31 Ocak 2015 Cumartesi

Bu ay ne(ler) okudum (Ocak/2015)


Ocak ayının ilk yarısı finallerle geçti. O zaman aralığında birkaç bölüm dizi izlemek dışında ders dışı hiçbir aktivitede bulunamadım. Ama ne zaman ki sınavlarım bitti ve ben bir oh çektim, işte ondan sonra kitaplara doyasıya yumuldum ^_^ Fakat yumulmadan önce birkaç gün, okul yoğunluğundan yazamadığım kitap yorumlarıyla geçti. Onları yazmayı bitirdikten sonra, gerçekten tatilimin başladığını hissettim :) Tatile girdiğimizden beri 3 kitap okudum. Ocak ayını 3 kitapla kapatsam da tatilin bitimine kadar en az bir bu kadar daha kitap okumak istiyorum.


2015'te bitirdiğim ilk kitap Locke Lamora'nın Yalanları oldu. Epik fantezi genelde bana çok ağır geldiği için, çok istemedikçe bu türde kitaplar okumuyorum. Fakat Locke Lamora'nın Yalanları, hem bu açıdan beni yormayan hem de ayrıntılarıyla aklımı başımdan alan bir kitaptı. Henüz 2015'in ilk ayını bitirsek de, 11 ay sonra yılın enlerini hazırladığımda bu kitabı ilk beşte görmeniz mümkün.

Ardından uzun zamandır okumak istediğim Marslı'ya başladım. Kitabı bitirmemek için çok uğraştım ama 2 günde bitiverdi. Okuduğum en eğlenceli bilim kurgu kitabıydı, Marslı. Kitabın birkaç olumsuzluğunun olduğunu düşünsem de Mark'ın varlığı bütün bu olumsuzlukların üzerini çizmemi sağladı :D

Tatlı Şeytan ise başlamadan önce şüphelerimin olduğu bir kitaptı. Melek konulu kitapları pek tercih etmediğim için Tatlı Şeytan'a başlamaya öyle çok meraklı değildim. Fakat kitap, beklediğimden çok iyiydi. Hatta, okuduğum en iyi melek konulu kitaptı.

Bu ay okuduğum üç kitap da benden tam puan aldı. Yani, 2015'e kitap konusunda böyle muhteşem bir girişi yaptım sayılır ;) Ocak ayında bitirdiğim bu üç kitabı herkese, şiddetle tavsiye ediyorum ^_^

Ocak ayında sizler hangi kitabı/kitapları okudunuz?


post signature

28 Ocak 2015 Çarşamba

Etkinlik: Kitap Tag


Hazır başlamışken, bütün etkinlikleri aradan çıkarayım dedim :) Mimlendiğim bir diğer etkinlik ise Kitap Tag. Orta Boy Popcorn tarafından mimlendim. Kendisine bir kez daha teşekkür ediyorum ve sorular ile cevaplara geçiyorum :)

1- Kitap okumak için evde belli bir yerin var mı?
Aslında yok, genelde yatağımda okurdum ama şu sıralar salonda belli bir koltukta okumayı tercih ediyorum.

2- Ayraç mı yoksa rastgele bir kağıt parçası mı?
Kesinlikle ayraç :D Son birkaç aydır özellikle mıknatıslı olanları tercih ediyorum.

3- Kitap okumayı belirli bir zamanda mı durdurursun yoksa belirli bir bölümde ya da bölüm başında mı durdurursun?
Önceden bölüm veya kısım sonuna kadar okurdum ara vermek için. Ama artık okuduğum paragrafı bitirmem, durmam için yeterli oluyor.

4- Okurken yemek yemek mi bir şeyler içmek mi? 
Yemek yerken kitap okuyamıyorum. Hatta yemek yerken, dizi ve film izlemek dışında hiçbir şey yapamıyorum :D Bu yüzden bir şeyler içmek, diyorum.

5- Kitap okurken televizyon seyretmek mi müzik dinlemek mi?
Normalde de neredeyse hiç televizyon izlemediğim için, müzik dinlemek diyorum. Bazen evde kitap okurken müzik dinlemeyi seçsem de çoğunlukla yolda kitap okurken bir yandan da müzik dinliyorum. Dışarıdaki gürültü yerine, benim seçtiğim ve kitapla uyumlu bir gürültüyü dinlemeyi tercih ediyorum. Bu "gürültü" ise genelde klasik müzik oluyor :)

6- Tek seferde bir kitap mı yoksa birden fazla kitap mı?
Fark etmez. Tek seferde bir kitap okuduğum da oluyor, 5 kitabı aynı zamanlarda okuduğum da.

7- Okurken evde mi yoksa her yerde mi okumayı tercih edersin?
Sanırım bunun cevabını yukarıdaki sorularda vermiş sayılıyorum :) Rahat olduktan sonra her yerde okuyabilirim. Ama en rahat olduğum yer evim olduğu için, evde okumayı tercih ederim.

8- Kitabın, kafanın içinde yüksek sesle okunması mı yoksa sessizce okunması mı?
Genelde sessizce okuyorum, özellikle de kitap akıcıysa. Kafamın içinde vurgulayarak okuduğum zamanlar, dikkatimin dağıldığı zamanlara denk geliyor. Dikkatimi tekrar kitaba çekmek için, içimden her bir kelimeyi vurgulayarak okuyorum.

9- Önündeki sayfaları okur musun yoksa sayfaları atlar mısın?
Biraz takıntı gibi görünebilir ama ben kitapların künye kısımlarını bile okuyorum; daha doğrusu, okumaktan ziyade inceliyorum :D Kitabın ön ve arka kapağı arasındaki her kelimeyi okuyorum. Ne kadar sıkılırsam sıkılayım, hiç sayfa atlamadım. Sayfa atlamak yerine kitaba ara vermeyi tercih ederim.

10- Ciltli kitap mı karton kitap mı?
Hem kalitesi yüksek olduğu için hem de kitaplar daha uzun süre dayandığı için ciltli kitapları tercih ederim. Ama kitabın ciltlisi yoksa, mecburen karton kapaklısını alıyorum.

11- Kitap yazıyor musun?
Hayır. Bir hevesle başlasam bile sıkıldıktan sonra bırakırım.

Bu etkinliği yaparken çok eğlendim ^_^ Siz de yapmak isterseniz, buyurun. Yaptıktan sonra linkinizi bu yazının altına yorum olarak bırakabilirsiniz :) Ben de SaklamaKabı'ndan Eren'i ve Yorum Durağım'dan Damla'yı mimliyorum ;) Yaparsanız sevinirim gençler, ama yapmasanız da olur yani :D

post signature

Etkinlik: Kendi Kitabını Yarat


Bir süredir bu etkinliği birçok blogda görüyordum. Çok geçmeden bu mime ben de davet edildim :) Orta Boy Popcorn ve Geveze Kitap Kurdu tarafından mimlenmiştim. İkisine de teşekkür ediyorum ^_^ Etkinliğin üzerinde oldukça düşünülmesi gereken soruları içerdiğini görünce bu etkinliği yapma işini, diğer günlere nazaran boş olduğum bir güne attım. Çok uzatmadan sorulara ve verdiğim cevaplara geçiyorum :)

1) Bir kitap yazmaya karar verdiniz. Türü ne olurdu?
Bu üşengeçlikle kitap yazmam biraz zor, ama neyse :D Muhtemelen fantastik olurdu.

2) Bu kitabı bir serinin başlangıcı mı yoksa bağımsız bir roman şeklinde mi yazardınız?
Seri olabilir. Fakat çok uzatılan serileri sevmediğim için bir üçleme olabilirdi veya iki kitaptan oluşan bir seri.

3) Kitabınızın baş karakterinin ya da karakterlerinin isimlerini ne/neler koyardınız?
Günümüzde kullanılan bir isim seçeceksem ender kullanılanlardan birini seçerdim. Ya da kendim birkaç isim oluşturup onları kullanırdım sanırım. Hangi ismi seçeceksem seçeyim, ismin anlamının karakterin kişiliğine uygun bir isim olmasına özen gösterirdim.

4) Her yazarın etkinlendiği başka yazar ya da yazarlar mutlaka vardır. Peki sizinkiler hangileri?
Tolkien olurdu mutlaka. Başka yazarlar da olurdu ama şimdi aklıma gelmiyor :D

5) Kitabınızın nerede geçiyor olmasınız isterdiniz (Hangi ülke, şehir, köy vs.)? Ya da kitabınız kurgusal bir dünyayı anlatıyorsa orası nasıl bir yer olurdu?
İlla ki günümüzden bir yeri kullanacaksam yaşadığım şehir, İzmir'i bir şekilde kullanırdım. Denizi var, dağı var, ovası var; kalabalık ilçeleri de var köyleri de... Olayların geçeceği yerler için önümde birçok seçenek olurdu. Veya kendi kurguladığım bir yeri kullanırdım :)

6) Kitabınızı ilk olarak kime imzalayıp verirdiniz?
Kardeşime ya da yakın arkadaşlarımdan birine.

