30 Haziran 2015 Salı

Bu ay ne(ler) okudum (Haziran/2015)


Sonunda tatil geldi ve ben de rahat bir nefes alabildim :) Bu sene benim için oldukça yoğun geçmişti; bir de artık yavaş yavaş üniversiteyi bitirmeye yaklaştığım için olsa gerek hafiften bir değişim yaşıyorum, sanki... Ama bu değişim, aşağıda da gördüğünüz gibi kitap okumama engel değil ^_^

Bu sene derslerden dolayı kitap okumaya eskisi kadar çok vakit ayıramayacağımı biliyordum. Bu yüzden GR'deki hedefimi de düşük tutmuştum, zaten. Ama bu ay bu kadar çok kitap okuyacağımı düşünmemiştim :D Okul zamanı okuyamadıklarımın acısını bu ay doya doya çıkardım :) Bu seneki toplam okuma hedefimin beşte birlik kısmını haziran ayında okuyup bitirdiğimi göz önüne alırsak, bu ayki performansımı mükemmel olarak değerlendirebilirim :)


Neil Gaiman'ın adını görünce beklentimi yükseltmek yerine normal düzeyde tutabilseydim, Ara Dünya'yı daha çok keyif alarak okuyabilirdim. Sonuçta Neil Gaiman'ın kaleminin değdiği sayfalar, bunlar... Sevmemek elde değil :)

Boş Koltuk'da da benzer bir deneyim yaşadım. Rowling'i görünce ister istemez HP ile ilgili anılarım canlandı ve bu özlemi Boş Koltuk ile giderebileceğimi düşünmüştüm. Onun dışında, ara ara sıkılsam da kitap bir şekilde beni kendine bağlamayı başardı. Favorilerim arasına giremese de severek okuduğum kitaplar arasındaki yerini aldı ;)

İhanetini Fısılda beklediğimden iyi çıkan, bu yüzden de beni şaşırtmayı başaran ender yerli kitaplardan. Birkaç olumsuzluğu vardı fakat bir yazarın ilk kitabına göre İhanetini Fısılda'yı gayet başarılı buldum.

Kurgusunun derinliği yerine akıcılığıyla öne çıkan Benim Uzak Yıldızım da bu ay okuduğum ve ben den tam puan alamayan kitaplardandı. Yine de sayfaları büyük bir heyecanla çevirdiğim için kitabı sevdim. Seriye devam edip neler olacağını öğrenmek istiyorum :)

Ayın, hatta son 5 ayın yıldızı olan Kızıl Gökler Altında Kızıl Denizler'e gelelim ^.^ Yahu bu nasıl bir seri ki böyle çevirdiğim her bir sayfasında çikolata yemiş kadar mutlu oluyorum... İlk kitaba bayılmıştım; nitekim ikincisi de ilki gibi mükemmel ötesi bir şey çıktı :) Bu seriyi o kadar çok seviyorum ki kitaplıkta Tolkien'ların yanına yerleştirdim iki kitabı da. Serinin o kadar iyi olduğunu düşünüyorum, yani :D Scott Lynch'i henüz keşfetmeyenlerdenseniz daha fazla gecikmeden, en kısa zamanda serinin ilk kitabını edinin ;)

Haziran ayında sizler hangi kitabı/kitapları okudunuz?


post signature

Yorum: Scott Lynch - Kızıl Gökler Altında Kızıl Denizler (Gentleman Bastard, #2)

Tür: Epik Fantezi, Fantastik, Gizem, Macera
Goodreads Puanı: 4,22 (50.320 oy)
Orijinal Adı: Red Seas Under Red Skies
Yayınevi: İthaki Yayınları
Çeviri: Cihan Karamancı
Basım Yılı: 2015
Sayfa Sayısı: 696
"Canlı, orijinal ve çekici. Muhteşem bir şekilde yazılmış."
-George R.R. Martin

"Bizi tarih kitaplarında ararsan en fazla satır aralarında bulabilirsin. Yok eğer efsanelerde ararsan işte orada övüldüğümüzü görebilirsin."

Usta hırsız ve dolandırıcı Locke Lamora ile ölümcüllüğünden hiçbir şey kaybetmemiş Jean Tannen, evlerinin ve geçmişlerinin enkazından kaçmış, Camorr'un Belası ise Camorr'suz kalmıştır. Ancak oradan oraya sürüklenmek Centilmen Piçler için bile bir seçenek değildir, onlar da en iyi yaptıkları işe geri dönerler...
Bu kez hedefleri Tal Verrar şehir devleti ve şehrin en korunaklı, görkemli binası Günahane'dir.

Görüp görülebilecek en büyük kumarhane olan ve oradan bir tek sikke çalıp hayatta kalanın olmadığı Günahane, Locke'un direnemeyeceği türden bir hedeftir...

...fakat Locke'un kusursuz suçunun beklemesi gerekmektedir.

Çoksatan serisi Centilmen Piç'in ikinci kitabında Scott Lynch, açık denizlerin ve en alçakçasından kurnazlıkların eksik olmadığı sürükleyici öyküsünü, kırılma noktasına kadar sınanan bir dostluğu anlatarak dokuyor ve sarsıcı kalemiyle okurların hayal dünyasını alabora etmeye devam ediyor.
Serinin ilk kitabı Locke Lamora'nın Yalanları, 2015'te bitirdiğim ilk kitaptı. Çok geçmeden kitabın büyüsüne kapılmış ve kitabı fantastik seven sevmeyen, herkese tavsiye etmiştim. Hatta kitaba, bu yıl okuduğum en iyi 5 kitabın içine rahatlıkla gireceğini iddia edecek kadar bayılmıştım. Merakla serinin devam kitabı Kızıl Gökler Altında Kızıl Denizler'i bekliyordum ki İthaki arayı fazla açmadan kitabı, geçtiğimiz haftalarda çıkardı. Ben de elime geçer geçmez kitaba başladım ve az önce bitirdim.

Yoruma geçmeden önce Locke Lamora'nın Yalanları incelememi okumak isteyenleri buraya alayım ^.^ Ayrıca, yorumun serinin ilk kitabı hakkında spoiler içerebileceğini de belirtmeliyim.

Kızıl Gökler Altında Kızıl Denizler, vurucu bir giriş bölümüyle başlıyor. Olay örgüsünün son düğümlerinde yer alan bu kısma yetişmek ve neler olduğunu anlamak için sayfaları ardı ardına çevirdim. Ardından sıra Lamora ve Jean'ın çevirdiği yeni dolaplara geliyor ve ilk kitapla bu başlangıç arasında kalan zaman, bölümler arasında serpiştirilmiş hatıratlarla aydınlatılıyor. Olay örgüsünün bu şekilde düzenlenmesi kafa karışıklığına neden olacak gibi gözükse de zaman çizelgesi gayet de anlaşılır. Gerçi son bölümlerde artık üst üste yığılan dolandırma planları, beynimi yakacak noktaya gelmişti; öyle ki Lamoraların hangi karakteri neye inandırdıklarını, ne şekilde dolandıracaklarını unuttuğum bile oldu. Neyse ki daha sonra her şey açıklığa kavuştu da aklımdaki soru işaretleri silindi; biri hariç...

