, bilmiyorum. Sandman'leri bir seferde okuyacağım için onları yaza veya sonraki seneye saklamayı düşünüyorum. Öyküler de aynı şekilde yaza kalabilir. Değiştirilmiş Karbon'a ise en kısa sürede başlamak istiyorum. Zira dizisi çıktı ve ben kitabı okumadan diziyi çoktan yarıladım bile. Aldığım diğer kitaplar için kesin bir şey söyleyemiyorum. Boş zaman buldukça, yavaş yavaş okuyacağım hepsini :)


post signature

28 Aralık 2017 Perşembe

DIY: 4. Doktor'un Atkısı


Upuzun bir aranın ardından herkese merhaba :) Eğitimlerdi, işti, örgüydü derken blogla ilgilenemedim. Şu önümüzdeki haftalarda da buralarda pek olamayacağım. Ama her şeyi düzene oturtur oturtmaz geri döneceğim ^_^ Hem bloga yavaş yavaş geri dönmek hem de bu süre zarfında buraların boş kalmaması için bir DIY yazısı hazırladım.

Aslında örmeyi bitireli birkaç ay oluyor; hatta atkıyı kullanmışlığım bile var. Ama fotoğraf çekmeye zaman bulamadığım için yazıyı hazırlayamadım. Geçen hafta Doctor Who'nun yılbaşı özel bölümünün fragmanını görünce gaza geldim ve fotoğrafları sonunda çekebildim. Doctor Who'dan ayrılan Capaldi'yi anmak ve 13. Doktor'a hoş geldin demek için bu DIY yazısını şimdi, özel bölüm haftasında paylaşıyorum.

4. Doktor'un kullandığı atkılar sezona göre çeşitlilik gösteriyor. Bir bu rengarenk atkıyı, bir de morlu turunculu bir başka atkıyı kullandığını görmüşsünüzdür. Ben, Doctor Who denince akla ilk gelen bu atkıyı örmek istedim.

Ayrıntılara geçmeden önce, buradaki ana kaynaktan yararlandığımı belirteyim. Yazıda bahsedeceğim kaynaklar, o sitenin farklı bölümleri. Örgü deseninden iplerin renklerine kadar Doctor Who atkılarıyla ilgili her şeyi orada bulabilirsiniz ;)


İp ve şiş almadan önce bu atkının hangi versiyonunu öreceğinize ve atkınızın uzunluğuna karar vermelisiniz. Öreceğiniz atkı replika olsun istiyorsanız, bazı renklerden birer tane daha almanız gerekebilir. Ben, günlük hayatta kullanabileceğim bir DW atkısı istediğimden her renkten birer yumak aldım. Atkı ve püskülleri için bu kadar ip fazlasıyla yetti bana.

Aldığım ipler ise Alize'nin Süperlana Klasik koleksiyonuna ait. Bu ipleri 4 numara şiş ile örmeyi tercih ettim ben. Siz de bu renk ipleri kullanmayı düşünüyorsanız yumakların parti numaralarına dikkat edin. Renk tonları bu numaraya göre değişiyor.

Şuradaki yazı, renk tonu konusunda çok işime yaradı benim. İpleri evimin yakınındaki bir tuhafiyeciden aldığım için istediğim her rengi bulamadım. Mesela, benim aldığım kırmızı biraz daha kiremit rengine yakın bir renk olsaydı, kahverenginin de turuncu tonu biraz daha ağırlıklı olsaydı daha iyi olabilirdi. Aynı koleksiyona ait, çok fazla renk seçeneği olan bir tek bu grup vardı. Ben de içlerinden, sitede verilen renk tonlarına en yakın olanları seçtim.

İsterseniz siz, farklı marka ve koleksiyona ait iplerden çok daha uygun bir renk şeması oluşturabilirsiniz. Renk seçerken iplerin içeriğinin ve kalınlığının uyuşmasına özen gösterin.

Şuradaki Slytherin atkımda yaptığım gibi, bu atkımda da yün karışımlı yumakları tercih ettim. İmkanınız varsa, yün içeren iplerden almanızı tavsiye ederim; daha sıcak tutuyor :)


Doktor'un o çılgın uzunluktaki atkısından ziyade, günlük hayatta kullanabileceğim uzunlukta bir atkı istediğimden bahsetmiştim. İşte, bu yüzden desen konusunda başlarda zorlandım. Önümde iki seçenek vardı: İlki, aldığım iplere uygun olan şu deseni kullanacak ve istediğim uzunluğa ulaştığımda deseni yarıda bırakarak örmeyi bitirecektim. Diğeri ise desendeki renk oranının korunduğu, istediğim uzunluğa uygun olan yeni bir desen oluşturacaktım. Deseni yarıda kesmek istemedim çünkü atkımda, desendeki bütün renklerin bu renk geçişleriyle bulunmasını istiyordum. Bu yüzden, en kısa atkı olan 14. sezonun atkısını örmekten de vazgeçtim. Benim istediğim 12. sezonun desenine sahip, 2,5 metre civarında bir atkıydı. Bu konuda çok araştırma yaptım ama hiçbir şey bulamadım. Ben de biraz karışık gibi görünen şu seçeneği keşfettim; en kalın ip için hazırlanmış şu örgü desenini kullandım. İplerim ve iğnem, tavsiye edilenden ince ve küçük olduğundan atkım çok daha kısa olacaktı. Desen sayfasının üstünde verilen örgü numune bilgilerini kullanarak, öreceğim atkının uzunluğunu tahmini olarak hesapladım. Atkının 2,5 metreye yakın bir değer çıktığını görünce bu seçeneği uyguladım.