7) Gelelim en önemli soruya, kitabınızın ismi ne olurdu?
Cevaplarken en çok zorlandığım soru bu sanırım :D Şimdi, bir kitap yazmadığım için doğrudan şudur diyemeyeceğim ama biraz açıklayabilirim. Kitaptan bir karakterin ismini kullanabilirdim, kurguladığım yerleri kullanabilirdim veya bunların yanına başlığın devamı olarak kitabın ana olayını özetleyen bir kelime öbeğini koyabilirdim. Seçeneğim çok olduğu için de muhtemelen yakın arkadaşlarımın fikrini alırdım. Yani kitabın ismini sadece ben belirlemezdim galiba :)

8) Sizce kitabınızı en güzel şekilde anlatan 3 kelime ne olurdu?
Gerçekçi, sürükleyici ve merak uyandırıcı ^_^

Soruları cevaplarken düşündüğüm kadar zorlanmadım çünkü aklıma ilk gelenleri biraz da şekillendirerek yazdım. Mimlemeye gelecek olursak... Herkesin kitap yazmak istemediğini düşünerek, yapmak isteyenleri mimliyorum :) Yapanlar, yaptıkları etkinliğin linkini yorum olarak bırakabilirler.

post signature

27 Ocak 2015 Salı

Alışveriş | 1


Yağmurlu bir İzmir'den herkese merhaba :) Son birkaç gündür İzmir'e feci derecede yağmur yağıyor, tam kitap okunacak zamanlar bunlar ;) Ama ben bu yağmurlu günde, kardeşimle birlikte dışarıdaydım; Karga'ya ve Pan Kitabevi'ne uğrayıp yukarıda görmüş olduğunuz güzelleri aldım ^_^

Öncelikle Alsancak'ta bulunan Karga'ya gittim. İnternet alışverişlerimde her zaman kapıda ödemeyi seçen biriyim, kapıda ödeme seçeneği olmayan sitelerden alışveriş yapamıyorum ve bu sorunu en çok kitap, film, dizi temalı eşya almak istediğimde yaşıyorum. Bu yüzden bu tarz eşyaları satan yerler aramıştım ama bulamamıştım. Karga'yı ise kardeşim vasıtasıyla keşfettim. Karga, takılardan kupalara, tişörtlerden hediyelik eşyalara kadar kitap, dizi ve film içerikli eşyaların yanında ilginç ve farklı eşyaların da satıldığı bir dükkan. Alsancak İskele'nin tam karşısındaki ara sokakta yer alıyor. Dükkanda görevli kişiler yardımsever ve güler yüzlü. İstediğiniz takı veya eşya ellerinde kalmamışsa, geldiğinde size bilgi vermeleri için telefon numaranızı da bırakabiliyorsunuz.


Buradan daha önce Evenstar kolyesini almıştım, bugün ise Aragorn'un taktığı Barahir yüzüğünü aldım. Fiyatları çok uygun, eşyalar ise orijinallerine oldukça benziyor. Takıların fiyatları 10-35 lira arasında değişiyor, ama takıların çoğunluğu 20-25 lira arasında. Evenstar'ı 35'e, Barahir yüzüğünü ise 25'e aldım.



Karga'ya ilk gidişimde fotoğraf çekememiştim, bugün de acelem olduğu için çok fazla çekemedim maalesef. Fakat çektiklerim, dükkanda satılan takılar hakkında bir fikir edinmenize yardımcı olur diye düşünüyorum. Karga'nın facebook sayfası için buraya, sipariş verebileceğiniz sitesi için şuraya tıklayabilirsiniz. Daha detaylı bilgileri buralardan alabilirsiniz.


Alsancak'tan Karşıyaka'ya geçip Pan Kitabevi'ne gittik. Buraya en son 6-7 yıl önce gelmiştim sanırım, mekanın düzeninin biraz değiştiğini fark ettim. Ama o muhteşem kitap kokusu, değiştirilemeyecek ölçüde sinmiş :) Pan'a gitme amacımız ise Hobbit'in ingilizce cep boyunu almaktı. Yakın zamana kadar D&R'da vardı fakat geçenlerde baktığımda tükendiğini gördüm. Hobbit'i bulamadım ama onun yerine bu üç kitabı aldım. Peri Masalları Üzerine'nin basımı bittiği için hiçbir kitap alışveriş sitesinde görememiştim bu kitabı. Şans eseri, Pan'da buldum. Aynı şekilde Roverandom da uzun zamandır almak istediğim, ama bir türlü alamadığım Tolkien kitaplarındandı. Bulmuşken onu da alayım dedim ^_^ Çıplak Şölen'i ise aramadığım sahaf, kitapçı, kitabevi kalmamıştı sanırım. Gerçi, benim istediğim basım başkaydı ama bunu da bulmuşken almak istedim. Bu kitabın, bende bir başka basımının Türkçe e-book'u vardı. Kitabın ilk sayfalarını şöyle bir karıştırdım, aklımda kaldığı kadarıyla karşılaştırma yaptım. Aralarında çok bir fark görmediğim için bunu da almak istedim :) Bu arada, Pan Kitabevi'nin internet sitesi için buraya tıklayabilirsiniz, sitede mekanın bolca fotoğrafı bulunuyor.

Karşıyaka'dan ise Konak'taki Kızlarağası Hanı'na da uğradık ama oradan bir şey almadığım için bu kısma kısaca değiniyorum. Handaki sahafın bir başka şubesinin Kemeraltı'nda, caminin hemen arkasındaki düğmecilerin orada yeni bir şube açtıklarını öğrendik. Fakat biz oraya gidene kadar yeni açılan şube kepenk indirmişti, bile. Öğrendiğimize göre o şubede, yakın zamanda çıkmış daha çok kitap varmış. Yanlış hatırlamıyorsam, sahafın adı Tepekule'ydi. Bir ara oraya da uğramayı ve neler ver neler yok bir karıştırmayı düşünüyorum :)


Son bir ayda hem Karga'dan hem de Pan'dan aldıklarım bu şekilde... Bugün benim için bayağı yorucu geçse de aldıklarıma değdi, bence. Uzun zamandır internetten sipariş verdiğim için, Pan'daki ilk dakikalar beni biraz çarptı; dokunarak kitap almayı gerçekten çok özlediğimi fark ettim. Karga'ya ise fırsat buldukça uğramayı düşünüyorum. Dükkandaki takılar, eşyalar bir değişim halinde olduğu için, özellikle istediğim takıları tükenmeden almak istiyorum :) İzmir'deyseniz Karga'ya mutlaka uğrayın; Pan Kitabevi ise İzmir'in en iyi kitapçılarındandır, ona da kitap almayacaksanız bile sırf o muhteşem atmosferde bulunmak için uğrayın derim ;)


post signature

25 Ocak 2015 Pazar

Yorum: Wendy Higgins - Tatlı Şeytan (The Sweet Trilogy, #1)

Tür: Fantastik, Genç-Yetişkin, Paranormal
Goodreads Puanı: 4,16 (42.650 oy)
Orijinal Adı: Sweet Evil
Yayınevi: Go Kitap
Çeviri: Demet Orhan
Basım Yılı: 2014
Sayfa Sayısı: 536
ZEVK, GÜNAHIN TUZAĞIDIR.

On altı yaşındaki, lise öğrencisi Anna Whitt yaşıtlarından biraz farklı bir genç kızdır. Anna, renkler vasıtasıyla insanların duygularını görür, hatta isterse hisseder. Kilometrelerce ötedeki sesleri duyar, kokuları alır. Anna, farklı olduğunu bilir ama "ne" olduğuna dair en ufak bir fikri yoktur. Ta ki gizemli yakışıklı Kaidan Rowe ile tanışana dek. Kaidan, onun da kendisi gibi, iblis soyundan gelen bir Nefil olduğunu açıklayınca Anna'nın önünde karanlık bir dünyanın kapıları aralanır. Kaidan’ın büyüsüne kapılıp bu dünyaya adımını attığında artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Hayatı boyunca "iyi bir kız" olan Anna, ya diğer Nefiller gibi iblislere boyun eğip kötülüğe hizmet edecek ya da kaderini baştan yazacaktır...
Tatlı Şeytan, uzun zamandır okunacaklar listemdeydi. Daha fazla beklemek istemedim ve kitabı ocak ayında okuyup bitirdim. Tatlı Şeytan, umduğumdan çok daha iyiydi. Genç-yetişkin türünde bulunan sevmediğim unsurların neredeyse hiçbirini kitapta bulamadım. Bu yüzden Tatlı Şeytan'ın, paranormal ve genç-yetişkin türlerinde okuduğum en iyi kitaplardan biri olduğunu düşünüyorum.

