31 Aralık 2013 Salı

2013 Yılının En İyileri!


2013 yılının son gününden merhaba ^_^

Öncelikle yeni yılınızı kutluyorum, tüm dileklerinizin gerçekleşeceği yeni bir yıl diliyorum herkese ;) Geçen sene yaptığım gibi bu senenin son gününü de "En İyileri" etkinliğine ayırdım. Bu yıl okuduğum/izlediğim en iyi 5 kitap/dizi ve filmi sıraladım.

Okuduğum En İyi 5 Kitap



Çok bir şey söylememe gerek var mı bilmiyorum... Kitabı hâlâ duymayan, görmeyen, bilmeyen varsa -çok ayıp :D- kitabın arka kapak yazısına bakmadan kitabı alıp ve okusun. Hayatınızı değiştirmeyecek belki ama kitabın hayata bakış açınızı değiştireceğini düşünüyorum

2. Hades'in Evi - Rick Riordan


Hades'in Evi yerine aslında, sırf o şok edici sonu için Athena'nın İşareti'ni koymak istemiştim ama kitabın bolca Annabeth içerdiği ve benim kendisinden pek haz etmediğim gerçeğini göz önüne aldığım zaman Hades'in Evi en doğru seçenek gibi geldi. Üstelik bu kitap sayesinde yeni bir favori karakterim oldu ve shiplenecek yeni bir çiftim :)


Neil Gaiman'ı bu yıl tanıdığım için listeye mutlaka bir kitabını da koymalıyım diye düşündüm fakat içlerinden hangisinin listeye gireceğine karar vermek çok kolay olmadı. Yokyer, Gaiman'ın diğer kitaplarına kıyasla beni daha çok etkiledi; öyle ki günlerce etkisinden çıkamadım. Yolda yürürken yanından geçtiğim her rögar kapağının aslında başka bir dünyaya açılan bir kapı olup olamayacağını düşündüm; evet, bunu ciddi ciddi düşünmüştüm :D

4. Bir Geyşanın Anıları - Arthur Golden


Beni etkileyen kitaplardan biri de Bir Geyşanın Anıları'ydı. Japon kültürünün bu kadar ilginç olabileceği aklıma gelmezdi. Ana karakterin bakış açısı ve kullandığı güçlü kelimelerle bu kitap, hafızama kazındı ve favorilerim arasındaki yerini aldı.



Önce kapağıyla, daha sonra ise kurgulanan o sıra dışı dünyayla beni etkileyen bir kitaptı. Eh, hem kapağı göze hitap ediyor hem kurgusu iyi hem de sürükleyici... Zehir Ustası'nın bu listeye girmemesi gibi bir seçenek söz konusu bile değilmiş zaten :)


İzlediğim En İyi 5 Dizi

1. Continuum


Bu yıl izlemeye başladığım en iyi dizi -tartışmasız- Continuum'du. Fringe benzeri dizi arayışlarımı sonlandıracak derecede iyi olan Continuum, Fringe kadar olmasa da oldukça sürükleyici bir dizi. Özellikle son bölümlerde yaşanan olaylarla senaryo, apayrı bir boyut kazandı. Dizinin yeni sezonunu merakla bekliyorum.



Listeyi bir bilim kurgu dizisiyle daha devam ettiriyorum. Olayların çok da uzak bir gelecekte geçmediği dizide, en ilginç şey polislerin partnerlerinin robotlardan oluşması. Henüz ilk sezonu yayınlanan bu diziyi listemin üst sıralarına alma nedenlerimden biri oyuncuların harika bir performans sergilediğini düşünmem, ikincisi ise senaryonun basit gibi göründüğü hâlde oldukça etkileyici ögeler barındırması.

3. Hannibal


Gerek oyuncu seçimleri gerekse senaryosuyla bu yıl izlemeye başladığım dizilerin en iyilerinden biri de Hannibal'dı. Özellikle Hugh Dancy ve Mads Mikkelsen'ın performanslarının fazlasıyla iyi olduğunu düşünüyorum. Ayrıca dizinin yeni sezonunu da heyecanla beklemekteyim ;)

4. Avatar: The Legend of Korra


Her ne kadar eski Avatar'ı özlemiş olsam da Korra da eskisini aratmıyor sayılır. Avatar: The Last Airbender bittikten sonra karakterlerin neler yaşadığını merak edenler, hiç beklemeden diziye başlayabilirler. Fakat dizinin feci sürükleyici olduğunu da belirtmeliyim.