Kitap, bakın abartmıyorum, bomba bir şekilde bitti. İlk kitabın son bölümünden 658927364713 kat şaşırtıcı, 839594713 kat beklenmedikti. Scott Lynch, cliffhangerın hasını yaptı. Spoiler olmasın diye neler olduğundan bahsetmeyeceğim, ama lütfen ya... Hangi insan bir kitabı böyle bitirmek isteyebilir ki? Böyle bir uzatmayı hiç beklemediğim için, bu son benim için tam bir şok oldu. Umarım İthaki, serinin üçüncü kitabını çıkarmak için gerekli hazırlıklara şimdiden başlamıştır ;)

Scott Lynch'ın karakter yaratma ve betimleme becerilerinden bahsetmeme gerek yok, sanırım. Ama Kızıl Gökler Altında Kızıl Denizler'i Locke Lamora'nın Yalanları'yla kıyaslamam gerekirse bu sefer sürpriz unsuru ve aksiyonun tavan yaptığını, betimlemelerin ve karakterlerin ayrıntılarının birazcık azaldığını söyleyebilirim. Yine de, kendinizi olaylara bir kere kaptırdınız mı -ki bu muhteşem kurguyla bunu yapmak hiç de zor değil- betimlemelerin azlığını veya bazı karakterlerde derine inilmediğini fark etmiyorsunuz bile.

Kitabın ön ve arka taraflarında olayların çoğunun geçtiği alanların birer haritası vardı. Bu bir artı olsa da, haritaların kitap sayfası yerine ön ve arka kapakların hemen arkasına basılmasını bir eksi olarak değerlendiriyorum. Kitabın kapakları kabartmalı olduğu için arkaları da bundan etkileniyor, tabii. Haritalarda var olan kabartma izleri hoş bir görüntü sergilemiyor. Ayrıca kapağa basıldığı için mi bilmiyorum ama haritaların ayrıntıları çok net değildi sanki. Bunlar yerine haritaların daha yüksek çözünürlüklü versiyonları bulunup, ayrı bir sayfaya basılabilirdi diye düşünüyorum.

Böyle karmaşık bir olay örgüsü planlayıp bundan alnının akıyla çıkmak ve bunu canlı betimlemelerle, gerçekçi karakterlerle süsleyip aksiyonu her daim yüksek tutmak herkesin harcı değildir. Scott LynchKızıl Gökler Altında Kızıl Denizler ile favori yazarlarım arasına girmeyi başardı. Serinin üçüncü kitabından daha çok şey bekliyorum; çıtayı yükseltebildiğim kadar yükselttim, The Republic of Thieves'i merakla bekliyorum :)



"Zenginlere hatırlat... Dokunulmaz olmadıklarını. Kilitlerin maymuncukla açılabileceğini ve hazinelerin çalınabileceğini. Hâlihazır İlletler Hanımı Nara, elini bizden sakınsın, tanrı olmadıklarını asla unutmamaları için insanların arasına hastalıklar salar. Biz de zengin ve güçlü kişiler için öyle bir şeyiz. Onların pabuçlarına kaçan taş, böğürlerine batan diken, ilahi adaletin biraz bu taraftaki tekabülüyüz..."





post signature

28 Haziran 2015 Pazar

Yorum: Amie Kaufman & Meagan Spooner - Benim Uzak Yıldızım (Starbound, #1)

Tür: Aşk, Bilim Kurgu, Genç-Yetişkin
Goodreads Puanı: 3,96 (28.415 oy)
Orijinal Adı: These Broken Stars
Yayınevi: Go Kitap
Çeviri: Ebru Sürmeli
Basım Yılı: 2015
Sayfa Sayısı: 520
O GECENİN, DEVASA UZAY GEMİSİ İKARUS'TAKİ diğer gecelerden hiçbir farkı yoktur. Ta ki o büyük felaket gerçekleşene ve İkarus yakınlardaki bir gezegene düşene dek. Elli bin yolcu kapasiteli gemiden yalnızca iki kişi kurtulmuştur: Evrenin en zengin adamının kızı Lilac LaRoux ve genç bir savaş kahramanı olan Binbaşı Tarver Merendsen.

Binbaşı Merendsen, Lilac gibi kızların insanın başına beladan başka bir şey getirmediklerini uzun zaman önce öğrenmiştir. Lilac da, Tarver’ın kendi iyiliği için, onu kendisinden uzak tutması gerektiğinin farkındadır. Ama ıssızlığın ortasında hayatta kalabilmek için birbirlerine ihtiyaçları vardır. Açlık, soğuk ve vahşi hayvanlara bir de Lilac’ın duyduğu fısıltılar eklenince birbirlerine güvenmekten başka çareleri kalmaz. Ne var ki çok geçmeden, onları birbirlerinin kollarına iten bu trajediden büyük bir aşk doğar. Artık kurtulup kendi gezegenlerinde bir ömür ayrı kalmaktansa düştükleri bu ıssız gezegende birlikte olmayı tercih ederler.

Ama her adımda onları takip eden gizemli fısıltıların ardındaki gerçeği öğrenmeleriyle her şey bir anda değişir. Lilac ile Tarver o gezegenden ayrılsalar bile artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır.

Nefes kesen bilim kurgu üçlemesinin ilk kitabı, Benim Uzak Yıldızım, zaman ve mekân tanımayan sonsuz bir aşkın hikâyesi...
Benim Uzak Yıldızım, daha dilimize çevrilmeden muhteşem kapağıyla ilgimi çekmişti. Sırf kapağından dolayı kitabı edinmek istesem de, konusunu okuyunca kitabı gerçekten de okumak istediğime karar vermiştim. Finallerim bittikten sonra tatile alışma sürecindeyken kitabı elime alabildim ve kısa bir sürede kitabı okudum.

Kitabın konu bakımından Titanik'e benzediğini duymuştum; ben de az da olsa benzediğini düşünüyorum ama sadece yolculukta kullanılan gemilerin birkaç özelliği bakımından... Örneğin Titanik için batmayacağı iddia edilmişti ve bu yüzden de gemiye göstermelik olarak, az sayıda filika konulmuştu; İkarus için de benzer bir durum söz konusuydu. Kurgu, bir yerden sonra Titanik'le uzaktan yakından alakası olmayan bir olay örgüsüne girdiği için kitabın Titanik'le benzerliğinin öne çıkarılması yanlış olur diye düşünüyorum; bu Titanikvari uzay gemisinin, asıl olaylara giriş yapmak için kullanıldığı kanısındayım.

Kurgunun zaman çizelgesi biraz ilginçti. Her bölümün başında yer alan birer sayfalık diyaloglarda günümüzde geçen bir olaya yer verilirken, olayın geçmişle bağlantısına ve detaylarına o bölümde iniliyor. Ayrıca kitabın iki karakterin bakış açısından anlatılması, okurların olaylara hakim olmasını kolaylaştırıyor.

Kitap, beklediğimden daha akıcıydı. Kitabı 3 günde bitirdim ama kitabı her elimden bırakışımda çok zorlandım. Bunun en büyük nedeniyse, merak unsurunun başarılı bir şekilde kullanılmasıydı. Ayrıca, kitabın şaşırtıcılığının yüksek olduğunu da eklemeliyim; özellikle kitabın sonuna doğru gerçekleşen bir olay o kadar beklenmedikti ki o olayın aslında olmadığına veya yazarların sonraki sayfalarda bunu bir şekilde eski haline döndüreceklerine inanmıştım ama beklediğim şey gerçekleşmedi. Bu yüzden kitabın o olaydan sonraki kısımlarını "Ya umduğum şey gerçekleşmezse" diye düşünerek, huzursuzlukla okudum ve o kısımlardan ilk bölümlerdeki tadı alamadım. Umarım kurguya verilen bu yön, serinin devam kitaplarında işlenir ve nedenleri de açıklanır.