Geçtiğimiz birkaç ayda neredeyse hiç genç-yetişkin türünde kitaplar okumadım, okuduklarım ise bilim kurguya da dahil olanlardı. Bunun en büyük nedeni, ana kız karakterlerdi. Bu türdeki ana karakter olan kızın çoğu oturmamış ya da yanlış oturmuş kişiliklere ile aşk üçgenlerine sahip ve bu da bir yerden sonra bana saçma ve boş gelmeye başladı. İşte bu yüzden, Tatlı Şeytan'a başlamadan önce çekindim. O kadar çekindim ki, Tatlı Şeytan'ı okumayı ocağın son günlerine attım. Ama bütün bu korkularımın yersiz olduğunu öğrendim. Kitap, beklediğimden çok iyi çıktı. Spoiler olmaması açısından doğrudan açıklama yapmayacağım ama, ana kız karakter olan Anna, kişiliğine rağmen bana hiç de boş biri gibi gelmedi. Aşk üçgenine gelecek olursak yazar, ucundan biraz bu konuya dokunmuş olabilir ama cidden, Anna'nın kimi seçeceği zaten çok bariz. Bu yüzden de buna aşk üçgeni demek biraz zorlama olur, sanki. Neredeyse her genç-yetişkinde aşk üçgeni olduğu için, içinde aşk üçgeni olmayan bir genç-yetişkin kitabını bulduğum için ne kadar sevindiğimi anlatamam :D

Tatlı Şeytan, benim çok hassas olduğunu düşündüğüm bir olguyu işliyor: dini. Özellikle, melek konulu kitapları okumayı tercih etmiyorum çünkü yazarın dikkat etmesi gereken çok nokta var. Dikkat etmediğinde ise elinde, sayfalar dolusu bir karalamadan başka bir şey kalmıyor. Yazarın kurguyu hangi kutsal kitaba dayandırıyorsa ki yabancı yazarların çoğu İncil'i baz alıyor, onunla örtüşecek şekilde yazması gerek. Yazmadığı takdirde kurgunun bütün gerçekliği tuzla buz oluyor, benim gözümde. Tatlı Şeytan, bu örtüşmeyi başardığını düşündüğüm ender kitaplardan biri. Özellikle Anna, doğumla gelen mizacını yaptıklarıyla ve düşündükleriyle ortak paydada buluşturabiliyor. Daha doğrusu yazar Wendy Higgins, Anna'nın kişiliğini ve davranışlarını birbirini tamamlayacak şekilde kurgulamış. Yine, spoiler olmaması açısından ayrıntılı yazamayacağım ama, Anna'nın durumunu okuyunca anlayacaksınız. Kendisinin kişiliği, özelikle melek konulu kitaplarda işlenmesini en zor bulduklarımdan ve ben, Wendy Higgins'in bunun altından kalkabildiğini düşünüyorum. Anna'nın ne kişiliği ne de yaptıkları beni rahatsız etti; aralarında herhangi bir tutarsızlık görmemem de kitaba daha çok ısınmamı sağladı. Bu yüzden Tatlı Şeytan, okuduğum en iyi paranormal olmasa da, kesinlikle en iyi melek konulu kitaplardan biri.

Kitabın tek eksiği, aksiyonunun düşük olmasıydı. Aralarda tek tük, minik olaylarla aksiyon biraz yükseltilse de, yeterli değildi. Gerçi, önümüzde uzanan bu yeni dünya için hem biz okuyucular hem de Anna'nın bir alışma sürecine ihtiyacı var ama bunun bütün kitaba yayılması, pek hoşuma gitmedi. Yine de kitabın sonu, bu alışma sürecinin bittiğine işaret ediyor. Ayrıca, kitabın sonu biraz havada kalıyor gibi. Yine de, serinin ilk kitabı olduğu için sonraki kitaba hazırlık olması açısından böyle bir sonun yazıldığını düşünüyorum.

Aksiyonu düşük olmasına rağmen, Tatlı Şeytan o kadar akıcıydı ki elimden bırakamadım; kitabı 2 gün içinde bitirdim. Aslında, biraz zorlasam dün gece de bitirebilirdim. Çünkü kitabın sadece son birkaç bölümünü bugüne bırakmıştım. Belki uykum geldiği için, belki de kitabın bitmesini istemediğim için kitabı bitirmek istemedim.

Kitabın basımından da kısaca bahsedeyim. Tatlı Şeytan, Go Kitap'a ait okuduğum ilk kitaptı. Go Kitap'ın benzersiz tasarımını, az çok herkes biliyor. Ön ve arka kapağı birleştiren mıknatıslı kısmın, kitabı okurken sorun çıkaracağını düşünmüştüm ama o kısımları normal bir kitapta olduğu gibi içe, kapakların arkasına katlayınca sorun çözülmüş oldu. Fakat ortaya, bu kısımla ilgili bir başka sorun çıktı ve sanırım sadece Tatlı Şeytan'da var bu sorun ya da bendeki kitapta var. Mıknatıslı kısımların birleşmesini sağlayan, sırtın tersini yani kitabın sağ tarafını kaplayan kısım yeterli değildi. Kitap bir 30 sayfa kadar daha az olsaydı, tam gelecekti. Bu haliyle mıknatıslar tam olarak birbirinin üstüne gelmiyor ve mıknatıslar birbirinden kopabiliyor. Ama bu kısımları içe kıvırırsam, bu sorun da çözülür diye umuyorum. Bunun dışında kitabın basımıyla ilgili bir sorun çarpmadı gözüme. Ayrıca kitabın basımının, fiyatına göre oldukça kaliteli olduğunu da belirtmeden geçemeyeceğim.

Tatlı Şeytan gerek kurgusu gerekse karakterleriyle, melekleri işleyen paranormal kitaplar arasında tartışmasız, favorim ve benden tam puan aldı. Aksiyon eksikliği için bir puan kırıp kırmamayı çok düşündüm. Ama aklıma daha önce okuduğum, az sayıdaki melek konulu kitaplar geldi ve onları Tatlı Şeytan'la kıyaslayınca puan kırmanın haksızlık olacağını düşündüm. Umarım Go Kitap, serinin sonraki kitabını bir an önce çıkarır zira olacakları çok merak ediyorum ^_^



Kafamı geriye attım ve kendimi bu hissiyata bıraktım. Önemli olan tek şey o anda uçuyor olduğumdu. Sanki uzun zaman önce kaybettiğim bir dostum beni bulmuş ve sıcak bir battaniye gibi sarıp sarmalamıştı. Bu duygunun sonsuza kadar sürmesini istiyordum.





post signature

24 Ocak 2015 Cumartesi

Yorum: Andy Weir - Marslı

Tür: Bilim Kurgu, Macera
Goodreads Puanı: 4,36 (59.916 oy)
Orijinal Adı: The Martian
Yayınevi: İthaki Yayınları
Çeviri: Emre Aygün
Basım Yılı: 2014
Sayfa Sayısı: 416
Goodreads okurlarına göre 2014'ün En İyi Bilim Kurgu Romanı!

Altı gün önce, Mark Watney Mars'a ayak basan ilk insanlardan biriydi. Şimdi ise, orada ölmesi neredeyse kesin.

"Çok uzun zamandan beri okuduğum en iyi kitap. Zeki, eğlenceli ve gerilim dolu. Marslı, bir romandan isteyebileceğiniz her şeye sahip."
-Hugh Howey, Wool serisinin yazarı

"Sürükleyici... Defoe'nun Robinson Crusoe'su sanki daha zeki biri tarafından yazılmış gibi."
-Larry Niven, Hugo, Nebula ve Locus ödüllü Halka Dünya romanının yazarı

"Bu kitap tam da benim gibi okuyucuların seveceği türden."
-John Scalzi, Yaşlı Adamın Savaşı serisinin Hugo ve Locus ödüllü yazarı

"Andy Weir'in yazdığı Marslı şimdiye kadar okuduğum en iyi bilimsel bilim kurgu romanı. Bu romanı -başka bir kitap hakkında hiç böyle bir şey söylemedim- edebi anlamda da elden bırakmak mümkün değil."
-Dan Simmons, Hugo ödüllü Hyperion serisinin yazarı

"Marslı aklımı başımdan aldı!"
-Ernest Cline, Başlat romanının yazarı

"Aksiyon ve uzay macerasının kusursuz bir karışımı."
-Library Journal
Marslı, o muhteşem kapağıyla ilgimi çekmişti. Goodreads'te geçtiğimiz yılın en iyi bilim kurgu kitabı seçildiğini ve birçok yazarın kitap hakkında olumlu yorumlarda bulunduğunu görünce Marslı'yı alınacaklar listemin üst sıralarına yükseltmiştim. Nitekim kitap, birkaç hafta önce elime geçti ve ben de kitabı okumak için finallerin bitmesini bekledim. İyi ki de beklemişim; beklemeseydim, kitabı elimden bırakamadığım için bütünlemelere kalma şansım oldukça yüksek olurdu :D

Marslı, okuduğum en eğlenceli bilim kurgu kitabıydı. Kahkahalarla okuduğum bu kitabın ürkütücü bir yanı da var: Dünya'dan milyonlarca kilometre uzakta, koskocaman bir gezegende tek başına mahsur kalmış bir adam ve önünde ölümüne neden olabilecek sayısız olasılık var ki kendisinin de bu olasılıkların bilincinde olması, durumu daha da korkutucu kılıyor.

400 küsur sayfanın böylesine akıcı olmasını sağlayan ana etmen, bütün bu dehşet verici ölüm senaryolarını aylarca atlatmaya çalışan Mark Watney'den başkası değil. Olaylara bakış açısı farklı ve esprili; pratik zekası ise oldukça yüksek. Bu sayede Mark, Mars'ta hayatta kalmak için elinden gelen her şeyi yapıyor. Biz ise onun bu hayatta kalma macerasına, yazdığı günlük girişleriyle tanık oluyoruz.

Küçüklüğümden beri uzayla ilgilendiğim için Marslı'da uzun ve anlaşılması zor bilimsel açıklamalar verilseydi bile, kitabı aynı heyecanla okurdum; sadece biraz araştırma yapmak zorunda kalırdım. Marslı'da kullanılan bilimsel dil, o kadar da karmaşık değil; çoğu zaman terimlerin yanında ne anlama geldikleri söyleniyor, söylenmediği zamanlarda ise terimler yerine açıklamalar kullanılıyor. Özellikle Mark, bilimsel açıklamaları yapabildiği kadar sadeleştiriyor; kendi esprisini de işin içine katmadan duramıyor, tabii :D

Mark ne kadar zeki ve donanımlı olursa olsun; ölümün kol gezdiği bir gezegende, Mars'ta yaşamaktan bahsediyoruz. Böyle bir yerde aksiliklerin, hataların ve yanlışlıkların olması çok yüksek. İşte bu talihsizlikler, beni çok şaşırttı. Hiç beklemediğim anlarda, hiç beklemediğim yerlerde gerçekleşti. Bazılarının olacağı belliydi, zira yazar bunun sinyallerini birkaç bölüm önceden vermeye başlıyordu. Ama çoğu, bana sürpriz oldu. Bu yüzden, kitaba başlamadan önce sonuyla ilgili yürüttüğüm tahminlere de güvenemedim.