Dram'ın d'sini sevmeyen ben, bu diziye bayıldım. Bolca İngiliz aksanına ve 1920'lerin havasına maruz kalmak isteyenler için Downton Abbey, harika bir seçim. Fakat dizinin bazı yan etkileri -porselen çay takımları almak, günlük çay tüketiminizdeki artış vb.- olabilir :D


İzlediğim En İyi 5 Film



Daha önce izlemediğime bin pişman olduğum filmlerin başında Inception geliyor ve bu mükemmel ötesi film, gerek kurgusu gerekse oyuncu seçimiyle benim bu yıl izlediğim en iyi filmdi. Filmden o kadar etkilenmiştim ki etkisinden çıkmamın ne kadar uzun sürdüğünü siz tahmin edin...

2. The Hunger Games: Catching Fire


Kitaba uygunluk açısından benden tam puan alan filmlerin başında Catching Fire geliyor, öyle ki birçok sahnede kitaptaki repliklerin kullanıldığını görmek mümkün. Ayrıca filmin kostüm ve dekorasyon açısından da ilk filme kıyasla daha gerçekçi bir hava yakaladığını rahatlıkla söyleyebilirim. Kısacası, bu film olmuş! Kitabını okuyanların hayal kırıklığına uğrayacağını düşünmüyorum.



Howard Shore'un eksikliğinin hemen hissedildiği fakat Thranduil ve Smaug sayesinde bu açığın kapatılmaya çalışıldığı bir filmdi bence. Smaug sahnelerinin tam bir görsel şölen olduğu bir gerçek de Thranduil'i araya ben sıkıştırmış olabilirim :D The Desolation of Smaug'un ilk filmden daha iyi olduğu tek bir konu olduğunu düşünüyorum, o da Thranduil'in mükemmelliğine çokca yer vermeleri... Onun dışında ilk filmden daha iyi diye nitelendirdiğim bir şey gelmiyor aklıma. Bu yüzden, ilk filmin ikinciden daha iyi olduğunu düşünüyorum ben.



Yine bir Leonardo DiCaprio filmi ve ben yine bunu daha önce izlemediğime bin pişmanım. Daha fazla söze gerek yok sanırım...

5. Percy Jackson: Sea of Monsters



Sea of Monsters da Catching Fire gibi kitaba ilkine göre daha fazla bağlıydı. Yapılan ufak değişikliklerle kitaba bağlılığın sağlandığı bu filmin en büyük artısı filmin 3D olarak izleme şansıydı ki bu sayede her şey daha gerçekci gözüküyordu. Kısacası, sinemada 3D olarak izlediğime pişman olmadığım bir filmdi.


post signature

30 Aralık 2013 Pazartesi

Bu ay ne(ler) okudum (Aralık/2013)


Vizeler bitti, rahat bir nefes alırım diyemeden ödevler başladı; finaller de yolda... Eh, tabii bir de The Hobbit: The Desolation of Smaug ile kısa süreliğine gömdüğüm Tolkien aşkı açığa çıktı; Orta Dünya dışında diyar tanımaz, bilmez oldum. Başlangıçta yalnızca Tolkien'den Hobbit Resimleri'ni almak için verdiğim, daha sonra sadece bir kitap almak için kitap siparişi vermemek adına başka kitapları da sepete eklediğim siparişim gecikince içimdeki elf biraz olsun duruldu da iki tane(cik) kitap okuyabildim.

Aralık ayında istediğim kadar kitap okuyamadım, maalesef. Üstüne Dizimag'in kapatılması ve ardından dizilerin sezon arası tatillerine girmesiyle bu ay, dizi konusunda da kendimi boşluktaymış gibi hissettiğim bir ay oldu benim için. Neyse ki bu açığı filmlerle kapatmaya çalıştım; başarılı oldum mu peki, orası tartışılır :D


Fahrenheit 451, keşke daha önce okusaydım dediğim kitaplardan biri. Ayrıca, Okuma Şenliği kapsamında okuduğum ilk kitap; umarım ocakta şenlik kitaplarına ağırlık verebilirim ve yine umarım şenlik kapsamında okuduğum her kitap Fahrenheit 451 kadar iyi olur. Kitabı, distopya türünü tercih edenlerin mutlaka okuması gerektiğini düşünüyorum.