Örgü gerilimi kişiden kişiye değişir. Ben parmaklarımı biraz serbest bırakarak, çok germeden örüyorum. Ama siz çok sıkı örüyorsanız, atkınızın boyu daha kısa olacaktır. Bu yüzden, atkıya başlamadan önce ufak bir numune örmenizi tavsiye ederim. Desenlerin örgü bilgileri ile kendi numunenizi karşılaştırarak atkınızın tahmini olarak ne boyutlarda olacağını hesaplayabilirsiniz.


4. Doktor'un atkısında düz örgü tekniği kullanılıyor; her sıra aynı şekilde, düz örgü ile örülüyor. Bu yüzden, renk geçişleri atkının bir yüzünde görülüyor. Düz örgü demişken, sitede sunulan örgü desenlerini incelerken dikkat edin. İlk sayfada sunulan desende yer alan numaralar, örgü sıralarını temsil ediyor; ikinci sayfadaki numaralar ise çıkıntı yapan sıralar. Örneğin, yukarıdaki fotoğraflardaki bej rengi parçanın 5 tane çıkıntı yapan sırası var fakat orası 10 sıralık bir kısım. Diğer sıralar, çıkıntıların arasında olduğu için gözükmüyor.

Slytherin atkımda ilk ilmeği örmeden aldığım için, renk geçişi yaparken sorun yaşamıştım. Bu sefer, ilk ilmeği örüp son ilmeği örmeden bırakmayı tercih ettim. Atkının genişliğini biraz azaltarak 42 ilmek ile atkıma başladım. Buradaki deseni baştan sona takip ettim. Sonuç olarak, 22 cm genişliğinde ve 2,48 cm uzunluğunda bir atkı ördüm; püsküllerle beraber atkının uzunluğu 2,74 cm'yi buluyor. Düz örgünün kullandıkça boylamasına daha da esneyeceğini hesaba katarsak, 4. Doktor'un atkısını andıran uzunlukta fakat ayağıma dolanmadan rahatlıkla kullanabileceğim bir atkım oldu ^_^


Atkıda ip taşıma olmadığından, her renk değişiminde ipleri kestim. Kesmeden önce de atkının içine dokumaya yetecek kadar ip bırakmaya dikkat ettim. Bu ipleri nasıl birleştireceğiniz konusunda bir fikriniz yoksa, sizi buraya alayım. İplerin nasıl bağlanacağı ve atkıya dokunacağı resimli bir biçimde, çok güzel açıklanmış. Ben de, bire bir olmasa da, oradaki teknikleri uyguladım.


İpleri de hallettikten sonra sıra püskülleri eklemeye geldi. Püskül sayısı, ipin kalınlığına göre değişiyor. Kalın ipler için 10 püskül yeterliyken, ince ve orta kalınlıktaki ipler için 12 püskül tavsiye ediliyor. Ben, 13 püskülü daha çok yakıştırdım atkıma. 12 püskül ile, püsküller arasındaki boşluk gözüme batıyordu. Püskül sayısını bir artırınca bu sorunu çözmüş oldum. Her renkten birer ip aldım ve üçer ilmek arayla 13 püskülü ekledim.

Püskül iplerinin ikiye katlanacağını göz önünde bulundurarak, istediğiniz uzunluğun iki katını kesin. Hatta, istediğiniz uzunluktan birkaç santim uzun kesmeniz daha iyi olur. Ben, ipleri 35 santime yakın kestim. Püskülleri ekledikten sonra, iplerin uçlarını birkaç parmak kırptım. Püskül uzunluğuyla ilgili herhangi bir bilgiye rastlamadığım için sitede yer alan fotoğrafları baz aldım. Püsküller, mordan sonra gelen bej rengi kısımla aşağı yukarı aynı uzunlukta görünüyor. Ben de bu oranı uyguladım. Ama siz, püskülleri istediğiniz uzunlukta kesebilirsiniz.


Eylül ortası gibi başladığım atkımı bir aya kalmadan, ekimin ilk haftasında bitirdim. İpleri dokuyup püskülleri de ekleyince ortaya, hem zaman yolculuğuna hem de günlük kullanıma uygun böyle renkli bir parça çıktı :)

Atkının örgü tekniği düz örgü olduğundan, örmesi oldukça kolay. Atkınızı sıcak içeceğinizle birlikte favori Doctor Who bölümlerinizi izlerken örebilirsiniz. Böylece, el yapımı atkınız gibi örerken geçirdiğiniz zamanlar da kıymetli olur. Örmeye başlayacaklara şimdiden kolay gelsin ;)


post signature

29 Ağustos 2017 Salı

Yorum: Alan Moore & Dave Gibbons - Watchmen

Tür: Çizgi Roman, Grafik Roman
Goodreads Puanı: 4,35 (410.027 oy)
Orijinal Adı: Watchmen
Yayınevi: İthaki Yayınları
Çeviri: N. Can Kantarcı
Basım Yılı: 2016
Sayfa Sayısı: 456
KİM GÖZLEYECEK GÖZCÜLERİ?

Seksenli yılların ortasında Alan Moore ve Dave Gibbons, çizgi roman tarihini kökten değiştiren ve popüler kültürün çizgi roman algısını yeni baştan yazan eşsiz bir eser yarattılar: WATCHMEN. Sıklıkla çizgi romanların ciddiye alınmasını sağlayan ilk eser olduğu söylenen WATCHMEN, süper kahramanların çok yönlülüğünü, psikolojik karakter derinliğini olabilecek en gerçekçi biçimde yansıtan yegâne eser.