Kitabın kurgusu, öyle çok ahım şahım değil; genelde Mark'ın yüzleştiği problemlerden ve bulduğu çözümlerden oluşuyor. Kurgunun, bana göre, tek eksiği bu. Bir de belki, sonu biraz daha uzatılsaymış, daha iyi olurmuş gibi geldi bana. Aslında, bu haliyle kitaba yakışan bir son. Ama ben devamında olacakları da merak etmekten kendimi alamıyorum. Kitapla ilgili tek sorun ise yazım hatalarının fazlalığıydı ve bunlar, fark edilmeyecek gibi değildi. Bahsettiğim bu olumsuzluklar dışında, kitabın başka bir eksiğinin olduğunu düşünmüyorum.

Sürükleyici kurgusu ve esprili diliyle Marslı, aldığı ödülün hakkını veriyor. Hem bilimsel yanı kuvvetli hem de güldüren bir bilim kurgu arıyorsanız, Marslı'yı kaçırmayın. Kitap, favorilerim arasına girdi ^_^



...Mars çorak bir gezegen ve burada tamamen yalnızım. Bunu daha önceden de biliyorum, elbette. Fakat bir şeyi bilmekle, onu birinci elden tecrübe etmek arasında fark var. Dört bir yanımda toz, kaya ve her yana uzanan bitmek bilmeyen, bomboş bir çöl dışında hiçbir şey yok. Gezegenin meşhur kırmızı rengi demir oksidin her şeyi kaplamasından kaynaklanıyor. Yani burası sadece bir çöl değil. Burası öyle eski ki, gerçekten paslanmakta olan bir çöl.





post signature

22 Ocak 2015 Perşembe

Yorum: Scott Lynch - Locke Lamora'nın Yalanları (Gentleman Bastard, #1)

Tür: Epik Fantezi, Fantastik, Gizem, Macera
Goodreads Puanı: 4,28 (70,870 oy)
Orijinal Adı: The Lies of Locke Lamora
Yayınevi: İthaki Yayınları
Çeviri: Cihan Karamancı
Basım Yılı: 2014
Sayfa Sayısı: 584
"Boğazında kanayan bir kesik olsa ve bir hekim o kesiği dikmeye çalışsa Lamora iğney­le ipliği çalar ve kahkahalar atarak geberip gider. Çocuk... çok fazla çalıyor."

Camorr şehri, tarihi boyunca pek çok soysuzluğa, yolsuzluğa, uğursuzluğa, hırsızlığa tanıklık etmiş, büyülü atmosferinde her birini tek tek sindirebilmiştir; Camorr'un Belası'nın ismi şehrin nemli duvarlarında yankılanana dek...

Camorr'un Belası'nın yenilmez bir silahşor, usta bir hırsız, duvarlardan geçebilen bir hayalet ve fakirlerin dostu olduğu söylenir.

İşte o efsanevi "Bela", gözü kara ve becerikli Locke Lamora'dır. Locke kimsenin beceremediği bir ustalıkla zenginleri soymasına rağmen, bir başka efsanedeki büyük okçunun aksine çaldıklarından fakirlere tek bir kuruş bile koklatmaz. Locke'un tüm kazancı kendisi ve isimlerinin hakkını fazlasıyla veren hırsızlar çetesi Centilmen Piçler içindir.

Onların sahip olduğu tek ev olan ve her türlü dümen, hile ve numaralarını gerçekleştirdikleri kadim Camorr şehrinin kaprisli ve renkli yeraltı dünyası, içten içe çürümekte ve gizli bir savaş yüzünden parçalanmaktadır. Tek ayak üzerinde onlarca yalan söyleyen Locke ve çetesi, bu büyülü dünyada bu kez tek ayaklarını bile yere basamadan içerisine düştükleri ölüm oyunundan kurtulmak zorundadır.

"Locke Lamora'nın Yalanları en sevdiğim on kitap arasında bulunuyor. Belki de ilk beştedir. Kitabı okumadıysanız, okumalısınız. Okuduysanız, muhtemelen yeniden okumalısınız..."
-Patrick Rothfuss

"Canlı, orijinal ve çekici. Muhteşem bir şekilde yazılmış."
-George R. R. Martin
Locke Lamora'nın Yalanları, 2015'te bitirdiğim ilk kitap oldu ve bence açılışı, mükemmel bir kitapla yaptım. Kitap o kadar mükemmel ki, ağlayacağım. Verdiğim tepkinin komik, aşırı hatta saçma olduğunu düşünüyor olabilirsiniz; ama çok ciddiyim, abartmıyorum. Kitabı çok değil, iki gün önce bitirdiğimde tam da bu haldeydim. Kitap o kadar güzeldi ki, ağlayacaktım. Bitirdiğim için ya da serinin ikinci kitabı henüz çevrilmediği için değil, bildiğiniz kitap için ağlayacaktım; Patrick Rothfuss'un dediği kadar varmış, kitap tek kelimeyle mü-kem-mel!

Kitapta geçen olaylar tam olarak kronolojik sırayla anlatılmıyor. Geçmiş ve şimdiki zaman, iç içe geçmiş; hatta bu geçmiş-günümüz olayları arasında bir de sonraki bölümü aydınlatacak bazı bilgiler içeren bölümler de mevcut. Yazarın kurguladığı bu yeni dünyayı tanımak için harcayacağınız çabaya bir de gelişen olayları kronolojik olarak akılda tutmak eklenince, özellikle kitabın ilk sayfalarında aklınız sıklıkla karışabilir. Ayrıca bazı zamanlarda tam kendini olaya kaptırmışken, başka bir zamanda yaşanan/yaşanacak olan bir şeyi okumak zorunda olmak da biraz sinir bozucu olabiliyor. Fakat kitap kalın, bir yerden sonra buna alışıyorsunuz ve geçişleri fark etmiyorsunuz bile. O alışma kısmına gelene kadar, kitaba bütün dikkatinizi vermeniz gerekebilir; yoksa isimler, yerler ve zamanlar karışıp kitaptan soğumanıza neden olabilir.

Ben kitabı, 1,5 ay gibi uzun bir sürede okudum. Araya raporlar, finaller, vs. girdiği için uzunca bir süre ara vermek zorunda kalmıştım. Tatile girince kitabı elime aldığımda, ilk sayfalarda aklımda kurduğum o dünyayı tekrar inşa etmek bayağı zamanımı aldı. Bu yüzden size tavsiyem, Locke Lamora'nın Yalanları'na başlamadan önce başladığınız bütün kitapları bitirin. Kitapla aranıza girme ve sizi kitaptan uzun bir süre ayırma potansiyeli olan her şeyle bağınızı koparın. Bu sayede kitaptan, benim aldığımdan daha çok tat alırsınız ki ben böyle, kopuk bir okuma düzenine sahip olmama rağmen kitaba aşık oldum.

Kitabı bu kadar çok severek okumamı sağlayan en önemli bileşen, tabii ki Scott Lynch'in kurguladığı o muazzam dünyaydı. Mekanlardan dinlere, kültürden tarihe kadar o dünyada yer alan her şey o kadar detaylı ve gerçekçi ki... Kurguya can veren ve kitaptaki dünyanın okurun aklında şekillenmesini sağlayan unsur bana göre, betimlemelerdir. Bu durumda, yazarın böylesine canlı bir dünya kurgulamasına şaşırmamak gerek zira, kitaptaki betimlemeler yaratıcı, sıra dışı ve ayrıntılı. Şöyle bir örnek vereyim: Kitapta bulunan bir içeceğin rengi, tadı, kokusu ve hatta içen kişide uyandırdığı arzular, anılar, düşünceler o kadar güzel tasvir edilmiş ki. Bu sadece bir içecek; koskoca 500 küsur sayfalık kitapta sadece bir kere geçen bu içeceğin bile böyle en ince detayına kadar betimlemesi... Hayran olmamak elde değil.

Locke Lamora, favori kitap karakterlerim arasına girdi, bu arada. Yetenekleri, zekası ve kendine güveniyle neredeyse her okurun kalbini kazanması muhtemel. Espri anlayış ise kendine özgü ve nükteli. Beni bilen bilir, Anne Rice'ın kurguladığı Lestat karakteri, bana göre gerçek olması en muhtemel karakterdir ve biraz da bu yüzden Lestat, benim için karakterlerin doruğunda yer alır. Locke Lamora ise Lestat'ın tahtına oturacak kadar mükemmel değil belki, ama o tahtı sallandırdığı kesin :D Yani, Locke Lamora'yı bayağı bir sevdim ben :)

Kitabın sürükleyiciliği de yüksek. Ayrıca, sürpriz unsurunun da fazla olduğunu belirtmeliyim. Tam her şey bitti, ortam duruldu derken heyecan tavan yapıyor. Bunu birçok kez deneyimledim ve her seferinde aynı şaşkınlıkla kitaba bakakaldım. Sıklıkla, Scott Lynch'in George Martinlik yapacağından korktum; sonuçta George Martin de sevmiş kitabı. Korkumun yersiz çıkıp çıkmadığını spoiler olmaması açısından söylemeyeceğim, onun yerine kitabın bol aksiyonlu sahneler içerdiğini ve beni çoğu kez şaşırttığını söyleyebilirim.