Kuralsız, spoiler yememenin önemini fark etmemi sağlayan bir kitaptı. Bunun yanında, ağzımı açık bırakan sonuyla meraktan çatlamamın ve "Veronicaaaaaaaaa..." nidalarıyla evde dört dönmemin de sebebiydi. Büyük, çok büyük bir merakla serinin son kitabının dilimize çevrilmesini bekliyorum.

Aralık ayında sizler hangi kitabı/kitapları okudunuz?


post signature

28 Aralık 2013 Cumartesi

Yorum: Veronica Roth - Kuralsız (Divergent, #2)

Tür: Bilim Kurgu, Distopya, Genç-Yetişkin
Goodreads Puanı: 4,28 (271.950 oy)
Orijinal Adı: Insurgent
Yayınevi: Artemis Yayınları
Çeviri: Uğur Mehter
Basım Yılı: 2013
Sayfa Sayısı: 510
TEK BİR SEÇİM
Fedakarlık gerektirir.

TEK BİR FEDAKARLIK
Kayıp getirir.

TEK BİR KAYIP
Sorumluluk haline gelir.

TEK BİR SORUMLULUK
Savaş demektir.

TEK BİR SEÇİM
SENİ YOK EDEBİLİR

Her seçimin bir sonucu vardır. Tris sevdiklerini -ve kendini- kurtarmak zorunda. Üzüntü, fedakarlık, kimlik, bağlılık, kurallar ve aşkla ilgili sorunlarla boğuşurken bu hiç de kolay olmayacak. Üstelik savaş başlıyor ve herkes tarafını seçmek durumunda. Ancak geri dönüşü olmayan bir yola giriyorsan, zafer getireceğini umduğun seçim, tüm hayatını altüst edebilir.
Kuralsız çıktıktan birkaç hafta sonra kitaptaki bir karakterle ilgili öyle bir spoiler yemiştim ki kitabın çıkmasını merakla beklediğim günler zehir gibi gelmişti bana. Bu yüzden bende kitaba edinir edinmez başlamak yerine spoilerın etkisinin geçmesini bekledim. Fakat spoiler yemeseydim yine de serinin ilk kitabı Uyumsuz'un, Kuralsız'dan daha iyi olduğunu düşünürdüm.

Kuralsız, Uyumsuz'a kıyasla aksiyonu yüksek, entrikası bol bir kitaptı. Öyle ki bazı sahnelerde ağzım açık kalakaldım, hatta spoiler yediğim kısmı bile büyük bir heyecanla okudum. Kitabın özellikle sonu çok iyiydi; Veronica Roth, öyle bir yerde bırakmış ki serinin yurt dışındaki fanlarının üçüncü kitabın çıkması için neden böyle sabırsızlandıkları anlaşılıyor.

Kitaptaki bir olay zorlama geldi bana. Spoiler niteliğinde olduğu için bu olayı yazmıyorum, sadece bazı karakterlerin aralarının bozulması diyeceğim ama okuyunca neyi kastettiğimi anlayacaksınız bence. Bu olayın başlangıcını okurken, kitabın sonunda neye dönüşeceğini tahmin etmek zor değil ki yazarın bunu biraz daha okuyucuya hissettirmeden kurgulaması gerektiğini düşünüyorum.

Kitabın benden tam puan alamamasının bir diğer nedeni, karakterlerin çok çabuk unutulması... Gayet de akıllara kazınan bir ölüm şekline sahip bir karakterin, birkaç sayfa sonra adının dahi anılmamasını anlayabilmiş değilim. Ölüm şeklini geçtim, ana karakterler kadar dikkat çekici olmasa da bir fan grubunun olduğu karakterlerin bile unutulması bana biraz garip geldi ve bu durumdan rahatsız oldum.