Kitabın basım kalitesinden bahsetmeme gerek yok sanırım ^_^ Yayınevinin orijinal kapağı kullanmasından memnun olduğumdan kitabın tanıtım yazısında da bahsetmiştim. Benim Uzak Yıldızım, klasik Go Kitap basımında; kitabın yanlarında mıknatıs ve ön ile arka kapaklarda kabartmalar kullanılıyor. Kitabın basımı, beklediğim kalitedeydi.

Fazla derin bir kurgusu olmayan ama akıcı ve sürpriz unsuru yüksek bir kitap arıyorsanız Benim Uzak Yıldızım'ı tavsiye edebilirim. Şahsen ben, kitabı olumsuzluklarına rağmen severek okudum.



Yüzünün her tarafında çillerle karışan lekeleri vardı. Yanağındaki o morluk da duruyordu. Uykusunda bile dudakları düzgün, kararlı bir çizgi halini almıştı. Gözlerinin altında mor halkalar vardı. Terli, perişan ve bitkindi. Gözüme hiç bu kadar güzel görünmemişti.





post signature

27 Haziran 2015 Cumartesi

Yorum Cadısı'nın 3. Yaş Çekilişi


Herkese merhaba! :) Blogun yeni yaşını kutlamak için yapılacak çekilişin sinyallerini Instagram'da vermiştim. Geçtiğimiz yıl çekiliş yapamadığımdan bu seneki için çok büyük planlarım vardı. Neler yapsam, ne versem diye düşünürken artık müdavimi olduğum Dükkan Design'ın da yeni yaşının Yorum Cadısı'na çok yakın olduğunu öğrendim ve yeni yaşlarımızı neden birlikte bir çekilişle kutlamyoruz ki, dedik :) Dükkan Design 23 Haziran'da 1 yaşına girdi; Yorum Cadısı ise 4 Temmuz'da 3 yaşına girecek. Biz de çekilişimizi iki tarihin ortalarında başlatıyoruz ve herkesi katılmaya davet ediyoruz ^_^

Lafı çok uzatmadan hemen çekilişin ayrıntılarına geçiyorum... İlk çekilişimde kullandığım gibi yine, Rafflecopter uygulamasını kullanıyorum. Sosyal medya hesaplarımızı takip etmeniz zorunlu şartlar. Katılım hakkınızı arttırmak isterseniz, şartlarda belirtilen linkleri kendi sosyal medya hesaplarınızdan paylaşıp paylaşım linkinizi kutucuğa yazmanız gerekiyor. Çekilişin sonunda 3 kişiye birer hediye gelecek; 1 kişiye Time Turner kolyesi, 1 kişiye Dükkan Design'da kullanması için 20 TL değerinde hediye çeki ve 1 kişiye Dükkan Design'dan yapacağı bir adet üründe %50 indirim hakkı verilecek. Çekiliş 10 gün sürecek; 27 Haziran 2015'te başlayan çekiliş 7 Temmuz 2015'te sona erecek ve kazanan ertesi gün açıklanacak. Kazananlar ile e-mail yoluyla iletişime geçilecek ve kendilerini Dükkan Design'a yönlendireceğim. Böylece doğrudan Dükkan ile konuşup anlaşabilirler. İletişim bilgilerini 2 gün içinde edinemezsek o hediye için Rafflecopter yoluyla bir başka kişi belirlenecek. Çekiliş Türkiye içinde geçerlidir. Kazananlardan İzmir'de olanlar hediyelerini Dükkan'a giderek alacak, İzmir dışındakilere ise hediyeleri Dükkan tarafından kargolanacaktır.

Umarım açıklayıcı olmuşumdur :D Sorunuz varsa bu yazının altına yazmaktan çekinmeyin, lütfen.

Herkese bol şans! :)




post signature

19 Haziran 2015 Cuma

Yorum: Meltem Lian Özüt - İhanetini Fısılda

Tür: Aşk, Gerilim, Gizem, Türk Edebiyatı
Goodreads Puanı: 4,00 (3 oy)
Orijinal Adı: -
Yayınevi: Dex Yayınları
Çeviri: -
Basım Yılı: 2015
Sayfa Sayısı: 428
"Ahh birtanem, keşke şimdi gözlerini açabilsen ve her şey yoluna girse."
Ben zaten uyanığım ve seni duyabiliyorum!

Tıpkı bir ölü gibi hareketsiz yatıyordu Berrak. Herkes onun için sonun geldiğine inanıyordu.
Biri hariç...

Berrak dünyaca ünlü bir modeldi, kıskanılacak bir hayatı vardı.

Ve bir gece trafik kazası geçirdi. Kendine geldiğinde dört gün geçmişti, her şeyi duyabiliyordu ama kimse bunun farkına varmıyordu.

Bir süre sonra garip, psişik bir güç keşfetti zihninin karanlıklarında...

Ve ardından kapılar aralandı...
büyük ihanetler aydınlandı...
Şu ana kadar okuduğum tüm kitapları toplasam, okuduğum Türk yazarların sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Gerek okumayı yabancı yazarlarla sevdiğim için gerekse fantastik, bilim kurgu gibi ilgili olduğum türlerde Türk yazarlarının başarılı kitaplarına neredeyse hiç denk gelmediğim için Türk yazarların yazdığı kitapları okumayı pek tercih etmiyorum. Bu yüzden, İhanetini Fısılda'ya da biraz çekinerek, beklentimi düşük tutarak başlamıştım. Ama kitap, umduğumdan daha iyi çıktı :)

Öncelikle kitaptaki ana sorun olduğunu düşündüğüm belirsizliğe değinmek istiyorum. Kitabın kurgusu beklediğimden daha ilginç ve iyiydi. Fakat, kitapta işlenen konuların zıtlığı biraz aklımı karıştırdı. Kitap, arka kapağında yazan tanıtım yazısıyla değerlendirildiğinde gizem, aşk türlerinde bir kitap olarak görülebilir. Fakat kitabın ikinci yarısından itibaren işin içine fantastik sayılabilecek bazı ögeler de giriyor. Neler olduğunu, spoiler potansiyeli olduğundan açıklamayacağım; sadece telepati gibi bir olayın olduğunu söyleyebilirim. Kurguda bu unsura yer verilmesi, benim aklımı bayağı bir karıştırdı; kitabın fantazyayı veya paranormali mi yoksa gerçekliği mi işlediğine karar veremedim. Kitabı okurken, kitabın hangi türden olduğuna göre karakterlerin neler yapabileceğini anlamaya çalışır ve kurgudan da beklentilerimi belirlerim. İhanetini Fısılda'daki bu tür belirsizliği, başta beni şaşırtsa da sonradan alıştım; hatta bu değişiklik merakımı arttırdı ve olayların nasıl bağlanacağını, kitabın türünün ne olacağını görmek için sayfaları hızla çevirdim. Ama kitabın ikinci yarısını ne beklediğimi bilmeden okudum ve bu yüzden ikinci yarıyı okurken, ilki kadar zevk alamadım.