Kitap hakkında illa ki olumsuz bir yorum yapmam gerekseydi, basımının beklediğimden birazcık daha az kalitede olduğunu söyleyebilirdim. Locke Lamora'nın Yalanları, hem çok kalın hem de normal kitaplardan daha uzun bir kitap. Sayfanın kenarları kıvrılmaya oldukça müsait. Ayrıca, sahip olduğu kitaplara gözü gibi bakan biri olduğum için ufacık bir yırtılma, çizilme gibi durumlar bile benim için büyük bir sorun haline gelebiliyor. Başıma sayfa kıvrılması dışında şöyle bir şey de geldi: Kitabın ön kapağının bir kısmı nasıl olduysa biraz ıslanmış; kapağın basıldığı kağıt, kapaktan ayrılmaya başlamış. Bunu görünce deliye döndüm. Neyse ki, biraz yapıştırıcıyla bu sorunu çözmeyi başardım. Onun dışında, kitapta olumsuz hiçbir şey bulamadım, kapağının ise hem görsel açıdan hem de tasarım açısından başarılı olduğunu düşünüyorum.

Locke Lamora'nın Yalanları, yüksek aksiyonu ve canlı karakterleriyle favorilerim arasına kolaylıkla girdi. Yoğun betimlemeleriyle gerçekçi bir dünya yaratan Scott Lynch de, bu kitapla dikkatimi kesinlikle çekti. Serinin devam kitabının çevrilmesini heyecanla bekliyorum ^_^



"Nasihat. Yıllar bir tür simyasal oyun oynayarak insanın gevelemelerine saygınlık kazandırır. Kırkında nasihat verirsen dırdırcısındır. Yetmişindeyse âlim."





post signature

21 Ocak 2015 Çarşamba

Yorum: Gregory Bassham, Eric Bronson & William Irwin - Hobbit ve Felsefe

Tür: Felsefe
Goodreads Puanı: 3,66 (129 oy)
Orijinal Adı: The Hobbit and Philosophy
Yayınevi: İthaki Yayınları
Çeviri: Kemal Baran Özbek
Basım Yılı: 2012
Sayfa Sayısı: 351
* Hobbitler oyun oynamayı neden sever?
* Bilbo Baggins'in karakterindeki dönüşümü nasıl yorumlamalıyız?
* Tolkien gerçekte bir adil savaş teorisyeni miydi?
* Maceracı bir ruh ile kişisel gelişim arasında nasıl bir bağ vardır?
* Tolkien'in kahramanları aslında birer filozof mudur?
* Kibir ve açgözlülük gibi kavramlara felsefi açıdan nasıl yaklaşabiliriz?
* Hobbit bize sanatın felsefesi hakkında neler sunabilir?

...ve daha birçok sorunun cevabı...

Bir yanda Bilbo, Gandalf, Thorin ve Gollum; diğer yanda Aritoteles, Platon, Nietzsche ve Kant.

Hobbit ve Felsefe, Bilbo Baggins ile yeni tanışacak okurlar, yıllarını Tolkien'in eserlerine veren Orta-Dünya takipçileri ve felsefe meraklıları için benzersiz bir kitap.
Hobbit ve Felsefe'yi BOTFA'nın vizyona girmesine haftalar kala, hem kabaran Orta Dünya sevgimi az da olsa dindirmek hem de veda edeceğim Hobbit'i daha iyi anlamak amacıyla okumaya başlamıştım. Kitap, beklediğimden çok farklıydı; okuması da bir o kadar keyifliydi.

Öncelikle, kitabın muazzam bir referans kısmı olduğunu belirtmeliyim zira kitabı böylesine başarılı yapan etmenlerden en önemlisinin, açıklama yaparken dayandığı kaynaklar olduğunu düşünüyorum. Tolkien'in eserlerinden, Platon'dan, Lao-Tzu'dan, Tolkien'la ilgili çeşitli kitaplardan, David Hume'dan ve daha sayamayacağım birçok kişiden ve eserden alınan bilgilerle Hobbit, Tolkien'in eserlerinde görülen belli temalar ve çeşitli kavramlar açıklanıyor.

Kitabın yapısından kısaca bahsedeyim. Kitap, dört bölümden oluşuyor; her bölüm, bazı kısımları bir araya toplayan ortak bir temayı işliyor. Bu kısımların sonunda, metinde kullanılan bilgilerin nereye dayandığını gösteren, kimisi sadece kitap adı, yazarı, basım yeri vs. gibi kısa bilgilerden oluşan kimisi ise uzun açıklamalardan oluşan notlar kısmı bulunuyor. Kitapta o kadar çok not var ki... Bunlar kısımların sonuna konmalarına rağmen, bazen gözüme fazla kalabalık görünmüştü. İlk sayfalarda sırf notlar için her bölümün sonuna bakmak biraz uğraştırıcı gelse de sonralarda alıştım. Bu kısımların sayfaların altına, dipnot şeklinde koyulması taraftarıydım. Fakat bu sefer de her sayfada eşit miktarda dipnot olmayacağı için dengesizlik oluşacak, bu da sayfaların düzenini bozacaktı. Bunlar, bölümlerin veya kitabın sonunda toplansaydı ortaya satırlar dolusu karmaşa çıkabilirdi. Bence yayınevi notları kısımların sonuna koyarak en iyisini yapmış; ben de daha sonra, verdikleri kararın yerinde olduğunu düşündüm.

Hobbit ve Felsefe sayesinde ilgimi çeken birçok yeni kitap keşfettim. Bunların çoğunu Tolkien ve eserlerini konu alan kitaplar oluştursa da içlerinde bazı ilginç metinler de yok değil. Ayrıca, kitapta beğendiğim alıntıları işaretlemek için o kadar çok minik işaret bantlarından kullandım ki, kitabın yan tarafı post-it denizine döndü. Normalde bir kitapta taş çatlasa 5-6 tane minik bantlardan kullanan ben, Hobbit ve Felsefe için elliden fazla post-it kullandım. Bu nedenlerle, Hobbit ve Felsefe'yi okurken yanınızda kağıt ve kalem bulundurmanızı tavsiye ediyorum. Bolca post-it almayı da unutmayın ;)

Kitabın en büyük katkısı ise, kuşkusuz Hobbit'i daha iyi anlamaya yardımcı olması. Hobbit'i bitirdikten sonra kitabı anladığınızı düşünüyorsanız çok yanılıyorsunuz, zira ben de öyle düşünmüştüm ta ki Hobbit ve Felsefe'yi okuyana kadar... Hobbit ve Felsefe, Hobbit'i tekrar ve tekrar okusam dahi fark edemeyeceğim bilgileri kavramamı sağladı. Örneğin, Beş Ordular Savaşı'nın adil savaş kuramı çerçevesinde değerlendirilişini veya hobbitlerin fiziksel yapısıyla yürüyüş arasındaki ilişkiyi Hobbit'te bulamazsınız. Kitapta favorim olarak nitelendirebileceğim bir bölüm var ki, Tolkien'ın şimdiye kadar okuduğum hiçbir eserinde açıkça masaya yatırılmamış bir konuyu ele alıyor: kader ve özgür irade. Bu kısımda Orta Dünya ırklarının Eru tarafından önceden belirlenmiş kaderleri ile özgür irade açısından incelemesi yer alıyor. Bunun gibi okurken inanılmaz zevk aldığım daha bir ton bölüm var. Her biri belli bir konuyu kısaca açıyor, irdeliyor ve son sözü yine okura bırakıyor.

Kitapta kullanılan üslup da, Hobbit ve Felsefe'yi böylesine şevkle okumamı sağlayan unsurlardan biriydi. Yazarlar, okuyucuyla sohbet ediyormuş gibi bir hava yaratmayı tercih etmiş. Bu sayede sayfalar dolusu felsefi bilgi sıkılmadan, yorulmadan okunabiliyor. Yine de kitap, incelediği konuların birbirini fazla etkilememesi sebebiyle, uzun aralar verilerek de okunabilir.

Kitabın kapağına da değinmek istiyorum. Bu kapak sanırım İthaki'nin eseri, kitabın başka bir edisyonunda göremedim çünkü. Orijinal kapaktan daha çok sevdim ben bunu, hem içeriğe daha uygun hem de göze daha hoş geldiğini düşünüyorum.

Hobbit ve Felsefe, eğlendirici olduğu kadar düşündürücü bir kitap ve arka kapağında da belirttiği gibi, herkese hitap ediyor. Etrafınızda Tolkien ve Orta Dünya hakkında konuşabileceğiniz biri yoksa, Hobbit ve Felsefe'yı edinip bu bilgi dolu yolculuğa tek başınıza da çıkabilirsiniz.