Amerikalı süper kahramanların varlığının bile tarihe farklı bir yön verdiği bir dünyada, Amerika Vietnam Savaşı'nı kazanmıştır, Nixon hâlâ başkandır ve Soğuk Savaş devam etmektedir. WATCHMEN bir cinayet öyküsü olarak başlasa da kısa sürede tüm gezegeni ilgilendiren bir komplonun izleri ortaya çıkar. Nihayetinde, tekrar bir araya gelmiş bu kahramanlar -Rorscach, Gece Kuşu, İpek Hayalet, Dr. Manhattan ve Ozymandias- inançlarının sınırlarını zorlamak ve iyi ile kötünün çizgisinin nereye çizileceğini kendilerine sormak zorunda kalacaklardır.

Bu edisyonda, eserin yaratılış sürecindeki daha önce yayınlanmamış çizim taslakları ve çizer Dave Gibbons'ın yeni önsözü de metinlere eşlik ediyor.

HUGO ÖDÜLÜ KAZANANI
LOCUS ÖDÜLÜ KAZANANI
EISNER ÖDÜLÜ KAZANANI

"Grafik romanda bir dönüm noktası."
-Time

"En büyük esin kaynaklarımdan."
-Neil Gaiman

"Sanatkârlığın zirvesinde bir başyapıt."
-Entertainment Weekly

"Popüler kültürün ortaya çıkardığı en iyi ürün."
Lost'un yaratıcılarından Damon Lindelof
Watchmen, 2017'nin ilk kitabıydı benim için. Kitaba aralıkta başlamış, mart ortası gibi bitirmiştim. İncelemesini yapmayı çok istiyordum fakat yazabileceğimden emin değildim, aslında hala da emin değilim. Çünkü Watchmen, yoruma ihtiyacının olmadığını düşündüğüm eserlerden biri. Üstelik bu şaheser hakkında söylenmemiş daha ne söyleyebilirim, onu da bilmiyorum. Watchmen'in yorumunun blogumda bulunmasını çok istediğim için böyle bir işe kalkıştım, işte başlıyoruz!

Başlamadan önce minik bir spoiler uyarısı yapayım. İnceleme yazısında spoiler olmasa da fotoğrafların bazıları spoiler içerebilir.


Watchmen'in süper kahramanları ele alış şekli, bu çizgi romanın diğerlerinden ayrılan en büyük özelliği sanırım. Watchmen'deki kahramanların klasik süper kahramanlarla benzerliği, farklı beceri ve yeteneklerini kullanarak savaşan kostümlü savaşçılar olmalarıyla sınırlı... Watchmen'deki süper kahramanlar -biri hariç- ne diğer süper kahramanlar gibi zarar görmez değiller, ne de insanüstü güçlere sahipler. Hepsi de içlerinde farklı derecelerde iyiyi ve kötüyü barındıran, kusurlu karakterler; emeklilik, istismar, değişim gibi gerçek problemlerle uğraşan gerçek insanlar. Watchmen'in devrim niteliğinde olmasının bir nedeni de işte bu karmaşık karakterler ve bu karakterlerin psikolojik profillerinin başarıyla işlenişi!

Kurgu da diğer çizgi romanlarda sıklıkla görmediğimiz bir atmosferi barındırıyor. Soğuk Savaş'ın neden olduğu gerginlik ve geleceğin belirsizliği her sayfaya sinmiş durumda. Olaylar, bizimkine benzer bir tarihe sahip, paralel bir dünyada geçtiği için de yazılan ve çizilen her şey daha sahici geliyor. Süper kahramanların bu sorunları ellerinin bir hareketiyle durduracak güce sahip olmamaları, sıradan insanlar gibi hareket etmeleri de çizgi romanın gerçekçiliğini artırıyor. Watchmen'in bir diğer farkı hayatı her yönüyle, sansürsüz bir biçimde işleyişi; çıplaklık, şiddet, ölüm gibi temalar çizgi romanlarda göremeyeceğimiz bir açıklıkla ele alınmış. Aynı şekilde, felsefi yönü de diğer çizgi romanlara kıyasla daha ağır; kıyamet saati gece yarısına yaklaşır, olay örgüsü ilerlerken okuyucu da karakterlerin eylemlerini, bu eylemlerin ardındaki nedenleri sorguluyor. Sadece bu derin kurgusuyla bile Watchmen, insanların çizgi romana bakışını değiştirebilecek bir eser.


Kurgusu gibi, Alan Moore'un hikaye anlatma tekniğini de çok beğendim. Ufak detaylarla olayları birbirine bağlayışı ve yumuşak zaman geçişleri hoşuma gitti. Kurgunun çizgi romandaki panellerle kısıtlı kalmamasını, anlatımın bölüm sonlarındaki çeşitli yazılarla desteklenmesini de sevdim. Watchmen'in yankısı niteliğindeki The Black Freighter ile çizgi roman içinde çizgi roman anlatımı ise Alan Moore ve Dave Gibbons'ın ustalığını vurgular nitelikte.