Daha ilk sayfalarda doğrudan olaya girilmesi, kitabın yerinde bulduğum özelliklerinden. Ana karakter Berrak'ın komada olması, diğer karakterleri Berrak'ı ziyaretleri sırasında tanıyacağımız anlamına geleceği için bir giriş bölümüne gerek yoktu. Fakat bir yerden sonra tanınacak karakter kalmadığı ve heyecanı yüksek pek bir olay olmadığı için sadece Berrak'ın monologlarına yer verilmişti. Bu kısımlar dışında sıkılarak okuduğum bir bölüm yoktu kitapta; ortalara doğru aksiyonu biraz sönse de daha sonra bayağı bir yükseldi zaten :)

Kitapta basımdan kaynaklı birkaç yazım hatasının olduğunu da söylemeden geçmeyeyim. Birkaç da anlatım bozukluğu gözüme çarptı ama kendinizi kitaba kaptırdığınız takdirde bunları gözünüz görmez, muhtemelen :D Ayrıca kitabın basım kalitesini de eski Dex'lerle kıyasladığımda düşük buldum.

Kitabın bu bahsettiğim olumsuzlukları dışında bir eksiğini göremedim, aksine beklediğimden iyiydi aslında. Kurgu başarılıydı. Karakterlerin, olayların, mekanların, vs. betimlenmesinde bir eksiklik yoktu. Aksiyon ve heyecan ortalarda biraz düşse de daha sonra toparlandı. Belki son kısımlar, bu yaşanmışlıkların ağırlığına kıyasla biraz toz pembe kalmış olabilir; ama o kadarına da takılmıyorum. Kitabın tek büyük sorunu, bana göre, türündeki belirsizlikti. Böyle bir değişikliğin olacağına dair ipuçları kitabın tanıtım yazısında yer alsaydı, daha iyi olabilirdi. Sınırları belirleyip beklentimi ona göre ayarlardım ben de ve kitaptan daha çok keyif alırdım. Yine de, İhanetini Fısılda umduğumdan iyi çıktığı için mutluyum :) Bir de bu kitap, sanırım yazarın ilk kitabı; bunu da göz önüne alacak olursam yazarın iyi bir iş çıkardığını düşünüyorum ^_^



Yüzleşmek bir kayıp vermek gibidir; ölen kişinin bir daha hiç geri gelmeyeceğinin acı gerçekliğiyle hayata devam edebilme gücünü kendinde bulmak gibi. Canın ne kadar yanarsa yansın hiçbir şeyin artık eskisi gibi olamayacağını bilmek; bu şekilde ertesi gün doğan güneşe bakmak, gününü normal bir şekilde geçirmek ve acıkınca yemek, susadığında su içmek... tüm bunları elimizden geldiğince matemimizle yapıyorduk fakat gerçeklerle tamamen yüzleşmek o kayıplardan sonra gülümsediğin ilk saniyeydi.





post signature

16 Haziran 2015 Salı

Tanıtım: Scott Lynch - Kızıl Gökler Altında Kızıl Denizler (Gentleman Bastard, #2)

Goodreads Puanı: 4,22 (49.783 oy)
Orijinal Adı: Red Seas Under Red Skies
Yayınevi: İthaki Yayınları
Çeviri: Cihan Karamancı
Liste Fiyatı: t 32,00
Sayfa Sayısı: 696
"Canlı, orijinal ve çekici. Muhteşem bir şekilde yazılmış."
-George R.R. Martin

"Bizi tarih kitaplarında ararsan en fazla satır aralarında bulabilirsin. Yok eğer efsanelerde ararsan işte orada övüldüğümüzü görebilirsin."

Usta hırsız ve dolandırıcı Locke Lamora ile ölümcüllüğünden hiçbir şey kaybetmemiş Jean Tannen, evlerinin ve geçmişlerinin enkazından kaçmış, Camorr'un Belası ise Camorr'suz kalmıştır. Ancak oradan oraya sürüklenmek Centilmen Piçler için bile bir seçenek değildir, onlar da en iyi yaptıkları işe geri dönerler...
Bu kez hedefleri Tal Verrar şehir devleti ve şehrin en korunaklı, görkemli binası Günahane'dir.

Görüp görülebilecek en büyük kumarhane olan ve oradan bir tek sikke çalıp hayatta kalanın olmadığı Günahane, Locke'un direnemeyeceği türden bir hedeftir...

...fakat Locke'un kusursuz suçunun beklemesi gerekmektedir.

Çoksatan serisi Centilmen Piç'in ikinci kitabında Scott Lynch, açık denizlerin ve en alçakçasından kurnazlıkların eksik olmadığı sürükleyici öyküsünü, kırılma noktasına kadar sınanan bir dostluğu anlatarak dokuyor ve sarsıcı kalemiyle okurların hayal dünyasını alabora etmeye devam ediyor.
Sonunda çıkıyor, Tanrım!!! Son birkaç gündür, şu kitap çıkacak diye yerimde duramıyorum :) Serinin ilk kitabı Locke Lamora'nın Yalanları'nı şurada yorumlamıştım ve yorumumdan da anlaşılacağı üzere kitaba ba-yıl-mış-tım! Kitabı bitirdiğimden beri ikinci kitap için gün sayıyordum ve sonunda İthaki, kitabın birkaç gün içinde çıkacağını duyurdu. Kızıl Gökler Altında Kızıl Denizler, 19 Haziran'da raflardaki yerini alacak; ben de tabii ki kendisine kavuşmak için elimden gelen her şeyi yapacağım :D Şu anda kaç tane okunmayı bekleyen kitabımın olduğu önemli değil, önemli olan şu kitaba en kısa sürede kavuşmam :D

İlk kitabı çok sevdiğim için ikincisinden beklentim çok yüksek; ama içimden bir ses beklediğimden çok daha iyisiyle karşılaşacağımı söylüyor ;) Şu önümüzdeki günler bir an önce geçse de, ben de Kızıl Gökler Altında Kızıl Denizler'in sayfaları arasında kaybolsam...

post signature

15 Haziran 2015 Pazartesi

Yorum: J.K. Rowling - Boş Koltuk

Tür: Çağdaş/Modern, Dram, Gizem, Yetişkin
Goodreads Puanı: 3,25 (189.454 oy)
Orijinal Adı: The Casual Vacancy
Yayınevi: Doğan Kitap
Çeviri: Dost Körpe
Basım Yılı: 2013
Sayfa Sayısı: 592
Barry Fairbrother kırklı yaşlarının başında beklenmedik bir şekilde hayata gözlerini yumar. Bu ani ölüm yaşadığı kasabanın halkı için büyük bir şok olacaktır.

Arnavut kaldırımlı meydanı ve eski kilisesiyle Pagford, sıradan bir İngiliz kırsalı gibi görünse de bu tatlı görüntüsünün ardında bir savaş sürmektedir. Zenginler fakirlerle, gençler ebeveynleriyle, kadınlar kocalarıyla, öğretmenler öğrencileriyle sürekli bir çatışma halindedir. Pagford kesinlikle göründüğü gibi bir yer değildir.

Belediye Meclisinde Barry'den boşalan koltuk, kasabanın görüp göreceği en büyük savaşın tetikleyicisi olacaktır.

Türlü düzenbazlıklar ve hırsla süren, herkesin birbirinin foyasını ortaya çıkaracağı seçim savaşında zafer kimin olacaktır?
Boş Koltuk, daha İngiltere'de bile çıkmadan önce Rowling'in HP sonrası yazdığı ilk roman diye adını duyurmuştu. Hatta kitabın adının ne olarak çevrileceği konusu tartışılmıştı. Nitekim dilimize, çıktıktan kısa süre sonra çevrildi ve birçok okur -ben dahil- kitabı sırf J.K. yazdı diye alıp okudu.