Kuralsız, gerek yüksek temposu gerekse aklımdaki soru işaretlerini gidermesi açısından tatmin ediciydi. Yazar, yazdığı şaşırtıcı sonla serinin son kitabı için beklentilerimi feci artırdı. Allegiant'ın çevrilmesini merakla bekliyorum ^_^



Hadi bakalım Kuralsız!" diyor göz kırparak. "Ne?" diyorum. Elini tutup aşağı kayıyorum. "Kuralsız," diyor. "Bir özel isim. Savaşçı olarak görülmesi gerekmeyen ama kurulu düzen ve otoriteye karşı duran kişi.





post signature

24 Aralık 2013 Salı

Yorum: Ray Bradbury - Fahrenheit 451

Tür: Bilim Kurgu, Distopya, Klasik
Goodreads Puanı: 3,93 (609.395 oy)
Orijinal Adı: Fahrenheit 451
Yayınevi: İthaki Yayınları
Çeviri: Zerrin Kayalıoğlu, Korkut Kayalıoğlu
Basım Yılı: 2012
Sayfa Sayısı: 240
Guy Montag işini seven bir itfaiyeciydi. On yıldır kitap yakıyordu. Gecenin bir yarısında yola çıkışlarını, alevlerin kitapları yutuşunu hiç sorgulamamıştı... Hiç sorgulamamıştı, insanların korkusuzca yaşadıkları bir geçmişi anlatan o 17 yaşındaki genç kızla karşılaşana dek...

Montag'ın hayatındaki bütün yanlışlar doğrularla yer değiştirir o andan sonra... İşini, eşini, yaşayışını yeni bir gözle değerlendirir. Önünü alamadığı duyguları onu, asla tahmin edemeyeceği şeyler yapmaya iter. Sansüre, totaliter yönetimlere, kültür endüstrisine ve uzunca bir süredir sürdürdüğümüz yaşam tarzına yönelik en keskin eleştirilerden biri. Okuyun ve kendinizi yeni baştan kurun.
Fahrenheit 451Tuğçe'nin Kitaplığı'nın etkinlik kapsamında bana önerdiği ve hediye ettiği bir kitaptı. Kitap, merak ettiklerimden olunca en kısa zamanda okumaya başladım. Araya birçok şey girse de kitabı yaklaşık 2 hafta önce bitirdim. Okuma sürem uzun olsa da kitabın, okuduğum en iyi kitaplardan biri olduğunu düşünüyorum.

Öncelikle kitabın, okuyucuyu pençesine alma gücünden bahsetmek istiyorum. Kitabı okurken veya kitabı bitirdikten kısa bir süre sonra bunu fark etmiyorsunuz. Fakat aradan birkaç hafta geçip geriye baktığınızda anlıyorsunuz. Kitabın ilk sayfaları, ana kahraman Montag için güzel yani sıradan bir günü anlatıyor. Derken Montag'ın huzurunu kaçıracak bir şey gerçekleşiyor; mutlu olup olmadığını sorgulatan bir kız çocuğuyla tanışıyor. Kitabın büyük çoğunluğunda Montag'ın kendisiyle verdiği mücadeleyi okuyoruz. Bu hissi okumak o kadar rahatsız edici geldi ki bana, bir ara kitabı rafa kaldırıp daha sonra devam etmeyi bile düşündüm. Fakat merakım galip geldi ve Montag'ın çatışmasını okumaya devam ettim. Kitabı okudukça ben de Montag gibi bir değişim geçirdiğimi hissettim ve kitabı yarım bırakma isteğimin aslında kitabın okuyucuyu etkisi altına alacak kadar iyi olmasından kaynaklandığını anladım.

Kitapta yer alan, itfaiyeciler'in söndürmek yerine yakması ve kitapların tehlikeli ve yasak ilan edilmesi gibi fikirler hem yaratıcı hem de korkutucu zira bu gelecek fazla uzak olmayabilir. Günümüzde insanların televizyon, bilgisayar gibi teknolojik aletlerle fazlasıyla zaman geçirmesi; insanların konuştuğu konuların çoğunluğunun televizyon programlarından veya dizilerden oluşması, özellikle son zamanlarda ülkemizde başlayan sansür uygulamaları nedeniyle Fahrenheit 451, üzerinde düşünüldüğü zaman kurgusal bir kitap gibi gelmiyor insana.

Kitabın baskısından da kısaca bahsetmek istiyorum. İthaki Yayınları tarafından yeniden basılan kitap, cep boydu. Normalde ben, cep boy kitaplara evlatlık muamelesi yaparım :D Ama kitabın işlediği konular sebebiyle Fahrenheit 451'i bu şekilde görmedim ve bu kitapla cep-boy-okumam düşüncesini de kırmış oldum. Ayrıca cep boy kitapların taşıması ve yolda okuması en kolay kitap olduğunu da tecrübe ettim. Bundan sonra, cep boy kitaplar ilk tercihim olmasa bile sırf cep boy olduğu için almamazlık yapmayacağım.