...açgözlülük, sırf sayısız savaşa ve bitmek bilmez bir şiddet ile adaletsizliğe yol açması dolayısıyla değil, sahte bir mutluluk vaadinde bulunmasından dolayı da Tolkien'e göre başlıca karakter bozukluklarından biridir. Çölde görülen bir seraptan farksızdır açgözlülük, tam ona yaklaştığımız sanrısına kapılmışken ufuk çizgisine doğru daha da uzaklaşır. Zengin ve şöhretli olanların kontrolden çıkmış, kargaşa içinde yaşamlar sürdürdüğüne sık sık tanık olsak da, alenen ortadaki bu gerçekten asla ders almayız. Hep biraz daha ileride, bizimle arasında daima belli bir mesafe bırakarak, ufuk çizgisindeki yerini korur o serap.





post signature

17 Ocak 2015 Cumartesi

Yorum: Wayne G. Hammond & Christina Scull - J.R.R. Tolkien’den Hobbit Resimleri

Tür: Fantastik
Goodreads Puanı: 4,42 (466 oy)
Orijinal Adı: The Art of The Hobbit by J.R.R. Tolkien
Yayınevi: İthaki Yayınları
Çeviri: M. Boran Evren
Basım Yılı: 2013
Sayfa Sayısı: 144
J.R.R. Tolkien Hobbit'i yazdığında, belli bir seviyede başarıya ulaşmış amatör bir sanatçıydı. Kitabı henüz taslak aşamasındayken onun için illüstrasyonlar çizmişti. İlk Hobbit baskısı; yazarı tarafından çizilmiş on adet siyah beyaz resim, iki harita, cilt ve şömiz tasarımlarıyla beraber basıldı. Sonrasında, en iyi eserlerinden birkaçını oluşturan beş adet renkli çizim daha yaptı.

Hobbit'in yayımlanışının 75. yılını kutlamak üzere, yazarın bu metin için kendisi tarafından çizilmiş tüm eserleri J.R.R. Tolkien'den Hobbit Resimleri kitabında bir araya getirildi. İlgili resimler, yüzden fazla eskiz, çizimler, boyamalar, haritalar ve planların ön çalışmaları, alternatif versiyonları ve deneysel tasarımları, çizimlerin son halleriyle beraber bu kitapta okuyucuyla buluşuyor. Bu görsellerin bazıları ilk kez, bazıları ise renkli çizimleriyle ilk kez yayımlanıyor.

J.R.R. Tolkien'den Hobbit Resimleri, Tolkien hakkında önde gelen uzmanlardan olan Wayne G. Hammond ve Christina Scull tarafından hazırlanmıştır.
Hobbit Resimleri'yle İthaki Yayınları sayesinde tanıştım. Kitabın dilimize çevrileceğini duymadan önce, böyle bir kitabın var olduğunu bile bilmiyordum. Orta Dünya'yı Tolkien'ın bakış açısıyla görmeyi çok isterdim, J.R.R. Tolkien'den Hobbit Resimleri ile bunu az da olsa gerçekleştirdim :)

Diğer kitap yorumlarımdan farklı olarak bu sefer, alıntı eklemedim ve incelememi kitaptan fotoğraflarla zenginleştirdim. Fotoğraflar kendi çekimim. Söylememe gerek var mı, bilmiyorum; ama yine de fotoğrafların iznim olmadan kullanılmayacağını belirteyim.


Kitap, kutulu ve özel basım. Kutuda yer alan çizim çok renkliyken, kitabın kapağında iki renkten oluşan bir çizim kullanılmış. Ayrıca, kapaklardaki çizimler farklı. Kitabın cildi ise kalın. Kutu da kitabın cildi gibi dayanıklı bir malzemeden yapılmış.


Kitap okuyucuyu, künyenin yanına bulunan böyle bir içindekiler kısmıyla karşılıyor. Her bölüm yazılarla başlayıp devamında bölümle ilgili çeşitli resimlere, çizimlere yer veriyor. İçindekiler kısmının bulunması, bence büyük bir artı. Yazıların puntosu da ne çok küçük, ne çok büyük; bence ideal boyutta. Yazı tipi ise göz yormuyor. Kitabı ilk inceleyişimde hem yazıların okunması kolay oluşundan hem de heyecandan kendimi kaptırıp bölümleri arka arkaya bitirsem de, daha sonra bazı bölümleri tekrar incelemek için ihtiyaç duyduğum kısım işte, bu içindekiler bölümüydü. Ayrıca resimlerin ve notların Hobbit'in olay örgüsüne göre sıralanması da, bu kısımda sevdiğim bir başka özellik. İçindekiler'in yanında bulunan resim ise Hobbit'in ilk baskısında kullanılan dış cildinin sırt kısmına ait, buna yer verilmesi de hoş bir ayrıntı olmuş :)


Dediğim gibi, bölümler yazılarla başlayıp resimlerle ilerliyor. Smaug'un Ölümü bölümünde görüldüğü üzere, önce bahsedilecek resimle ilgili bilgiler veriliyor. Ardından ilgili başka resimlere geçiliyor. Ayrıca, çizimlerde yer alan yazıların açıklama ve çevirilerine de yer veriliyor. Bölümde geçen resimlerin birbiriyle bağlantısı da, yazıda yer alan bilgilerden. Yazılar fazlasıyla kapsamlı; çizimlerdeki ayrıntılar, Hobbit referans alınarak açıklanıyor. Bu yüzden, Hobbit Resimleri'nden önce, Hobbit'in okunması taraftarıyım.


Kitaptaki çizimler gerçekten kaliteli; ayrıntıları ve renkleri bozulmamış. Bu, özellikle yukarıda bulunan Yaban Eller haritasındaki mavi mürekkep ve Kuyutorman'ın ayrıntılarında görülebilir. Bunun gibi detaylı haritalarda her bir noktayı görebilmek için resmen kitabın içine düştüm, bazıları o kadar ayrıntılı ki...


Bu da Yaban Eller'in ilk hallerinden biri. Henüz ayrıntısı eklenmemiş, kabataslak çizilmiş bu haritayla çizimlerin, Tolkien'ın zihninde şekillenmesine tanık olmuş kadar oldum. Bunun gibi bazı haritalarda, son hallerinde yer almayan birkaç ayrıntı da mevcut. Örneğin yukarıda Tolkien, kırmızı mürekkeple Thorin ve kafilesinin izlediği yolu da göstermiş ki bu ayrıntı, Yaban Eller'in son halinde bulunmuyor.


Hobbit Resimleri ile, Tolkien'ın çizimlerini geliştirme aşamalarına da tanık oluyoruz ki bu, benim en çok merak ettiğim kısımlardandı. Çizimlerden, Üç Trolün Taşa Dönüşmesi'nde bu gelişim oldukça bariz. Harita olarak ise Thror'un Haritası'nda Tolkien'ın, düzeltilmesini istediği kısma not düşmesi görülebiliyor. Son hallerini gördüğüm ve hayran kaldığım çizimlerin hangi aşamalardan geçip bu mükemmelliğe ulaştıklarını incelemek çok zevkliydi ;)


Tolkien bazı yerler için tek bir resim çizmemiş; aynı yeri farklı açılardan çizmiş. Elf Kralı'nın Kapıları çizimleri, bunun en güzel örneklerinden biri. Bu çizimler, katlanabilen sayfaların birinde yer alıyor. İki tarafın da sayfaları açıldığı zaman ortaya böyle, upuzun bir resim sırası çıkıyor. Bu katlanabilen kısımlar biraz sorun çıkarabiliyor; yazıları okuyup resmi incelemek için bu kısımları açmak, insanı biraz uğraştırıyor. Ayrıca düzgün katlanmadığı takdirde sayfaların uçları, dikiş kısmında sıkışıp kıvrılabiliyor. Bu kısımlarda daha dikkatli olmakta fayda var. Fakat birbirine benzeyen bu gibi çizimlerin yan yana konulması, aralarındaki farklılıkları incelemeye imkan tanıyor.



Bazı çizimlerin ayrıntıları toplanıp, minik resimler halinde bir araya getirilmiş. Bilbo'nun çizimleri ve Elf Kralı'nın salonuna giriş çizimleri, buna örnek verilebilir. Bilbo'nun yer aldığı çizimler genelde renkliyken salona giriş çizimleri siyah-beyaz. Bu kısımlar çizimler arasındaki farklılıkları, benzerlikleri; çizimlerin gösterdiği gelişmeleri ve uğradığı değişiklikleri çok iyi yansıtıyor. Ayrıca, kitapta yer alan karakterlerin Tolkien'ın hayal gücünde nasıl bir fiziksel forma büründüğünü hep merak etmişimdir; Hobbit Resimleri, bunu az da olsa netleştiriyor.


Kitapta yer alan çizimlerin çoğu, Tolkien'ın deneme amacıyla çizdiği resimler veya tasarımlardan oluşuyor. Bunların bir kısmının, yukarıdaki şömiz tasarımında olduğu gibi, bazı yerleri kayıp. Tamamlanmayan çizimlere de yer verilmesi, kitabı hazırlayanların Tolkien'a ve eserlerine ne kadar saygı duyduğunun ve değer verdiğinin bir göstergesi, bence. Bir kısmı kayıp da olsa bu çizim Tolkien'ın elinden çıkmış ve benim gözümde en azından diğer çizimler kadar önemli; Hammond ve Scull da öyle düşünüyor olacaklar ki bunu kitaba koymayı tercih etmişler, iyi ki de öyle yapmışlar ^_^


Kitaptaki bütün resimleri sevsem de renkli olanlar, özellikle de Smaug'la Konuşma ve Ayrıkvadi çizimleri favorilerim. Ayrıkvadi'yi Yorum Cadısı'nın instagram hesabında paylaşmıştım, şuradan bakabilirsiniz; Smaug'la Konuşma'yı ise yukarıda görebilirsiniz. Her iki çizim de canlı renklere sahip ve çok ayrıntılı. Ayrıntılarından ve Tolkien'ın bu ayrıntıları hangi amaçla çizdiğinden yazılarda bolca bahsediliyor. En çok, Tolkien'ın zihnine bir nevi pencere aralayan bu açıklamaları okumaktan keyif aldım :)


Kitabın yorumunu yazmak için hafızamı tazelemem gerekiyordu. Bunun için de Hobbit Resimleri'ne tekrar bakma ihtiyacı duydum ve daha önce fark etmediğim ayrıntılarla karşılaştım. Örneğin, Yaban Eller haritasındaki şu sembol, ilk inceleyişimde gözüme çarpmamıştı. Tolkien'ın adının baş harflerinden oluşan ve Tolkien'ın tescilli logosu haline gelen sembolü biliyorum. Fakat bu, ondan biraz daha farklı. Muhtemelen bu, ileride Tolkien'ın sembolü haline gelecek olan o meşhur monogramın ilk hali. Bunu keşfettiğimde yüzümde oluşan o sırıtmayı hiçbir zaman unutmayacağım. Tıpkı, Hobbit Resimleri'nde yer alan ve benim için yeni olan çizimleri incelerken ve yazıları okurken içimde yükselen o heyecanı unutmayacağım gibi...