Şahsen ben kitabı, sırf Rowling'in yazdığı fantastik ögeler içermeyen bir kitap nasıl olur diye merak ettiğim için almıştım. Çünkü kendisini Harry Potter ve sihir temasıyla öyle çok bütünleştirmiştim ki normal bir hayatı ne şekilde anlattığını hayal bile edemiyordum. Bu yüzden kitabı elime aldığımda, HP'den hatırladığım Rowling'i bekleyerek kitabı okumaya başladım ve bu yüzden biraz umduğumu bulamadım.

Kitabı okumaya başladığımda, kitap hakkında bildiğim tek şey olayların bir kasabada geçtiği ve oradaki insanların yavaş yavaş gerçek yüzlerini gösterecek olduklarıydı. Bu bilinmezlik, ilk bölümlerin sıkıcılığını büyük ölçüde bertaraf etti, aslında. Kitabın konusunu bilseydim muhtemelen ilk birkaç bölümden sonra kitabı yarım bırakırdım zira kitabın giriş niteliği taşıyan bölümleri inanılmaz sıkıcıydı. Kitapta bir ton karakter olduğu için bunların her birinin bir geçmişi, kişiliği ve davranış örüntüsü var. Şimdi, hakkını yemeyeyim; Boş Koltuk'ta Rowling'in karakter yaratma becerisi fazlasıyla görülüyor, öyle ki kendinizi kaptırıp karakterlerin birer kurgu olduğunu unutabilir ve onlara bayağı bir sinir olabilirsiniz. Bütün bu karakterlerin tanıtılması hem kafanızı karıştırıyor hem de kitaptan daha ilk bölümlerde sıkılmanıza neden oluyor. Ama karakterleri benimseyip kasabaya alıştıktan sonra, sayfaları nasıl çevirdiğinizi anlamıyorsunuz bile.

Ben kitabı, normal bir günde okumaya başlamıştım ve birkaç bölüm sonra resmen depresyona girmiş gibiydim. Boş Koltuk'taki bütün karakterin gerçek yüzleri, kendileriyle konuştukları monolog paragraflarında ortaya çıkıyor ve bunları okudukça ruh halizin hafiften kötüye doğru kaymaya başlıyor. Bu, Rowling'in duyguları sözcükler üzerinden okuyucuya aktarma başarısının bir göstergesi olabilir; ama kitabın yarım bırakılma şansını da arttırıyor.

Kurgunun üstüne fazlaca düşünüldüğü ve her bir detayın göz önüne alındığı çok bariz. Kitabın ortasında gerçekleşen bir olayın minnacık bir ayrıntısı sonraki bölümlerde karşınıza çıkabiliyor ve o küçük şeyin kocaman bir başka şeye dönüşmesini takip etmek bayağı ilginçti. Bir de, olaylar küçük bir kasabada geçtiği için herkes bir şekilde birbiriyle bağlantılı oluyor. Herhangi bir davranış, bir başkasını beklediğinizden çok farklı bir şekilde etkiliyor. Bu sürpriz unsuru, kitabı okuyup bitirmemi sağlayan tek unsurdu; neler olacağını, kitabın nasıl biteceğini merak ettiğim için 600'e yakın sayfayı okumak istedim.

Kısacası, Boş Koltuk'u -bazı yerlerinde sıkılsam da- severek okudum. Rowling'in kurgulama ve karakter yazma becerisine bir kez daha tanık oldum; özellikle son sayfalarda, her şeyin nasıl da bir yerde toplandığına hayret ettim.

Son olarak, kitabı Rowling yazdığı için veya Harry Potter'ın o büyülü dünyasını özlediğiniz için okumak istiyorsanız, okumayın. Çünkü bu kitapta sihirin s'si bile yok; katıksız bir gerçekçilik var. Bunu göz önüne alarak kitabı okumaya başlayın, yoksa büyük ihtimalle hayal kırıklığına uğrayıp kitabı yarım bırakırsınız.



Şişko'nun görebildiği kadarıyla insanların yüzde doksan dokuzunun düştüğü hata kendilerinden utanmaktı; kendilerini gizleyerek başkası olmaya çalışmaktı. Dürüstlük Şişko için geçer akçeydi, onun silahı ve zırhıydı. Dürüstlük insanları korkuturdu; afallatırdı.





post signature

13 Haziran 2015 Cumartesi

Yorum: Michael Reaves & Neil Gaiman - Ara Dünya (InterWorld, #1)

Tür: Bilim Kurgu, Fantastik, Genç-Yetişkin, Macera
Goodreads Puanı: 3,49 (10.720 oy)
Orijinal Adı: InterWorld
Yayınevi: İthaki Yayınları
Çeviri: Emine Ayhan
Basım Yılı: 2012
Sayfa Sayısı: 214
Hugo ve Nebula ödüllü yazar Neil Gaiman ve Emmy ödüllü yazar Michael Reaves'ten sadece gençlere değil tüm okurlara hitap eden, bilimkurguyla fantezinin iç içe geçtiği bir macera.

Joey Harker bir kahraman değil. O aslında kendi evinde kaybolan sıradan biri. Bir gün kaybolduğunda kendi dünyasını geride bırakıp bambaşka bir boyuta adım atıyor. Şimdi bir savaş vermek zorunda. Hem de sadece bu dünyayı değil, olası bütün dünyaları kurtarmak için verilen bir savaş...
Ara Dünya uzun zamandır kitaplığımda okunmayı bekliyordu. Kitabı sanırım D&R'ın 5 lira kampanyasından almıştım, tam olarak hatırlamıyorum. Sonunda kış sonu gibi kitaba başlamaya karar verdim ve birkaç gün önce de bitirdim.

Öncelikle yazarların günümüz evrenini baz alarak apayrı bir dünya ve evren kurguladıklarını ve bunu takdir ettiğimi belirtmeliyim. Yaratılan bu kocaman evrende bilmediğimiz ve alışkın olduğumuzdan farklı fizik kuralları, anatomiler, vs. her konuda çeşitlilik mevcut. Yarattıkları bu kurgu, hayal gücünün ve yaratıcılığın herhangi bir sınırı olmayacağını gösteriyor, bence :) Kurgu başarılı da keşke kurgulanan bu evrenler, ayrıntılı bir şekilde açıklansaydı. Belirli kurallar ve sınırlar açıklanmıştı ama bunlar sadece kurguyu şekillendirmeye yarıyordu, kurguyu anlamak için yeterli değildi. Çoğu zaman ben de ana karakter gibi hissettim; kurguda ne yaptığımı bilmeden, tahmin yürüterek ilerledim. Bu durumun, merak unsuruna katkıda bulunacağı amaçlanmış sanırım ama ben kurgulanan dünyayı zihnimde canlandıracak yeterlilikte malzemeye sahip değilsem, maalesef merakım yüksek olmuyor.

Kurguyu oldukça yaratıcı bulduğumu belirttim ama kurgu bana ne yazık ki o kadar da orijinal bir fikirmiş gibi gelmedi. Kitap, kurgu açısından bana okuduğum diğer kitapları çağrıştırdı. Bunun yanında, kitabın başında olaylara aniden girildiğini düşünüyorum. Birkaç sayfalık bir tanıtımdan sonra olay örgüsü, heyecansız ama merak dolu bir şekilde başladı. Sonraki bölümlerde heyecan artsa da sürekli bir oyalanmışlık hissi vardı, sanki. Bütün olanlar ana karakter için de böyle birden geliştiğinden bu şekilde olması normal; ama bu anilik beni biraz çarptı ve kitabın ikinci yarısına kadar kitabı coşkuyla okuyamadım.