Watchmen'i okumadan önce filmini izlemiştim. Birkaç nokta dışında film, çizgi romanın içeriğini ekrana çok güzel yansıttığı için aralarında öyle büyük farklılıklar yok. Bu yüzden, çizgi romanın sürpriz unsurunu pek yüksek bulmadım. Filmi izlememiş olsaydım, eminim ki sayfaları merakla çevirirdim ve muhtemelen çizgi romanı aceleye getirip çoğu noktayı kaçırırdım. Fakat Watchmen, işlediği temalar ve felsefi derinliği nedeniyle sindirerek okunması gereken eserlerden. Dolayısıyla, filmi önce izlemiş olmayı o kadar da sorun etmiyorum. Hatta Watchmen için çizgi roman-film konusunda herhangi bir önceliğim de yok. Çünkü bu kurguya hangisiyle başladığınız önemli değil, yeter ki başlayın; birini bitirdikten sonra diğerini zaten merak edeceksiniz. İkisini de bitirdikten sonra, Watchmen'i daha iyi anlamak ve her şeyi en ince ayrıntısına kadar çözümlemek için okuma-izleme döngüsüne girmiş bulunacaksınız ^_^


Watchmen, kurgusu kadar çizim ve renklendirmesiyle de öne çıkmayı başaran bir çizgi roman. Panellerdeki paralellikler olsun, sembollerin tekrar tekrar kullanılıp motif haline getirilmesi olsun; bunların yarattığı ahenk, Watchmen'i bir sanat eseri haline getiriyor. Dave Gibbons'ın çizdiği her şeyin hikaye için bir anlamı, önemi var ve bu, sadece resimler için geçerli değil. Konuşma balonlarındaki farklılıkların ve değişimlerin bile bir amacı var. Balonlar, karakterleri yansıtan niteliklere sahip. Örneğin, Dr. Manhattan'ın konuşma balonu mavi renkli iken diğer insanlarınki beyaz renkte. Beni en çok etkileyen ise Rorschach'in konuşma balonundaki ayrıntılar... Kendisinin konuşma balonu, süper kahraman kimliğine ve yaşadığı o malum olaya göre farklılaşıyor. Aynı şekilde, o olaydan sonraki konuşma kalıbı da değişiyor; konuşmaları birkaç kelimelik, düz cümlelere dönüşerek yaşadığı ruhsal çöküntüyü yansıtıyor.

Can Kantarcı, Rorschach'taki bu değişimi sağlam çevirisiyle aktarmayı başarmış. Vurgu konusunda da aynı özenin gösterilmesi, sevindirdi beni. Vurguların çoğu korunmuştu ve birkaçında, çeviriye uygun olarak vurgular yeniden düzenlenmişti. Çeviri konusundaki tek şikayetim, çizimde yer alan bazı yazıların çevrilip bazılarının orijinal halde bırakılması. Onun dışında, çeviride hiçbir kusur bulamıyorum :)


Yazı tipi seçimini de beğendim. Bizde kullanılan yazı tipleri ya orijinalinin aynısı ya da ona çok yakın bir stilde; İthaki'nin yaptığı tek değişim, Rorschach'in günlüğünde tarihi belirten yazıyı kalın yapmaları. Bir de, birkaç yerde ufak baskı hatalarının yapıldığını gördüm. Fakat bunları, çizgi romanın incelemesini yazmak için sayfaları karıştırdığım sırada fark ettim. O yüzden çok fazla takılmıyorum buna. Yazıların balon içi yerleştirmeleri de uygundu; taşmalara, boşluklara denk gelmedim.

İthaki'nin sayfa numarası eklemesi, basım kalitesini bir üst noktaya taşıdı benim için. Sayfaların alt köşesinde, çizim olarak sayfa numarası var aslında. Fakat bu numaralar her bölüm sonunda sıfırlanıyor. İthaki ise sayfalara kendi numaralarını eklemeyi seçmiş. Şimdiye kadar okuduğum çizgi romanlarda, sayfa numarası olanına daha önce hiç rastlamamıştım. Bu numaraların GR'de okuma sürecimi ayarlamama bayağı katkısı oldu. Bu nedenle, ayrıntı da olsa bunu söylemeden edemedim. Ayrıca bu basımda Dave Gibbons'ın yeni önsözü ve bazı eskizleri de yer alıyor. Bu eklerin, Watchmen'i anlamaya katkısı olduğu için atlanmaması gerektiğini düşünüyorum.


Watchmen'in kurgusu derin, karakterleri gerçekçi; bunların işlenişi ise incelikli ve yaratıcı. Alan Moore ve Dave Gibbons, farklılığını neyi anlattığı kadar nasıl anlattığıyla da vurgulayan muazzam bir eser ortaya çıkarmış. Hakkında yaptığım her araştırmayla, çizgi romanın farklı bir yönünü görüyorum ve hangi açıdan bakarsam bakayım, bu çizgi roman beni her seferinde derinden etkiliyor. Kısacası, Watchmen bir çizgi romandan çok daha fazlası. Çizgi roman okuru olsanız da olmasanız da Watchmen'i mutlaka okumalısınız!




post signature

19 Ağustos 2017 Cumartesi

Yorum: Neil Gaiman - Kırılgan Şeyler: Öyküler ve Mucizeler

Tür: Fantastik, Öykü
Goodreads Puanı: 4,02 (45.650 oy)
Orijinal Adı: Fragile Things: Short Fictions and Wonders
Yayınevi: İthaki Yayınları
Çeviri: Zeynep Heyzen Ateş
Basım Yılı: 2016
Sayfa Sayısı: 440
Yokyer, Amerikan Tanrıları ve Anansi Çocukları gibi romanlara imza atan Neil Gaiman, Kırılgan Şeyler'de bu kez öykü ve şiirleriyle çıkıyor karşımıza. 2007'de Locus ödülünü kazanan bu derlemede, "Zümrüt Dosya", "Kapanış Saati", "Güneş Kuşu" ve "Koltuğa Ekim Oturduğunda" gibi tek başlarına ödüllendirilmiş öykülerle birlikte bir Amerikan Tanrıları öyküsü olan "Vadinin Hükümdarı" da yer alıyor.