Fahrenheit 451, özellikle distopya severlerin mutlaka okuması gereken bir kitap. Soru sormanın, sorgulamanın, düşünmenin önemini anlatan bu kitap tam da bütün bunlara en çok ihtiyacımız olduğu bu zamanlarda karşıma çıktı, iyi ki de çıktı. Beni derinden etkileyen kitaplardan biri oldu ve favorilerim arasındaki yerini aldı.



Güneş her gün yanıyordu. Güneş, zamanı yakıyordu. Dünya hızla bir daire çiziyor ve kendi ekseni çevresinde dönüyor, zaman da nasıl olsa Montag'ın bir yardımı olmadan, yılları ve insanları yakıyordu. Böylece eğer o, itfaiyecilerle birlikte nesneleri, güneş de zamanı yakmaya devam ederse, bu her şeyin yakılacağı anlamına geliyordu. İkisinden birinin yakmayı bırakması gerekiyordu. Elbette güneş bırakmayacaktı; o halde görünüşe göre bunun, Montag ve birkaç saat öncesine kadar birlikte çalıştığı arkadaşları olması gerekiyordu.





post signature

23 Aralık 2013 Pazartesi

Konuşan Kitaplar #22 Blog Tur | Aşka İkinci Şans - Jennifer Probst | Yazar Tanıtımı + Yazarın Diğer Kitapları


Konuşan Kitapların 22. turunun ilk gününden herkese merhaba! Bu turumuzda Jennifer Probst'un Marriage to a Billionaire serisinin 2. kitabı Aşka İkinci Şans'ı inceliyoruz. Yorum Cadısı olarak ben ise yazarımızı tanıtıp diğer kitaplarını paylaşacağım. Yazar tanıtımı Tuğçe'nin Kitaplığı'ndan alıntı olup yazının aslına şuradan ulaşabilirsiniz. Turun bugünkü takvimini yazının devamında bulabilirsiniz. Ayrıca çekilişle 1 kişiye Aşka İkinci Şans'ı hediye ediyoruz, katılmayı unutmayın. Keyifli turlar! ^_^

Kitap ve Serinin Tanıtımı - Kitap Sayfaları
Çekiliş - Asabi Bakire

Her zaman bir yazar olmak istemiştim. On iki yaşımda, elime bir kalem aldım ve ilk aşk hikayemi yazdım, o zamandan beri de durmadım. O kadın kahramanlar bana, benim işime yarayan değerli dersler öğrettiler. Korktuğum zaman, başımı dik tutmayı ve ileri atılmayı; bir ilişkide saygı görmeyi beklemeyi; bağımsızlığı, hayallari ve fedakarlığı öğrettiler. Bunlar yazmak istediğim hikayeler ve sadece yıllardır hissettiğim keyfi, biraz olsun geri verebilmiş olmayı umarım.

NewYork eyaletinde, güzel Hudson Valley’de yaşıyorum. Bir çok yere gittim, ama sanırım dağlar beni hep geri çağırdı. İşletme diploması aldım ve Mercy Üniversitesi’nde çalıştım ve şimdi, çoğu günümü aileme ve karakterlerime adayarak geçiriyorum. Birçok kariyeri denedim; seyahat acentası, yoga öğretmeni ve sigorta satıcısı. Bir pilot, bir dansçı, bir arkeolog ve bir şarap bağı sahibi olmayı istedim. Ve tüm bunları, aşk romanlarım sayesinde oldum, daha birçoğunu da keşfetmeye niyetliyim.

Kariyerimdeki dönüm noktalarından birisi, Amerika Romans Yazarlarına katılmam olmuştu ve benim bölgemdeki birimde (Hudson Valley RWA) harika insanlarla tanıştım. Yapıcı eleştiriler sayesinde, ham becerilerimin nasıl yayımlanabilir bir romana dönüşeceğini öğrendim. Tüm yeni yazarların üzerinde çalışması gerektiği, uzun önsözlerimin ve pasif anlatımlarımın farkına vardım ve şimdi diğerlerinin yolculuğunda, onlara yardımcı olmaya çalışıyorum.