Kitabın çok yoğun olduğum bir ders dönemime denk geldiği için okunmasının bu kadar uzun sürmesinin yanında bir de, kitabın ilk yarısı o kadar da akıcı değildi. İlk sayfalarda merak unsuru başarıyla kullanılıyor, fakat kurgulanan dünyayı kavrayamadığım için ben o merakı hissedemedim. Kitap, ilk bölümlerinde beni kendine çekemedi, maalesef. Bu kısımları okurken, çoğu zaman birkaç sayfa okuyup kenara koydum kitabı. Ama yarısından sonra kitap, su gibi aktı. Öyle ki, ikinci yarısındaki sürükleyiciliği olmasaydı, kitabı daha sonra okumak üzere yarım bırakabilirdim. Bu sürükleyiciliğe ek olarak, ikinci yarıda kurgu açısından her şey daha netti. Yazarların kurguladığı evrenin kuralları ve sınırları gibi bilgilere sahip olduğum için, son yarıyı daha iyi anladığımı ve bu yüzden daha çok keyif alarak okuduğumu düşünüyorum.

Bu kadar çok olumsuz yorumda bulunsam da genel olarak kitabı sevdim. Eksiklik olarak gördüğüm çoğu unsurun kitabın ilk yarısına ait olduğunu göz önüne alacak olursak, sadece ilk yarı beklentilerimi karşılayamadı. Onun dışında, ikinci yarı tam da Neil Gaiman'dan beklediğim gibiydi; yaratıcı bir kurgusu olan, sürükleyiciliği ve heyecanı bol bir kitaptı. Ayrıca Ara Dünya serinin ilk kitabı olduğundan kurgulanan evrenler ve daha fazlası, serinin devamında açıklanacaktır diye umuyorum.

Neil Gaiman'ın adını gördüğünüz için yükselen beklentinizi orta düzeyde tutmayı başarırsanız, Ara Dünya'yı severek okuyacağınızı düşünüyorum. Yoksa benim gibi, birazcık hayal kırıklığına uğramanız muhtemel.



"Sihir, evrenle onun duymazdan gelemeyeceği sözlerle konuşmanın bir yoludur sadece..."





post signature

12 Haziran 2015 Cuma

Yorum: Terry Pratchett - Büyünün Rengi (Discworld, #1; Rincewind, #1)

Tür: Fantastik, Macera, Mizah
Goodreads Puanı: 3,94 (160.025 oy)
Orijinal Adı: The Color of Magic
Yayınevi: Delidolu Yayınları
Çeviri: Niran Elçi
Basım Yılı: 2015
Sayfa Sayısı: 240
"Ah evet,” dedi Rincewind boş bir sesle. "Harika." Ama düşündüğü şuydu: Heyecan gördüm; can sıkıntısı da gördüm. Ve can sıkıntısı daha iyiydi.

DiskDünya, devasa bir kaplumbağanın sırtında, düşünce ile gerçekliğin sınırlarında bir dünya. Varlığı tuhaf bir felaketle -DiskDünya'nın ilk turisti- tehdit edilmekte. Ve diskin huzuru, onun hayatta kalmasına bağlı. Bunu sağlamakla görevli kişiyse büyücülük okulundan atılmış sıradan bir sihirbaz: Rincewind.

Zihin gücüyle yaratılan ejderhalar, sakar bir sihirbaz, saf bir turistin fizik kurallarına meydan okuyan macerası... ve tabii evrenin KENARI...

Tanrıların, kahramanlarımızın hayatları üzerine zar attığı bu nefes kesen macerada can sıkıntısını özleyeceksiniz.

"Pratchett bir mizah dahisi"
-Daily Express
Diskdünya Serisi'ni uzun zamandır okumak istiyordum. Tam eksi basımı hiçbir yerde bulamadığım için kitapları orijinal dilinde okumaya karar vermiştim ki Delidolu Yayınları, serinin ilk iki kitabını bastı ^.^ Beni kırmayıp Büyünün Rengi ve Fantastik Işık'ı yolladıkları için kendilerine bir kez daha teşekkür ediyorum :)

Serinin ilk kitabı olan Büyünün Rengi'ni bir ay gibi uzun bir zamanda okuyup bitirdim. Bu zaman dilimine sunumlar, projeler ve birkaç da final sınavı sıkıştırdığım için kitabı bitirmem bu kadar uzun sürdü. Kitabın ilk sayfalarının da okumamı kolaylaştırdığı pek söylenemez. Terry Pratchett'ın yarattığı dünya kocaman ve ayrıntılarla dolu. Öyle ki, adam bütün bir evreni dilinden dinine, coğrafyasından fizik kurallarına kadar baştan yaratmış. Bu da, seriye ilk başladığınızda kafanızı karıştırabiliyor. Özellikle de Dünya'nın o alışılmadık şekli ve bundan kaynaklanan farklılıkları anlamak bayağı zor. Ama o muhteşem dünyayı bir kez kavradığınız zaman, kitabı elinizden bırakamıyorsunuz :D

İlk bölümler kitaba ve seriye giriş niteliğinde olsa bile, merak duygunuz daha ilk sayfalarda kamçılanıyor. Ardından kitabın sürükleyiciliği devreye giriyor ve -özellikle son bölümlerde- nasıl olduğunu anlamadan kitabı bitirmiş oluyorsunuz. Şahsen ben, kitabın son bölümlerini final haftamın ortasında okumuş ve kitabı o zamanda bitirmiştim ki bitirmemden daha birkaç saat önce deli gibi finallere çalışıyordum. Kitabın ne kadar akıcı ve sürükleyici olduğunu siz düşünün, artık :D

Daha önce sadece Terry Pratchett'ın yazdığı bir kitabı okumamıştım, ben. Başka yazarlarla birlikte yazdığı kitapları okumuş ve üsluplarına bayılmıştım. Ama kitaptaki dilin ne kadarının ona ait olduğu hakkında pek bir fikrim olmadığı için, hangisini ne ölçüde severek okuduğumu bilememiştim; yalnızca tahminlerde bulunmuştum. Büyünün Rengi'ni okuduktan sonra gördüm ki tahminlerim doğru çıkmış; Terry Pratchett Büyünün Rengi'nde mizahi yönü kuvvetli bir dil kullanmış. Hatta kullandığı dil, beklediğimden daha esprili ve nükteli. Büyünün Rengi'ni okurken yazarın daha önce okuduğum kitaplarında gülmediğim kadar güldüm :D Üslubunun bu özelliği, yazdığı karmaşık kurguyu okumayı ve anlamayı da oldukça kolaylaştırıyor ve bütün o espriler, kurgulanan dünyayı benimsemenizi sağlıyor.

Kurgulanan evreni anlamamı sağlayan en önemli şey, kitabın arkasında bulunan haritaydı. Delidolu'nun bastığı harita renkli, büyük ve ayrıntılı. Fakat kitabın arkasına yapıştırılması, açıp bakmayı zorlaştırıyor. Özellikle seriyle yeni tanıştığım için haritaya sıklıkla bakmam gerekecekti. Sürekli olarak kitabın arka sayfasına gitmek, katlanmış haritayı açıp tekrar katlamak haritanın zarar görme ve yırtılma ihtimalini de arttıran bir etken. Bu yüzden ben, haritayı kestim ve kitaptan ayırdım. Size de aynısını yapmanızı tavsiye ederim. Keserken dikkat edip arka kapağı kesmemenizi de vurgulamalıyım çünkü harita, arka kapağa güçlü bir şekilde yapıştırılmış durumda.