A. C. Doyle'dan Lovecraft'a, Ray Bradbury'den C. S. Lewis'e kadar uzanan bir çağrışım zincirinin görüldüğü bu metinlerde Gaiman, edebiyatın büyülü, fantastik ama hassas gerçekliğine yakından bakmaya davet ediyor bizi. Öykülerin, tıpkı hayallerimiz ve kalplerimiz gibi kırılgan şeyler olduklarını hatırlatıyor, özellikle de kâbuslardan ve gölgelerden doğan öykülerin...
Kırılgan Şeyler'i geçen seneki kitap fuarından almıştım. Öykü okumayı pek sevmediğim için, kitabı okumayı sürekli ertelemiştim. İlkbahar başı gibi kitaba başladım. Her hafta birkaç öykü okuyarak, yavaş yavaş kitabı bitiririm diye planlamıştım. Ama bir müddet sonra kendimi durduramadım; öyküleri arka arkaya devirip kitabı bitirdim.

Kitapta giriş ve sonsöz dahil olmak üzere 35 yazı var. 33 yazının çoğu öykü, bir kısmı ise nazım şeklinde yazılan hikaye ve şiirlerden oluşuyor. Ayrıca, her yazının başında Gaiman'ın o yazıyla ilgili birkaç satırlık yazısı da bulunuyor.

Öykülerde her şey çok çabuk olup bittiğinden, anlatılan hikayenin keyfini tam olarak çıkaramadan sayfaları çevirdiğimi hissederim. Son sayfaya geldiğimde, kendimi hep daha fazlasını isterken bulurum. Şiirlerde, çeviriden dolayı aklımda sürekli bir soru işareti olur. Çeviriden kaynaklanan anlam kayıpları, kelimeler arası ahengin yitirilmesi gibi sorunlar şiir okurken aldığım zevki azaltır. Bu nedenlerden dolayı, Kırılgan Şeyler'e başlamakta tereddüt ettim. Yazarı, favori yazarlarımdan Gaiman olunca, kitabı elime almaya daha da çekindim. Fakat ilk hikayeyi bitirdikten sonra bütün korkularımın yersiz olduğunu gördüm. Nitekim, çeviri başarılıydı; anlatılan hikayelerse Gaiman'ın sınırsız hayal gücünden parçalarla doluydu.


Kırılgan Şeyler'i bu kadar çok sevmemin başlıca nedeni, Gaiman'ın hayal gücüne açılan kocaman bir kapı işlevi görmesiydi. Gaiman'ın romanları, kendisinin o muhteşem hayal gücüne ancak pencere aralayan bir düşüncenin uzunca işlenmiş hali. Kırılgan Şeyler ise kendisinin onlarca yaratıcı fikrinin bir arada toplandığı bir eser. Kitaptaki her bir yazı, Gaiman'ın hayal gücünden birer parça... Neler düşündüğünü, nasıl düşündüğünü, neden yazdığını, hayal gücünün ve üslubunun farklı yönlerini Kırılgan Şeyler'deki bu yazılarda ve yazıların mini önsözlerinde daha net gördüm. Bu yüzden, öykü okumayı sevmediğim halde, Kırılgan Şeyler'i severek okudum.

Kitabın sevdiğim bir diğer özelliği de Gaiman'ın üslubunun ve hikayeyi anlatma becerisinin geçirdiği değişimi göstermesiydi. Kitapta, Gaiman'ın ilk hikayeleri de bulunuyor. Olay örgüsündeki klişe olgular, anlatımdaki aşırılıklar, karakterlerin basmakalıp davranışları, tam olmamış dedirten kelime seçimleri gibi bazı özellikler bu hikayelerin Gaiman'ın ilk yazıları olduğunun işaretini veriyor. Fakat bu demek değil ki bunlar, kimsenin okumak istemeyeceği başarısız yazılar... O zaman bile hikayelerinin ardındaki fikirler yaratıcı ve ilgi çekici; anlatımındaki o büyü de orada, okuyucuyu hikayeye çekmeyi başarıyor.

Kitaptaki bütün yazıları beğenerek okusam da bazılarını daha başarılı bulduğum, favorilerim arasına koyduğum oldu. Zümrüt Dosya, Koltuğa Ekim Oturduğunda, Acı Kahve, Hayat Hikayem, Golyat ve Vadinin Hükümdarı kitaptaki en iyi yazılardan birkaçı...


Vadinin Hükümdarı demişken... İthaki Yayınları, bu hikayeyi ayrı olarak basıp mayıs sonu gibi satışa sunmuştu. Basılan kitap, Kırılgan Şeyler'deki hikayeden 20 sayfa daha kalın. İkisi arasında fark olup olmadığını bilmediğimden kitabı almak istedim. Kırılgan Şeyler'i bitirdikten hemen sonra Vadinin Hükümdarı'nı da okudum. Hem Kırılgan Şeyler'in son hikayesi olduğu için hem de hakkında söyleyeceklerim bir paragrafı geçmeyeceği için Vadinin Hükümdarı ile ilgili düşüncelerimi şuraya sıkıştırayım :)

Öncelikle, Kırılgan Şeyler'deki basımı ile yeni çıkan kitap edisyonu arasında bir fark olmadığını söyleyebilirim; metinlerin yazı puntosu ve çevirmeni aynı. Sadece, sayfa sayıları farklılık gösteriyor. Kırılgan Şeyler'deki Vadinin Hükümdarı'nda sonraki bölüm aynı sayfada, yazının bir satır altından devam ediyor. Kitaptaki metnin bölümleri ise sonraki sayfalardan başladığı için sayfa sayısında farklılık var.