Boş vakitlerim, yazmakla, okumakla ve hareketli iki erkek çocuğunu yetiştirmekle geçiyor. Hayvanların da bir çeşit çocuk olduğuna inanıyorum ve zamanımı yerel hayvan barınağında geçirmekten keyif alıyorum, ilk bebeğim Bella’yı da buradan edindim; oğlum kadar başını belaya sokan bir tazı ve çoban köpeği kırması. Evimizdeki barış elçisi olan beagle ırkı, ikinci köpeğimi, suistimal edildiği evden kurtardım.

Hayatımın aşkını tam kendi romantik yolculuğumda pes ettiğim sırada tanıdım. İlk kez birlikte çıkmamızı teklif ettiğinde, eğer bana yemek ısmarlamasına izin verirsem, kitabımı alacağına söz verdi. Birlikte yemek yedik ve sushi ile birbirimize aşık olduk, o zamandan beri de hiç ayrılmadık. Evlendik ve mutlu evlilik hayatına yelken açtık. O zaman anladım ki; mutlu sonlar değil, mutlu başlangıçlar önemli olan.

Marriage to a Billionaire Serisi

   


The Searching For Serisi

 


Steele Brothers Üçlemesi

  


Herhangi Bir Seriye Dahil Olmayan Diğer Kitapları

  

  

post signature

21 Aralık 2013 Cumartesi

Yorum: Frozen (2013)

Tür: Animasyon, Komedi, Macera
IMDb Puanı: 8,1 (23.855 oy)
Türkçe Adı: Karlar Ülkesi
Yönetmen: Chris Buck, Jennifer Lee
Oyuncular: Kristen Bell, Idina Menzel, Jonathan Groff, Josh Gad, Santino Fontana...
Vizyon Tarihi: 17 Ocak 2014
Süre: 102 dk.
Bir kehanet, bir krallığı sonsuza dek kışa mahkum edince korkusuz ve iyimser Anna, cesur dağ adamı Kristoff ve onun sağ kolu olan ren geyiği Sven ile işbirliği yapıp kız kardeşi Kar Kraliçesi Elsa’yı bulmak ve buz büyüsünü bozmak için uzun bir yolculuğa çıkar. Her adımda gizemli yaratıklara, Olaf adında komik bir kardan adama, Everest gibi kocaman dağlara ve sihre rastlayan Anna ve Kristoff, krallığı yok olmaktan kurtarmak için büyük savaş verirler.
Fragmanını gördüğüm günden itibaren çıkmasını dört gözle beklediğim animasyonlardan biriydi. Türkiye'de vizyona girmesine bir aya yakın bir süre olduğu için dayanamayıp internet üzerinden izledim. Hatta tek başıma da izlemiş sayılmam çünkü Emin ile birlikte eş zamanlı olarak izledik ;) Emin'in film yorumuna göz atmak isterseniz Sihirbazın Güncesi'ni ziyaret edebilirsiniz :)

Genelde müzikal/müzikale yakın yapımları izlemeyi pek tercih etmiyorum. Karakterlerin hissettiklerini şarkı söyleyerek aktarması fazlasıyla uzun sürdüğü için bir yerden sonra sıkılıyorum. Fakat Frozen'daki müzikal sahnelerin uzunluğu gayet yerindeydi. Üstelik, söylenen şarkılar da çok hoştu. Özellikle Elsa'nın buzdan şatoyu inşa ederken söylediği şarkıyı çok sevdim. ^_^

Disney'in romantizm ağırlıklı animasyonlarına alıştığım için Frozen biraz farklı geldi bana, fakat bu demek değil ki filmin bu yönünü sevmedim. Aksine, en çok sevdiğim yönüydü bu :) Romantizmi konu alan animasyonları pek tercih etmediğimden filmin bu yönü, benim için hoş bir sürpriz oldu.

Filmde hiç mi romantizm yok derseniz... Vardı tabii ki fakat filmin sonuna belli belirsiz bir şekilde yerleştirilmişti. Ayrıca, senaristlerin romantizm konusunda seyirciyi şaşırtacağını da söylemeliyim. Bunun geleceğini görememiştim ben; oldukça iyiydi ya ;)

Karakterleriyle, şarkılarıyla, senaryosuyla, kısacası her şeyiyle Frozen, kış aylarında izlenebilecek harika animasyonlardan biri. Yorganın altına girip elinize sıcak içeceğinizi de aldınız mı film için hazırsınız demektir ;)  Ya da biraz daha bekleyip filmi sinemada 3D olarak izleyebilirsiniz. Seçim sizin, şimdiden keyifli seyirler ^_^


post signature

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...