30 Ekim 2015 Cuma

Dizi Notları | 6


Aslında Dizi Notları'nın arasına bayağı bir zaman koymaya özen gösteriyorum; böylece izlediğim diziler birikiyor ve hepsini tek yazıda toplayabiliyorum. Bu sefer bir yazıda sadece iki diziyi işleyeceğim çünkü bunlar, özellikle de Black Books hakkındaki düşüncelerimi daha fazla içimde tutamıyorum; herkes bilsin, izlesin istiyorum :D


Black Books'u geçtiğimiz aylarda, başlayacak yeni dizi aradığım dönemde keşfetmiştim. Ne izlesem diye nette gezinirken bir blogda dizinin tanıtım yazısına denk gelmiştim. Başlarken tereddütlerim vardı, sonuçta dizi biraz eski bir yapım ve sitcomun fanı olduğum da pek söylenemez; sevebilir miyim acaba diye düşünmüştüm. Bu yüzden, yazıyı gördükten birkaç hafta sonra izleyecek cesareti buldum kendimde. Diziye ilk gördüğümde başlasaydım, diziyi bir önceki Dizi Notları'nda bulabilirdiniz; ama neyse, geç olsun da güç olmasın ;)

Dizi, ağırlıklı olarak Londra'da bir kitapçı dükkanında geçiyor. Dükkanın sahibi Bernard, arkadaşı ve komşusu Fran ile dükkanda çalışan Manny'nin yaşadıkları konu ediniliyor. Dizi, Manny'nin diğer ikisiyle nasıl tanıştığını ve akabinde işe nasıl başladığını anlatan bir bölümle açılışı yapıyor. Ardından her bölüm birbirinden komik, eğlenceli ve absürt olaylarla devam ediyor.

Şu paragrafı yazarken diziyi düşündüm de... Yüzümde böyle salakça bir gülümseme oluşuverdi hemen :D Keşke diziyi daha önce izleseydim, diyorum sürekli. Her izleyişimde de bütün dizi beynimden siliniverse ve ben her seferinde diziyi yeniden keşfetsem... Dizi inanılmaz komik; öyle ki, diziyi genelde kahvaltı ederken izlediğimden kaç kere boğulma tehlikesi geçirdiğimi sayamam :D

Bernard bütün o asosyalliği, kitaplara olan düşkünlüğü, mizah anlayışı, İrlanda aksanı ve sayamadığım daha bir sürü özelliğiyle gönlüme taht kurdu. Aslında kendisi uyuz, kaba, kötümser, pejmürde ve alkolik biri; normalde böylelerinden olabildiğince uzak durmayı seçersiniz. Ama gelin görün, Dylan Moran bu karaktere öyle bir hayat veriyor ki Bernard'ı sevmeden yapamıyorsunuz; alıp evde bir tane beslemek istiyorsunuz ^_^ Bernard sorumluluk almak istemeyen, fazlasıyla çocuk ruhlu bir karakter; Manny ise saf olduğu için birazcık çocuk ruhlu. Fakat bunun dışında Bernard'ın zıttı bir karakter; hijyene önem veren, yardımsever ve itaatkar bir yapısı var. Bernard'la aralarındaki ilişki ekrana sorunlu gibi yansıtılsa da ben bu ikisini bir türlü anlaşamayan kardeşler olarak görüyorum :D Fran ise koca birer çocuk olan bu iki yetişkinin hayatlarını bir nevi çekip çeviren kişi. Bazı zamanlar çıkarcı ve bencil olsa genelde her ikisinin de iyi ve kötü günlerinde yanında oluyor; bazen de çılgın yanı devreye girip bunları çok garip durumların içine çekiyor :D

Olaylar bu 3 karakterin çevresinde dönüyor, genelde. Her bölümde konu değişse de kopukluk yok, bölümler birbiriyle bağlantılı gidiyor. Olay örgüsü dışında, senaryosunu çok başarılı buldum ben. Özellikle de Bernard'ın garip ama mantıklı ve gerçekçi mizah anlayışına bayıldım. Dylan Moran, aynı zamanda dizinin yazarlarından biri olduğu için çoğu esprinin ondan çıktığını düşünüyorum. Kendisini Black Books'la tanıdım ve favori aktörlerimden biri oldu artık. Stand-up gösterileri başta olmak üzere her yapımını bulup izlemek istiyorum :)

Black Books'u izleyin ve izletin; izlemeseniz pişman olursunuz, o kadar kesin konuşuyorum :D Müthiş oyuncularla ve gülmekten yerler yatıran senaryosuyla mükemmel ötesi bir dizi. Zaten 18 bölümcük bir şey, her bölüm 20 küsur dakika sürüyor; size neyin çarptığını anlamadan dizinin bağımlısı olacaksınız :D


Humans'ın ilk bölümünü aylar önce izlemiştim, ama nedense ilk bölüm sarmamıştı; ben de diziyi yarım bırakmıştım. İzleyecek dizi bulamadığım bir zamanda diziye devam etmeyi seçtim, iyi ki de seçmişim.

Humans, bilim kurgu türünde bir dizi. Gelecek bir zamanda yapay zekanın keşfedilmesiyle adı synth olarak kısaltılan robotların üretimini ve sonrasında gelişen olayları konu alıyor. Dizinin ilk bölümleri Anita adındaki bir synthin etrafında gelişirken, sonraki bölümlerde senaryo dallanıp budaklanıyor; Anita'nın ve bazı synthlerin geçmişi işleniyor, gizemler açığa çıkarılıyor. Fakat aynı zamanda insanların synthlere verdiği tepkiler ve psikolojileri de başarıyla işleniyor.

Dizi, aksiyon ve dram yönünü dengeye oturtmuş ender yapımlardan. Synthlerin üretimiyle başlayan geçmişteki sır perdesi yavaş yavaş kalkarken, her alanı işgal eden synthlerin bulunduğu şimdiki zamandaki insanın yeri ve psikolojisi de mükemmel bir biçimde aktarılıyor. Bir bilim kurgu ilk defa senaryo ve senaryonun yaratıcılığından çok işlediği insan psikolojisiyle dikkatimi çekti. Ama cidden, dikkat çekmeyecek gibi de değil... İnsanların synthlerin üretimiyle kendini yetersiz ve değersiz hissetmeleri, synthleri aşağı ırk olarak görüp onlara karşı sergiledikleri tavır ve davranışlarında gerçek benliklerini göstermeleri ve synthleri bilinçleri olmadığı halde birer insan olarak görüp hayatlarında çok önemli roller vermeleri, onları sahiplenip gerçek birer birey yerine koymaları; yani insan yaşamının her alanında yer alan synthlerin insanlar üzerindeki psikolojik ve sosyal etkileri, her yönden mükemmel bir biçimde işleniyor. Biraz da bu yüzden, dizi bayağı bir gerçekçi; gelecekte bu tarz bir şeyin olmaması için hiçbir sebep göremiyorsunuz.

Son olarak, dizinin Äkta människor (Real Humans) isimli İsveç yapımı bir diziden uyarlandığını da belirteyim. Araştırdığım kadarıyla Humans'taki bazı karakter isimleri ve senaryonun bir kısmı İsveç yapımı diziyle paralel gidiyor. Humans'ın ilk sezonunu bitirdikten sonra Äkta människor'u da izlemeyi düşünüyorum ^_^

post signature

0 yorum:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...