Gölge gibi ben de Amerikan Tanrıları'na noktayı koyalı birkaç yıl oldu. Vadinin Hükümdarı'nda, yaşananların iki yıl sonrasında olanların anlatılması bu yüzden hoşuma gitti. Özlediğim kurguya ufak bir pencere açmış; karakterlerin neler yaptığına, hayatlarına nasıl devam ettiğine bakmış oldum. Kısa bir süreliğine de olsa, tanrılar ve büyüyle dolu o eski dünyaya dönmek güzeldi ^_^


Kitabın çevirmeni Zeynep Heyzen Ateş'i, başarılı çevirisinden dolayı tebrik etmeden geçemeyeceğim. Özellikle şiirlerde, anlamı ve ahengi koruyarak yaptığı akıcı çevirileriyle müthiş bir iş çıkarmış.

Kırılgan Şeyler, tam bir Neil Gaiman kitabı; hikayelerinde ve şiirlerinde Gaiman'ın sınırsız hayal gücünü, karanlık üslubunu ve yaratıcı bakış açısını barındıran renkli bir derleme. Gaiman'ın o muhteşem kafasında neler olup bittiğini anlatmaya en çok yaklaşan eser olduğu için, Kırılgan Şeyler'i herkese tavsiye ediyorum :)



Elbette peri masalları bulaşıcıdır. Birini yakalayabilirsiniz veya birine yakalanabilirsiniz. Onlar bizden çok uzun zaman önce bu dünyada yaşamış kişilerle ortak noktamızdır.





post signature

4 Temmuz 2017 Salı

Yorum Cadısı 5 yaşında!


5 yıl önce, bir çılgınlık yapıp blog açmaya karar vermiştim. 4 Temmuz'da blogumu açıp ilk yazımı paylaşmıştım.

Bugün, Yorum Cadısı 5. yaşını dolduruyor. Az değil, 5 yıl oldu; düşüncelerimi paylaştığım, kendimi geliştirdiğim ve bana yeni arkadaşlıklar kazandıran dolu dolu 5 yıl!

Desteğiniz ve yorumlarınız için teşekkürler! Birlikte daha nice güzel senelerimiz olur, umarım :)

post signature

30 Haziran 2017 Cuma

Bu ay ne(ler) okudum (Haziran/2017)


Merhaba! ^_^ Bu ayı da bol dizili, bol filmli geçirdim. Öyle ki, izlediğim diziler için birkaç Dizi Notları yazısı hazırlamayı bile düşünüyorum; temmuz bitmeden yazıları tamamlayabilirim umarım :)

Ekran başında geçirdiğim süreye rağmen, okuma performansımı geçen aya göre yüksek tuttuğum için mutluyum. Bu ay ikisi çizgi roman olmak üzere toplam 4 kitap okudum.


Uzun zaman önce başlayıp devamı elimde olmadığından yarım bırakmak zorunda kaldığım Buffy'lere başlamıştım bu ay. Albüm 3 ile seriye kaldığım yerden devam ettim. Albüm 4'ü de okuyarak seriyi yarıladım. Buffy'lerin ikisi de benden tam puan aldı; yorumlarını çizgi roman serisini bitirdikten sonra seri olarak gireceğim.

Kırılgan Şeyler, beklediğimden çok daha güzeldi. Öykü sevmediğim için Kırılgan Şeyler'e çekinerek başlamıştım. Ama Gaiman'ın renkli hayal gücü, işte... Her öyküyü, her yazıyı büyük bir zevkle okudum :)

Vadinin Hükümdarı'nı ise Kırılgan Şeyler'in hemen ardından okuyup bitirdim. Bu hikayenin Kırılgan Şeyler'de bulunduğunu bilsem de, arada bir fark olup olmadığına bakmak için almıştım kitabı. Vadinin Hükümdarı'nın yorumunu ayrı olarak girmek yerine, hikayeden Kırılgan Şeyler'de kısaca bahsetmeyi düşünüyorum.

Haziran ayında sizler hangi kitabı/kitapları okudunuz?


post signature

5 Haziran 2017 Pazartesi

Kitap Alışverişi | 13


Şuradaki bir önceki alışveriş yazımda Buffy'lerin eksik sayılarını almıştım. Fakat üçüncü albüm Kitapyurdu'nda tükenince, diğer alışveriş sitelerine yönelmiştim. Şansıma, kitabı Babil'de buldum. Stok durumunun birkaç kitapla sınırlı olduğunu görür görmez de en kısa zamanda siparişimi oluşturdum.

Aldıklarıma ayrıntılı olarak geçmeden önce, alışveriş sürecinden ve yaşadığım ufak karışıklıktan biraz bahsedeyim.

Babil'den 22 Mayıs'ta yaptığım bu alışverişi sırf Buffy'nin üçüncü albümünü almak için yaptım. Kargo ücreti ödememek için ilgimi çeken birkaç kitap daha attım sepete. Alışverişimi gerçekleştirdiğim sırada aldığım Buffy çizgi romanı için sitede, stoklarında 3 adet kaldığı bilgisi yer alıyordu. Fakat alışveriş sonrası aldığım otomatik e-mailde kitabın tükendiği yazılıydı. İnternetten alışveriş yaparken en sinir olduğum şey, ürünlerin stokta olmadığı halde varmış gibi gösterilmesidir. Rahat bir 2-3 saat sinirimden hiçbir şey yapamadım. NTV Yayınları kitaplarının neredeyse hepsi her yerde tükendiğinden, çizgi romanı nerede bulabileceğimi araştırmaya başladım. Kitabı satan birkaç yer buldum ve gün içinde buralara gitmeyi planlıyordum ki aklıma, Babil'e kitabın durumunu sormak geldi. Attığım maile bir saat içinde cevap aldım. Kitabın ellerinde olduğunu, diğer kitaplarımla birlikte gönderileceğini söylediler. Ben de rahat bir nefes aldım.