Büyünün Rengi derin kurgusu, sürükleyici ve mizahi anlatımıyla okuduğum en iyi fantastik kitaplardan biriydi. Diskdünya Serisi de şimdiden favorilerim arasında girdi. Serinin ikinci kitabı Fantastik Işık'ı okumak için sabırsızlanıyorum ve size hala okumadıysanız, ilk kitabı okuyup bu muhteşem seriye başlamanızı tavsiye ediyorum ;)



Bu, Renklerin Kralı'ydı. Düşük renkler onun kısmi, soluk yansımalarından ibaretti. Bu, Oktarin idi; büyünün rengi. Oktarin canlıydı, parlaktı, ışıl ışıldı ve hayal gücünün tartışılmaz rengiydi, çünkü nerede belirirse belirsin, maddenin sadece büyülü bir zihnin hizmetkârı olduğuna alametti. O, sihrin kendisiydi.





post signature

10 Haziran 2015 Çarşamba

Yorum: Paula Hawkins - Trendeki Kız

Tür: Gerilim, Gizem, Polisiye
Goodreads Puanı: 3,89 (184.248 oy)
Orijinal Adı: The Girl on the Train
Yayınevi: İthaki Yayınları
Çeviri: Aslıhan Kuzucan
Basım Yılı: 2015
Sayfa Sayısı: 360
Rachel her gün aynı trene binip aynı çifti izliyordu. Çiftin başına gelenleri bütün ülke duyduktan sonra, hayatlarına dahil olmaya karar verdi.

"Büyüleyici, sürükleyici, üst seviye bir gerilim. Mutlaka okuyun!"
-S.J. Watson

"Hem karakter yaratımı hem olay örgüsü muhteşem, harika bir kitap! Yeni neslin Alfred Hitchcock'u."
-Terry Hayes

"Zeki, gerilim dolu ve baştan aşağıya sürükleyici bir roman."
-Lisa Gardner

"Aklınızı başınızdan alacak, zekice yazılmış bu psikolojik-gerilim romanı hem muhteşem hem de tren enkazı kadar korkunç!"
-Publishers Weekly

"Nefesleri kesen bir ilk roman. En dikkatli okurlar bile, Hawkins olayları teker teker açığa çıkarıp, aşkın ve takıntının şiddetle olan kaçınılmaz bağını ortaya koyarken şaşırmaktan kendilerini alamayacaklar."
-Kirkus

"Trendeki Kız, her şeyi anladığınızı düşündüğünüz an sizi farklı bir sürprizle karşılıyor."
-Entertainment Weekly
Trendeki Kız, ilginç kapak tasarımıyla dikkatimi çekmişti. Kapağı o kadar çok beğenmiştim ki, daha konusunu bilmeden kitabı almak istemiştim :D Kitabın çıkışı, aşağı yukarı fuar zamanına denk geleceği için birkaç gün bekledikten sonra kitabı uygun bir fiyata, fuardan aldım. Kitabı da kitaplığımda fazla bekletmeden, okuyup bitirdim :)

Öncelikle, kitabın biraz abartıldığını düşündüğümü söylemem gerek. Şöyle ki, birkaç hafta öncesine kadar ne zaman Facebook'u açsam karşıma kitabın tanıtımı çıkıyordu; aynı şekilde diğer sosyal medya hesaplarında da kitabın tanıtımlarına denk gelmiştim. Bu tanıtımların yanında, kitabı öven yazılar da paylaşılmıştı. Eh, haliyle kitaptan beklentim tavan yaptı. Zaten kitabın kapağına hayrandım, içeriğinin de en az kapak tasarımı kadar orijinal ve mükemmel olmasını bekliyordum. Beklentimin yüksek olması sebebiyle, kitaptan istediğimi tam olarak alamadım.

Benim bir polisiyeyi heyecanla okumamı sağlayan en önemli unsur, kurgunun tahmin edilebilirliğinin az olmasıdır. Trendeki Kız, ilk sayfalarda bu ihtiyacı karşılasa da bir yerden sonra katilin kim olduğu rahatlıkla tahmin edilebilirdi. Gerçi, ben polisiye kitaplarda başlarda biraz da eğlencesine "Katil şu kişi olsaydı ne ilginç olurdu." diye düşündüğümden, kitabın tahmin edilebilirliği yüksek bile olsa bir şekilde katilin kim olduğunu beklenenden önce anlayabildiğim için tahmin edilebilirliği yüksek bir polisiye bulmam oldukça güç. Yine de, böyle yapmasaydım bile son 50-60 sayfada katilin kim olduğu rahatlıkla çözülebilirdi.

Katilin kim olduğu kolaylıkla tahmin edilse de cinayetin işlenme nedeni, işlendiği sırada neler olduğu gibi unsurların şaşırtıcılığı yüksekti. Bunları da az biraz, ucundan tahmin ediyor gibi olmuştum ama beklediğimden çok daha fazlasıyla karşılaşınca bayağı şaşırdım. İşte, bu soruların cevapları katilin tahmin edilebilir oluşunu biraz da olsa dengeliyor ve kitabı bitirip kapattığınızda aklınızda katilin tahmin edilebilirliğinden ziyade cinayeti neden ve nasıl işlediği kalıyor.

Kurgunun gerilimi ve akıcılığı çok yüksekti. Rachel'ın yaşadıklarını ve yaptıklarını okudukça gerildim ama kitabı elimden bırakamadım da... Başlarda Rachel'ın hayatı beni inanılmaz sıksa da asıl olaya girilince gerisi çorap söküğü gibi geliyor. Katilin kim olduğunu tahmin edebilsem de, tahmin ettiğim kişi olup olmadığını öğrenmek için sayfaları arka arkaya çevirdim. Bir de, bir psikoloji bölümü öğrencisi olarak kitapta yer alan görüşme seansının derslerimde gördüklerimde örtüştüğünü belirtmeliyim :D Bu, çok küçük bir ayrıntı gibi gelebilir ama benim için yazarın kitabı öylesine kaleme almadığını aksine araştırmasını düzgünce yaptığını gösterir.

Kitap, günlük tarzında yazılmıştı. Benim gibi, kendinizi kitaba kaptırıp bölümlerin başındaki tarihlere dikkat etmezseniz, olay örgüsü biraz karışabiliyor. Çünkü başlarda, farklı karakterlerin bakış açısından anlatılan olaylar paralel gitse de daha sonra bazı karakterlerin zaman çizgisi geriden gelmeye başlıyor. Ben bunu kaçırdığım için arada biraz kafam karışmıştı. Daha sonra geri dönüp tarihlere baktım ve her şey yerine oturmaya başladı.

Kitabın kapak tasarımından bahsetmezsem olmaz :D Nasıl orijinal, nasıl harika bir kapak bu böyle... Arada sırada kitabın cildini çıkarıp inceliyorum, cildi takıp tekrar inceliyorum :D Kitabın basım kalitesi de yüksek; kitabı okuduğum sırada üstüne biraz su dökülmüştü ama kitaba pek bir şey olmamıştı. Kitabın cildi hafif parlak gibi, koruyucu bir malzemeyle kaplandığı için olsa gerek... Bu yüzden Trendeki Kız'ın yıpranmalara, diğer kitaplardan daha uzun süre dayanacağını düşünüyorum.

Trendeki Kız tahmin edilebilirliği yüksek olmasına rağmen heyecanla okuduğum, sürükleyici bir kitaptı. Kaliteli basımı ve özgün kapak tasarımıyla kitap, severek okuduğum kitaplar arasında. Yapılan abartılı övgüleri görmezden gelip beklentinizi normal düzeyde tutarsanız, kitaptan daha çok keyif alacağınızı düşünüyorum.