Planladığımdan biraz uzun bir inceleme oldu; ama fotoğraflarla, yazdığım incelemeyi biraz da olsa renklendirmişimdir, umarım :) J.R.R. Tolkien'den Hobbit Resimleri, Orta Dünya'yla yakından ilgilenen her kişinin edinmesi gereken bir kitap. Kitabın belirli bir sayıda basıldığı ve raflardaki yerini alalı çok olduğu düşünülürse, kitabı en kısa sürede almanızı tavsiye ederim ;)




post signature

16 Ocak 2015 Cuma

Yorum: J.R.R. Tolkien - Hobbit

Tür: Fantastik, Macera
Goodreads Puanı: 4,21 (1.644.448 oy)
Orijinal Adı: The Hobbit
Yayınevi: İthaki Yayınları
Çeviri: Gamze Sarı
Basım Yılı: 2007
Sayfa Sayısı: 425
Bir İngiliz Edebiyatı Profesörü olan J.R.R. Tolkien bundan yaklaşık yetmiş yıl kadar önce dünyaya bir kitap hediye etti. Bu kitapla birlikte insanlar ilk defa hobbit denen ahaliyle karşılaşıyordu. Cücelerden bile kısa boylu, yemeye, içmeye ve eğlenmeye düşkün, iyi yürekli, mutlu ve kendi küçük köylerinde her tür maceradan uzak yaşayan bir ahaliydi hobbitler. Ta ki büyücü Gandalf onları ziyaret edene kadar.

"Hobbit", diğer hobbitlerden aslında hiç de farklı olmayan bir hobbitin, Bilbo Baggins'in fantastik maceralarından oluşuyor. Bilbo Baggins, büyücü Gandalf ve cücelerle birlikte, cücelerin hazinesini kötü ejderha Smaug'dan geri almak için aslında hiç de istemediği bir yolculuğa çıkar. Ama yine de hobbitin içinde henüz keşfedemediği maceracı bir yan vardır ve yolculuk ilerledikçe Bilbo Baggins kendi cesaretinin ve gücünün farkına varmaya başlar.

Tolkien'in aslında çocuklar için kaleme aldığı "Hobbit", çok geçmeden yetişkinlerden, özellikle de 60'ların asi gençliğinden büyük ilgi gördü. Bunun üzerine Tolkien hobbitlerin, elflerin, cücelerin ve insanların goblinler, troller, kurtlar ve her tür kötü ve çarpık yaratıkla olan mücadelesini anlatmaya devam ederek "Yüzüklerin Efendisi"ni yarattı. Bugün "Hobbit"le birlikte "Yüzüklerin Efendisi" fantastik edebiyatın kült eserleri arasında yer alıyor.
Hobbit'in yorumunun blogumda olmasını uzun zamandır istiyordum. Filmi çıkınca, bu isteğimi gerçekleştirme imkânım oldu. Kitabı, BOTFA'ya gitmeden önce tekrar okudum. Yanına J.R.R. Tolkien'den Hobbit Resimleri'ni de açtım. Onun yorumunu da Hobbit ve Felsefe'yle birlikte, önümüzdeki günlerde yazmayı planlıyorum.

Hobbit, birçoğumuz için masal niteliğinde bir kitap. Bunun nedeni, -ben de dâhil- çoğu kişinin Orta Dünya'yı Yüzüklerin Efendisi serisinin kitap ve filmleriyle tanımış olması. Hobbit'in de bu dev üçlemenin yanında çocuk kitabı gibi kalması doğal, tabii. Hobbit'te Yüzüklerin Efendisi'nin ne o karmaşık olay örgüsü ne de o ağır havası var. Biraz da bu yüzden Hobbit, Orta Dünya'ya giriş kitabı olarak görülebilir.

Kitabın kurgusu basit ama zekice yazılmış; belli bir derinliği olduğunu fazla olmasa da hissettiriyor. Bu, Tolkien'ın Hobbit'i planlı bir biçimde bir serinin başlangıç kitabı olarak yazmamasına bağlanabilir. Hobbit, serinin ilk kitabı olma amacıyla yazılsaydı çok daha karanlık ve yoğun bir kurguya sahip olacaktı. Hobbit'in ise biraz da eğlenceyi ön planda tutan, sade bir kurgusu var.

Hobbit, yüzeysel olarak bakıldığında bir çocuk kitabı gibi gözükebilir, zira kitabı ilk okuyuşumda bana da öyle gelmişti. Fakat bu kurgunun ardında yatan zengin bir temel var; kitap bünyesinde felsefi, kültürel, dilsel ve daha birçok temayı barındırıyor. Bunu anlamak, günümüzle ve Tolkien'la bağlantısını kurmak için Hobbit'i bir kez okumanın yeterli olmadığı kanısındayım. Hobbit'i tekrar tekrar okumanın dışında ek olarak, Hobbit'i inceleyen kitapları da okumak gerekebilir. Ben bu amaçla, Hobbit ve Felsefe’yi okumuştum. Hobbit ve Felsefe yorumumda daha ayrıntılı bahsedeceğim ama şunu söylemeden geçmek istemiyorum: Hobbit'i çözümleyen bir kitap olan Hobbit ve Felsefe’de, Hobbit'i okurken farkında olmadığım çok farklı bilgilerle karşılaştım. Öyle ki, kitabı bitirdiğimde Hobbit'i bu kitap sayesinde gerçekten anladığımı fark ettim.

Kullanılan dil de oldukça basit; kitaba masalsı bir anlatım hâkim. Biraz bu yüzden biraz da kitapta geçen olayların yoğunluğunun azaltılmasından dolayı Hobbit, çocuklar için yazılmış bir kitap izlenimini veriyor. Örneğin ana karakter, Yüzüklerin Efendisi'ndeki gibi savaşın bütün vahşetine tanık olmuyor. Karşılaştığı zorluklar ise yine Yüzüklerin Efendisi’ne kıyasla daha kolay yollarla çözülüyor.

Kitabın çevirisi için sadece, göze batan garip kelime seçimlerine rastlamadığımı ve kitapta yer alan şarkı mısralarının uyumlu olduğunu söyleyebilirim. Kitabı orijinal diliyle okumadığım için çevirisi hakkında pek bir yorum yapamayacağım. Ama en kısa zamanda Hobbit'i, diğer Tolkien kitapları gibi, kendi dilinde okumak istiyorum. Önümüzdeki günlerde Hobbit'in İngilizce versiyonunu edinmek gibi bir planım var. Kitabı bitirdikten sonra, muhtemelen bu paragrafı güncellerim.

Hobbit, basit kurgusu ve masalsı anlatımıyla çocuklara hitap etmesine rağmen özellikle Orta Dünya'yla ilgilenen yetişkinlerin de büyük beğeniyle okuyacağı bir kitap. Çocuklar, Thorin ve kafilesinin macerasını heyecanla okurken; yetişkinler de Tolkien'ın Orta Dünya'sına yuvarlak ve minik bir kapı açabilir. Bu yüzden Hobbit'in, hem çocuklara okumayı sevdirmek için hem de seriye giriş için en uygun kitap olduğunu düşünüyorum.



Bir şey bulmak istiyorsan, aramak gibisi yoktur. Aradığında çoğu zaman bir şey bulduğun doğrudur, ama bu her zaman peşinde olduğun şey değildir.





post signature

15 Ocak 2015 Perşembe

Yorum: Philip Reeve - İhanet Altını (The Hungry City Chronicles, #2)

Tür: Bilim Kurgu, Distopya, Genç-Yetişkin, Kıyamet Sonrası, Steampunk
Goodreads Puanı: 4,07 (4.256 oy)
Orijinal Adı: Predator's Gold
Yayınevi: ON8 Kitap
Çeviri: Müren Beykan, Fulya Yavuz
Basım Yılı: 2013
Sayfa Sayısı: 368
Dev kent Anchorage, demir paletler üstünde Ölü Kıta’ya doğru Buz Diyarı boyunca ilerliyordu. Sokaklarında hayaletlerin ve deliliğin kol gezdiği bu tuhaf kent, kurşunlarla delik deşik,başıboş sürüklenen bir havagemisinin umutsuz iki pilotu Tom ve Hester için bir sığınak olabilir miydi?.. İngiltere'den sonra Amerika'da da ödüller kazanan Philip Reeve'in, dünya edebiyatının en etkileyicilerinden sayılan bilimkurgu dizisinin ikinci kitabı.