Kitaplar daha elime geçmeden böyle ilginç bir olay geldi başıma. Babil'den aldığım sonraki e-mailde siparişimin ikiye bölünerek yollanacağı yazıyordu; ön sipariş kitapları olan Görünmez Adam ve Vadinin Hükümdarı henüz çıkmadığından, müşteriyi bekletmemek için böyle bir çözüm geliştirilmiş. Burada bahsettiğim D&R alışveriş yazımı okuduysanız, alışverişlerin bölünmesinden artık olabildiğince kaçındığımı biliyorsunuzdur. Fakat Babil, D&R gibi değildi ve siparişimin ilk yarısı hasarsız bir şekilde elime geçti.

Görünmez Adam'ın çıkışı hazirana kadar uzayınca, kalan kitapların gelmesi bugünü buldu. İlk pakette kitapların yanına defter ve ayraç koyduklarından, bu pakete koymazlar diye düşünmüştüm. Ama ikinci paketten de ayraç ve defter çıktı ^_^

Paketlerin durumundan çok memnun kaldım. İkisinde de kitaplar, balonlu naylonla sarılmıştı ve bunların çevresinde karton vardı. Paketleri Aras Kargo getirdi, kargo firmasında da bir sorun yaşamadım.

Alışverişin tek eksisi, ikici paketin geç gelmesiydi. Bunun neye bağlı olduğunu açıkçası bilmiyorum; ya yayınevinden kaynaklı geç sevk edilme söz konusu ya da siteye kitabın ön sipariş tarihi yanlış veya tahmini yazıldı. Nedeni her neyse, umarım bir daha başıma gelmez. Aynısı, yukarıda bahsettiğim karışıklık için de geçerli :)

Babil'den yaptığım ilk alışverişimdi bu. Fiyat politikalarını yeniden düzenledikleri için artık kitap fiyatları daha uygun. Siparişin yanına koydukları bu tatlı defter ve ayraçlara bayıldığımı da eklemeliyim. Yaptıkları indirimler devam ettiği sürece, bu tarz alışverişlerin devamı gelebilir ;)


post signature

31 Mayıs 2017 Çarşamba

Bu ay ne(ler) okudum (Mayıs/2017)


6 ay sonra gelen bir Bu ay ne(ler) okudum yazısından merhaba ^_^ Gerek kitap okumaktan çok dizi izlediğim için, gerekse unutkanlığım ve üşengeçliğimden dolayı bu yazı dizisine devam edememiştim. Şimdi ise hem kitap okumadaki, hem de blog yazmadaki o eski tempoma yavaş yavaş geri dönüyorum :)


Bu ay iki kitap bitirdim. İlki, Doctor Who kitaplarından Dehşet Ağı'ydı. 12. Doktor ve Clara'nın dizideki karakterlerine paralel olarak işlenmesi hoşuma gitmişti. Kitabın konusu da 12. Doktor'a yakışır karanlıktaydı. Sadece sonunu beğenmemiştim; daha iyi yazılabilirdi.

Bu ay bitirdiğim diğer kitap, sancılı bir okuma süreci geçirdiğim Işık Tanrısı'ydı. Kurguyu orijinal ve fazlasıyla ilgi çekici bulsam da, kurgunun dayandığı fikrin işlenişi çok karmaşıktı. Olay örgüsünün kronolojik olmaması, karakter fazlalığı ve Hint mitolojisine olan yabancılığım gibi bazı etmenler de beni zorladı. Fakat kitabı bitirdikten sonra anladım ki, Işık Tanrısı bir kere okunup kitaplığa kaldırılacak türden kitaplardan değil... Bu yüzden, kitabı daha sonra tekrar okumayı düşünüyorum :)

Mayıs ayında sizler hangi kitabı/kitapları okudunuz?


post signature

29 Mayıs 2017 Pazartesi

Yorum: Roger Zelazny - Işık Tanrısı

Tür: Bilim Kurgu, Fantastik, Klasik
Goodreads Puanı: 4,10 (21.530 oy)
Orijinal Adı: Lord of Light
Yayınevi: İthaki Yayınları
Çeviri: Sönmez Güven
Basım Yılı: 2016
Sayfa Sayısı: 344
"ASLA BİR TANRI OLDUĞUNU İDDİA ETMEDİ. GERÇİ BİR TANRI OLMADIĞINI DA İDDİA ETMEDİ."

Roger Zelazny, farklı pek çok mitolojiyi bilimkurgu romanlarına uyarlamasıyla pek çok yazarın yalnızca hayal edebildiği bir şeyi alışkanlık haline getirmiş eşsiz bir yazar. Hint mitolojisiyle harmanlanan Işık Tanrısı ise sadece bilimkurguyu değil, tüm spekülatif kurguyu değiştiren, benzersiz bir roman. Gaiman'ın en iyi romanı olarak kabul edilen Amerikan Tanrıları'na fikir babalığı yapmakla kalmamış, tanrılar ve insanlar arasındaki isim oyunlarına da ilham kaynağı olmuştur. Martin'in epik serisi Buz ve Ateşin Şarkısı'ndaki Işık Tanrısı da ismini bu romandan aldı, tıpkı Sam Tarly'nin ismini bu romanın başkahramanı Sam'den aldığı gibi.