Hayatınızdaki boşluklar kalıcıydı. Tıpkı beton kenarındaki ağaç kökleri gibi onlarla büyümeniz gerekiyordu; boşlukların içinden çıkıp şekillenmeliydiniz.





post signature

6 Haziran 2015 Cumartesi

Ne(ler) Yapıyorum | 7


Sonunda ben de yaz tatiline girdim! Az önce son raporumu da bitirdim ve artık resmi olarak tatile girmiş bulunuyorum ^_^ Son final sınavımın üstünden birkaç gün geçse de raporu bitirmeden tatil moduna girmek istemedim. Kendimi kitaplarda kaybedip raporu unutabileceğim aklıma geldi de... Giderayak bütlere kalma gibi bir durumum olmasın diye raporu bitirmeden elimi kitaplara sürmedim. Ama sonunda onu da bitirerek sayfaların arasında kaybolabileceğim, öğlenleri güneş altında kediler gibi mayışabileceğim günlerin kapısını açmış bulunuyorum :D Bu yazıyı da bitirir bitirmez aylardır yarım kalan kitapları bitirip yenilerine yelken açacağım :)

Yarım kalan kitaplar demişken... Şu anda okuduğum tam 6 kitap var.

  

  
  

Edgar Allan Poe'nun Bütün Hikayeleri'nden birkaç öykü okumuştum kış aylarında. Kitap çok ağır olduğu için yanımda taşıyıp yolda okuyamıyorum, doğal olarak. Artık, bu yaz kitabı bitirmek istiyorum. Ender's Game'e başlayalı ise neredeyse 1,5 yıl oluyor. Finallerden bunaldığım bir zaman birkaç bölüm okumuştum ama kitap yine yarım kaldı. Bu yaz bitmeden onu da bitirip yorumlamak istiyorum. Belki kitabın Türkçesini edinip okumaya oradan devam ederim, henüz karar verebilmiş değilim ;) Yolda'ya hem adının hakkını vermek hem de kitabın zevkine daha fazla varabilmek için için okula giderken okumaya başlamıştım ve hep yollarda okumuştum. Onu da tatil zamanı, evde okumaya devam edeceğim. Boş Koltuk beni biraz depresif yaptığı için ara vermiştim. Ama final haftasında ona da şöyle bir bakmıştım. Böyle, stresli olduğum zamanlarda okumam gerekiyormuş, onu anladım. Zira karakterlerin başına gelen kötü ve talihsiz olayları iyi bir günümde okuyunca hele de kendimi kitaba çok kaptırdıysam, modum biraz düşebiliyor; kötü bir günde ise onların başlarına gelenleri, yaşadıklarını okudukça tek derdimin 5 soruluk bir sınav olmasına seviniyorum :D Ara Dünya'yı geçenlerde okumuştum. Yaklaşık iki bölüm okuyup uzunca bir süre ara verince neler okuduğumu pek hatırlamadığım için kitaba en baştan başlamam gerekmişti, ama olsun :D Önceden okuduğum yere kadar geldikten sonra üstüne 1-2 bölüm daha okudum. Kitabı muhtemelen haftaya bitirip yorumunu yazarım :) Okuduğum son kitap ise Kuşatma ve Fırtına. Serinin ilk kitabında olanları bir hatırlasam, bu kitap su gibi akacak ama, işte... Okumam gereken bir ton kitap varken, koskoca bir kitabı da sırf neler olduğunu hatırlamak için tekrar okumak istemiyorum. Umarım okudukça, ilk kitapta neler olduğunu hatırlarım :D

  

Son birkaç ayda muhteşem diziler keşfettim, ama ne yazık ki hepsini aklımda tutamadım :D Aklıma geldikçe Yorum Cadısı'nın instagram hesabında paylaşırım diye düşünüyorum. Aklımda kalanlar ise The Messengers, Wayward Pines ve Jonathan Strange and Mr. Norrell. The Messengers ilk bölümlerde ilginç gibi gelse de son birkaç bölümdür çerezlik dizi havasında sanki. Böyle giderse diziyi sadece izleyecek bir şeyler bulamadığım zaman, arada sırada izlerim sanırım. Wayward Pines ise ilk dakikasından itibaren beni kendisine bağladı; Jonathan Strange and Mr. Norrell da aynı şekilde... İkisinin de kitaptan uyarlama olduğunu öğrenince kitaplarını edinip okumak istedim ama sonra aklıma, yüksekliği boyum kadar olan okunacak kitap kulem geldi, vazgeçtim :D Şimdilik dizileriyle idare edeceğim artık :)

 

The Theory of Everything hakkında çok şey duyduğum için filmi bayağı merak etmiştim. Finaller başlamadan filmi izledim ama o sıralar bilgisayarım bozuk olduğu için filmin ortasında kasıp kapanıyordu. Ben de sinirlenip filmi yarım bırakmıştım. Bir de, son dakikalar bana çok üzücü gelmişti; filmi yarım bırakmamda onun da etkisi var tabii :D Şimdi laptopa format atıldığına ve her şey düzeldiğine göre filme kaldığım yerden devam edebilirim ve yorumunu da filmi bitirdikten sonra yazıp bloga koymayı düşünüyorum. Çünkü Eddie Redmayne, yeni crushım; kendisini ve oyunculuk yeteneğini bol bol övebileceğim bir yazı yazıp içimdekileri dökmem gerek :D Kendisinin rol aldığı bir başka yapım olan Jupiter Ascending'i ise final haftasında, sınavlardan bunaldığım bir zaman izlemiştim galiba. Film çıktığı zaman neden izlemedim, bilmiyorum zira film beklentimin bayağı üstündeydi. Kesin, hakkında kötü yorumlar okuduğum bir filmle karıştırdım ben bunu; yoksa, böyle düşük beklentiyle muhteşem bir film izlememin imkanı yok :D

post signature

4 Haziran 2015 Perşembe

Kitap Alışverişi | 6


2 hafta kadar önce UKitap'tan ikinci alışverişimi gerçekleştirdim ^_^ Yoğunluktan dolayı alışverişin ayrıntılarını yazamamıştım, ama aldıklarımı Yorum Cadısı'nın instagram hesabında paylaşmıştım. Sınavlarım da bittiğine göre artık blogumla ilgilenebilirim. Açılışı da bu alışveriş yazısıyla yapmak istedim :)

UKitap'tan yaptığım ilk alışverişten şurada bahsetmiştim, Tolkien kitaplarının farklı basımlarını almıştım. İkinci alışverişimde ise Buffy çizgi roman dizisinin ilk iki sayısını, Evden Uzakta-Zincir ile Gelecek Yok-Dünyalar Arasında'yı aldım. İlk sayıyı birçok yerde aramama rağmen bulamamıştım, UKitap'ta görünce almak istedim. İlkini almışken ikincisini de alayım, dedim. Aslında alabildiğim kadarını almak istiyordum ama para biriktirmeye yeniden başladığım için Buffy'lere belirli bir miktar ayırabildim.

Yine sorunsuz ve hızlı bir alışveriş gerçekleştirdim. Birkaç gün içinde alışverişi tamamladık. Böyle memnun kaldığım alışverişler yapınca UKitap'a daha çok güveniyorum ^_^ Zaten artık siteyi sadece edinmek istediğim kitaplara bakmak için değil yapılan tartışmalar ve sohbetlere göz atmak için de kullanır oldum. Siteyi yavaş yavaş benimsemeye başlıyorum :D

post signature

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...