"Hester elini boynuna götürmeye çabaladı; ama ilaç etkisini çok çabuk gösteriyordu, kol ve bacakları artık itaat etmez olmuştu. Bağırmaya uğraştıysa da, baykuş ötüşü gibi bir ses çıkarabildi yalnızca. İleriye doğru bir adım attı, düştü, yüzü adamın çizmelerinin dört beş santim yakınına geldi. Adamın "Çok üzgünüm," dediğini duydu; sesi titrek ve uzaktı."
Serinin ilk kitabı Yürüyen Kentler'i severek okumuştum. Araya başka kitaplar girince seriye ara verdim. Geçtiğimiz aylarda serinin ikinci kitabı İhanet Altını'na başlamak istedim ve kitabı Dönüşüm gibi kasımda bitirdim. Aradan bayağı bir zaman geçtiği için de, sadece aklımda kalanlar üzerinden bir inceleme yazmaya çalıştım :)

Yoruma geçmeden önce, serinin ilk kitabı Yürüyen Kentler yorumumu okumak isteyenleri buraya alayım.

Serinin kurgusu gittikçe güzelleşiyor. Yazar, kurguladığı distopyada muhteşem bir altyapı hazırlamış. Bunu, okudukça anlıyorsunuz. Kurgu değiştikçe yeni yerler, yeni karakterler ekleniyor. Bunların her birinin birer geçmişi olmalı ki kurgu, hem sonraki sayfalar hem de sonraki kitaplar için bir temele otursun. İşte, İhanet Altını'ndaki bu temel fazlasıyla sağlam. Bahsedilen yerler, kültürler karakterler sadece isimden ibaret değil; birer geçmişleri var ve yazar bunu okuyucuya öyle başarılı bir şekilde sunmuş ki... Bu bilgiler belli bir yerde toplanmadan, aralarda, kurguyla da bağlantılı olacak şekilde; yani tam yerinde verilmiş.

Kitabın kurgusu beklediğimden çok daha aksiyon doluydu. Serilerin ikinci kitapları genelde durgun olur diye beklentimi düşük tutmuştum, ama İhanet Altını, bu konuda beni şaşırttı. Kitap, Yürüyen Kentler'den daha heyecanlıydı. Bunda, kurguya katılan yeni karakterlerin de payı var. Birçok olay bu yeni karakterlerin etrafında döndüğü için kitap, aralarda karakterleri tanıtmak amacıyla biraz durgunlaşmış gibi gözükse de sonraki sayfalarda bunun acısını çıkarıyor :) Olayların farklı açılardan yazılması da, birinde durgunluk olsa bile diğerindeki aksiyonla bunu telafi etme imkanı veriyor.

Sürpriz unsuru da aksiyon kadar yüksekti, bence. Öyle anlar oldu ki; hiç beklemediğim kişilerin, hiç beklemediğim hareketleri sergilediklerini okudum. Ek olarak, kurgulanan olaylar da kitabın sonuna yaklaştıkça merakı arttıran cinstendi. Kitabı bitirdiğim zamanlarda derslerim yoğun olmasaydı, serinin üçüncü kitabını elime alırdım muhtemelen. Ama işte, araya başka şeyler girince az da olsa hevesim sönüyor. Yine de, bu yorumu yazarken bile kitabı okurken hissettiğim heyecanı ve duyduğum merakı hatırlıyorum. Bu da beni, seriye devam etmem için teşvik etmeye yetiyor :D

İhanet Altını, her açıdan serinin ilk kitabından çok daha iyiydi. Bu gidişle Yürüyen Kentler serisi, favori serilerimden biri olacak. Bu muhteşem seriyi herkese, şiddetle tavsiye ediyorum :)



Hareket halindeki bir kentte yaşamayı ne denli özlediğini şimdiye kadar fark etmemişti. Bunun nedeni motorlar, diyordu kendine; binalara canlılık duygusu veren o huzur dolu, hafif titreşim; o bir yerlere gitme duygusu ve her sabah uyanıp, yatak odası penceresinden -bu, bir başka karanlık ve buz görüntüsü de olsa- bambaşka bir manzara görmek.





post signature

13 Ocak 2015 Salı

Yorum: Franz Kafka - Dönüşüm

Tür: Öykü, Klasik
Goodreads Puanı: 3,74 (256.654 oy)
Orijinal Adı: Die Verwandlung
Yayınevi: Can Yayınları
Çeviri: Ahmet Cemal
Basım Yılı: 2014
Sayfa Sayısı: 102
Franz Kafka'nın 1915'te yayımlanan Dönüşüm adlı öyküsü, yazarın, anlatım sanatının doruğuna ulaştığı bir eseridir. Küçük burjuva çevrelerindeki yozlaşmış aile ilişkilerini en ince ayrıntılarına kadar irdeleyen bu uzun öykü, aynı zamanda toplumun dayattığı, işlevini çoktan yitirmiş kalıplara bilinç düzeyinde başkaldıran bireyin tragedyasını çarpıcı bir biçimde dile getirir.

Kitabın Değişim olarak bilinen adının gerçekte Dönüşüm olduğu, ifadesini Ahmet Cemal'in açıklamasında bulur: "Gregor Samsa'nın bir sabah kendini yatağında bir böcek olarak bulması, salt bir değişim değil fakat 'başkalaşım'dır. O, insanlığını koruyarak bazı değişiklikler geçirmemiştir; artık farklı bir canlı türü olmuştur."

Bu açıklama, Kafka'nın eserini tanımlarken kullandığı ifadeyle de örtüşür: "Herkes, beraberinde taşıdığı bir parmaklığın ardında yaşıyor. Şimdi hayvanlarla ilgili bunca şey yazılmasının nedeni de bu. Özgür ve doğal bir yaşama duyulan özlemin ifadesi. Oysa insanlar için doğal yaşam, insanca yaşamdır. Ama bunu anlamıyorlar. Anlamak istemiyorlar. İnsan gibi yaşamak çok güç, o nedenle hiç olmazsa kurgusal düzeyde bundan kurtulma isteği var... Hayvana geri dönülüyor. Böylesi, insanca yaşamaktan çok daha kolay."
Dönüşüm, Kafka'nın okuduğum ilk kitabıydı. Kafka ve yazım tarzı hakkında o kadar çok şey duymuştum ki sırf merakımdan bir kitabını okumak istedim. Ben de elimin altında olan bir kitabını, Dönüşüm'ü okudum. Beklediğim kadar iyi değildi ama genel olarak kitabı keyifle okudum.

Kitabın kurgusu, bir adamın ansızın kendini böcek olarak bulması üzerine kurulu. Kafka, bu değişimi somut bir olaydan ziyade soyut, felsefi bir olgu olarak işlemiş. Bu konuda beklediğimden çok farklı bir kurguyla karşılaştım. Ben, bu dönüşümün biraz daha gerçekçi bir bakış açısıyla ele alınacağını; adamın nasıl böceğe dönüştüğü, bundan nasıl kurtulacağı gibi soruların yanıtlarını bulacağımı sanmıştım. Onun yerine bu dönüşümün sosyal ve felsefi etkilerini okudum. Kafka, bu dönüşümün hem Gregor Samsa'nın hem de etrafındakilerin hayatına etkilerini ve bu böcekten uzak durma nedenlerini çok iyi yazmış. Yine de aklımdaki soruların cevaplarını bulamadığım için kitabın bir yönden eksik kaldığını düşünüyorum.

Kafka'nın yazım tarzı, şimdiye kadar okuduğum hiçbir yazarınkine benzemiyor. Öncelikle yazar, böceğe dönüşme kavramını ilginç bir açıdan ele alışıyla şaşırttı beni. Sonra da insanların kendinden ve normal olmayana karşı hislerini ve düşüncelerini başarıyla işleyişini okudum. Özellikle, Gregory Samsa'nın ailesinin kendisine olan tavırlarının değişimi mükemmeldi. Kitabın sonu da benim için tam bir sürprizdi.

Kitap kısa olmasına rağmen, yaklaşık iki ayda bitti. Bunun en büyük nedeni, kitapta Dönüşüm hakkında yazılan notların fazla olmasıydı. Kitapta yer alan her cümleyi -ister önsöz olsun ister ekler- okuyan biri olduğum için bu açıklamaları atlayamadım ve okurken sıkıldım. Kitabın bu kısımları, özellikle benim gibi daha önce hiç Kafka okumamış olanlar için, bulunmaz nimet; zira hem Kafka hem de Dönüşüm çok güzel açıklanmış. Fakat not kısımlarını okumayı sevmeyenler sıkılabilir veya Kafka'nın eserlerine aşina olanlar için bu kısımları okumak zaman kaybı olabilir. Kitabın basım özelliklerinden bahsetmişken, kitabın kapağını yaratıcı bulduğumu da belirteyim :)

Aslında, kitap hakkında yazmak istediğim çok şey var. Hem uzun zamandır yorum yazmayıp paslandığımı hem de Kafka'nın yazım tarzının betimlenmesinin çok zor olduğunu düşündüğümden daha fazla yazacağımı sanmıyorum. Dönüşüm'ü okumak, benim için ilginç bir deneyimdi. Kitabı bir daha okumayı düşünüyorum. Sorularıma cevap bulamasam da neden bulamadığımı ve Gregory Samsa'nın değişimini daha iyi anlayabilirim, belki. Sırf Kafka'nın üslubu için diğer kitaplarını da okumak istiyorum. Dönüşüm'ü ise farklı bir tarzla karşılaşmak isteyenlere tavsiye ediyorum.



İnsan belli bir anda çalışamayacak durumda olabilir; ama o insanın geçmişteki hizmetlerini anımsamak ve engel ortadan kalktıktan sonra hiç kuşkusuz daha büyük ve yoğun bir çaba göstereceğini düşünmek için en uygun zaman da işte o andır.





post signature

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...