Dünya yok olalı çok uzun bir süre olmuştu. Kolonileşmiş bir gezegendeki tüm teknolojik gücü ele geçiren insanlar ise kendilerini ölümsüz kılmış ve Hint tanrılarının rolünü üstlenerek o gezegenin kontrolünü ele geçirmişti.

Ancak bu kötü niyetli topluluğa karşı çıkacak biri vardı: Siddhartha ya da Mahasamatman; nam-ı diğer Işık Tanrısı.

Işık Tanrısı, tanrılaşmış insanlara tanrısal bir müdahale.

George R. R. Martin'in sonsözüyle.

"Yazılmış en iyi beş bilimkurgu romanından biri."
-George R. R. Martin
Işık Tanrısı'na sonbahar başı gibi, büyük bir hevesle başlamıştım. Kitap gerek anlatım gerekse konu bakımından beklediğimden çok farklı çıkınca, ilgim başka kitaplara kaydı ve birkaç hafta sonra Işık Tanrısı'nı, daha sonra devam etmek üzere rafa kaldırdım. Bu ay, Işık Tanrısı'nı tekrar okumayı düşündüm. Nitekim geçen hafta elime aldığım kitabı, birkaç gün önce bitirdim.

Kitabın arka kapak yazısına bakınca aklıma, yer yer Hint mitolojisine ait ögelerle karşılaşılan ama her sayfası son paragrafına kadar bilim kurguya batmış bir kitap gelmişti. Mitolojinin, özellikle de fantazyanın bu kadar öne çıkacağını düşünmemiştim. Sanırım bu yüzden, kitap önce beni bir çarptı; sonra da kafamı karıştırdı. İlk sayfaları, tüm bunların nereye varacağını merak ederek okusam da kitabın yarısına geldiğimde, beklentilerimi gözden geçirmem gerektiğini anladım. Ben de kitabı okumayı bıraktım. Okuduklarımı sindirmek ve beni nasıl bir kitabın beklediğini anlamak için kendime zaman tanıdım. Ardından, kitaba kaldığım yerden devam etmeye çalıştım. Okuduğum son olayları hatırlamakta güçlük çekince, birkaç bölüm öncesinden, net olarak hatırladığım olaydan okumaya başladım.


Kurgunun arkasındaki, insanların gelişen teknolojiyle tanrı rolüne bürünmeleri fikri orijinal ve etkileyici. Ana karakter Sam ise düşünceleri ve onları ifade ediş biçimiyle okuduğum en ilginç karakterlerden. Bu yüzden, Işık Tanrısı'nın birçok yazarın kitabına esin kaynağı olması şaşırtıcı değil... Fakat kurgunun dayandığı bu düşüncenin işlenişini karmaşık buldum ben ve çoğu zaman, olay örgüsünü takip etmekte zorlandım. Öncelikle, kitapta çok fazla karakter; bu karakterlerin çoğunun birden fazla ismi ve bazılarının da reenkarnasyondan dolayı değişen fiziksel özellikleri var. Olay örgüsündeki mekanların çokluğu ve Hint mitolojisine olan yabancılığım da okuduklarımı kavramamı bayağı güçleştirdi. Ama asıl zorluk, kronolojik olmayan olay örgüsüydü. Buna, bölüm içindeki olay geçişlerinin ayrımının net olmaması da eklenince okuma sürecinin inişli çıkışlı olması, hatta sekteye uğraması gayet normal. Şahsen ben, son bölüme kadar ne okuduğumu pek anlamadan sayfaları çevirmiştim. Son bölümde ise her şey yavaş yavaş yerine oturmaya başladı. Parçaları bir araya getirdikçe, yazarın o özgün fikri kurgulamadaki ustalığını ve mitolojik ögeleri kurguya yedirme becerisini daha iyi gördüm.

Kitabı bitirmiş olmama rağmen kafamı kurcalayan, anlamadığım veya bağlantısını kuramadığım bazı kısımlar da yok değil... Bu yüzden, Işık Tanrısı'nı araya biraz zaman koyduktan sonra tekrar okumayı düşünüyorum ki bana gelen tavsiye de, kitabı tekrar okumam yönünde.


Işık Tanrısı daha çok, bilim kurguyu fantastikle sentezlemesi veya Hint mitolojisini tüm bunlarla birleştirmesi gibi konularla öne çıksa da Zelazny'nin şiirsel üslubu da dikkatimi çekti. Yaptığı betimlemeler fazlasıyla yaratıcı, kelime seçimlerini ise alışılmadık tarzda. Farklı kelimelerle ifade ettiği düşüncelerini, cümlelerini beğenerek okudum.

Kitabın basımı da içeriği kadar kaliteli. Minimalist kapak tasarımı olsun, kapağın safran rengi olsun, konuyla uyumlu muhteşem bir basımı var kitabın. Çevirmeni de bu titiz, akıcı çevirisi için ayrıca tebrik etmek gerekir.

Bazı kitapların bazı zamanlarda okunması gerektiğini düşünenlerdenim; Işık Tanrısı da bu tarz kitaplardan... Kitabın çok karakterli, karmaşık olay örgüsü okuyucunun tam dikkatini talep ettiğinden kitabın sağlam kafayla okunması taraftarıyım. Buna rağmen, kitabı anlayarak okuyup bitirmek zor gelecektir. İlk okuma böyle sıkıntılı geçse de inanın, değiyor. İyi ki kitaba devam etmişim, diyorum şimdi. Hatta, Işık Tanrısı'nın okudukça anlam kazanacağını bildiğimden kitabı ileride tekrar okumayı düşünüyorum.



"Eğer görmek istemezsen, bir ayna bile seni sana gösteremez."





post signature

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...