30 Kasım 2015 Pazartesi

Bu ay ne(ler) okudum (Kasım/2015)


Kasım ortası başlayan vizeler nedeniyle bu ay benim için oldukça yoğun geçti. Ondan önceki haftayı vizelere çalışmak için ayırdığımı da hesaba katarsak, kasımın en fazla 10 gününü kendime ve bloga ayırabilmişimdir. Bu yüzden, kasım ayı okuma performansım biraz düştü.


Zaman Makinesi, bilim kurguya merak saldığım zamandan beri yani çok uzun bir zamandır okumak istediğim kitapların başında geliyordu. Sepeti doldurmak için aldığım kitabı, birkaç gün önce bitirdim. Beklediğimden oldukça farklı bir kitapla karşılaşmış olsam da kitap, beni büyüledi. Yazıldığı dönemi de göz önüne alınca, kitabı favorilerim arasına koymayı tercih ettim ^_^

Dokuz Gün ise kasımda bitirdiğim ilk kitaptı. Merak unsurunun yüksek olması, kurgunun gerçekçiliği ve psikolojiyi doğru bir şekilde kullanması kitabı eksikliklerine rağmen severek okumamı sağladı. Polisiye severlerin bu kitaba en azından bir göz atması gerektiğini düşünüyorum.

Ada benim gözümde, içeriği basımı kadar muhteşem olmayan kitaplar kategorisinde... Kurgusunun o kadar da sağlam olmadığını düşünüyorum. Kitap, özellikle son bölümleriyle beni hayal kırıklığına uğrattı. Kitap, bir seriye ait olduğu için bütün bu eksikliklerin sonraki kitapta telafi edileceğini ve soru işaretlerinin sonraki kitapta giderileceğini umuyorum.

Kasım ayında sizler hangi kitabı/kitapları okudunuz?

post signature

28 Kasım 2015 Cumartesi

Yorum: Jamie McGuire - Kızıl Tepe (Red Hill, #1)

Tür: Kıyamet Sonrası, Korku, Yeni Yetişkin
Goodreads Puanı: 3,92 (9.170 oy)
Orijinal Adı: Red Hill
Yayınevi: Yabancı Yayınları
Çeviri: Boran Evren
Basım Yılı: 2015
Sayfa Sayısı: 376
Âşık Olduğunuz Kişiyi Hayatta Kalmak İçin Öldürmek Zorunda Olduğunuzu Bilseniz Ne Yapardınız?

İki kızını yalnız başına yetiştirmek için çabalayan Scarlet; evli olsa da âşık olmanın ne demek olduğunu unutmuş, tek yaşama nedeni küçük kızı olan Nathan ve tek derdi kız kardeşi ve erkek arkadaşlarıyla yapacakları hafta sonu kaçamağı olan üniversiteli bir genç kız olan Miranda...

Dünyayı etkisi altına alan bir salgın patlak verdiğinde bu üç kişinin hayatı beklemedikleri şekilde kesişir ve artık tek amaçları vardır: Bu yeni ve acımasız dünyada hayatta kalabilmek.

"Sürükleyici bir kıyamet sonrası hikayesi... McGuire etkileyici detaylar ve güçlü karakterlerle başarısını bu türde de kanıtlıyor."
-Booklist

"Ürkütücü, sürükleyici ve acımasızca gerilimli."
-Closer Magazine
Kızıl Tepe de fuardan aldığım kitaplardan biriydi. Aslında kitabı uzun zamandır almak istiyordum ama fırsatım olmamıştı. Sonunda fuarda alabildim ve kitaba zombilere sardığım zamanlarda, geçtiğimiz ay başlayıp bir haftada bitirdim.

Gerek dizi gerek kitap olsun, zombi salgınının nasıl başladığını anlatan çok az eser var. Bunların çoğunun kurgusu genel olarak, insanların zombileri avlayarak hayatta kaldığı ve odağın bir süre sonra insanlara yöneldiği bir çizgi izliyor. Salgının nasıl başladığına çok az değiniliyor veya hiç değinilmiyor. Kızıl Tepe, bu salgının başlangıç safhasını çok güzel betimleyen bir eser. Salgının nedenini bilimsel olarak, doğrudan açıklamasa da nereden kaynaklandığını gösteriyor. Ayrıca insanın içine korku salan o bilinmezlik duygusunun ve akabinde getirdiği ilk panik dalgasının çok iyi işlendiğini düşünüyorum.

Kitap birçok karakterin bakış açısından anlatılıyor ve bir süre sonra bu karakterler bir şekilde bir araya geliyorlar. Bu birleşme bana biraz saçma gelmişti. Koskoca şehirde, o karakterler birbiriyle bağlantılı çıkıyor ve bir araya geldikten sonra nasıl da birbirlerinin yanında geçtiklerini, aynı mekanda bulunmayı kıl payı kaçırdıklarını vs. keşfediyorlar. Bütün bu bağlantıların biraz da kadere atfediliyor gibi olduğunu hissedince, bu durumun biraz abartıldığını düşünmüştüm. McGuire'ın karakterlerin bu karşılaşmasını elinden geldiğince gerçekçi bir şekilde kurgulamaya çalıştığını hissetmiştim ve bir yerde başarılıydı da. Ama bunu genel olarak değerlendirdiğimde bütün o ufak ayrıntıların, ana karakterlerin belli bir zaman diliminde ve aynı yerde buluşmasına neden olacak derecede ayarlanmasını zoraki bulmuştum. Fakat daha sonra bu düşüncem, McGuire'ın karakterleri acımasızca öldürmesiyle değişti. Yazarın bu gerçekçi bakış açısını fazlasıyla takdir ettiğimi ve belirli yere ulaşınca güvende olunacağına dair inancın silinip atılmasından memnun olduğumu söylemeliyim.

Yazarın daha önce başka bir seriye ait olan iki kitabını okumuştum ve itiraf etmeliyim ki Kızıl Tepe'de bayağı şaşırdım. Kitabın türünden dolayı olsa gerek, McGuire'ın eski üslubunu bu kitapta bulamadım; fakat bu üslubu da diğer kitaplarındaki kadar sevdiğimi söyleyebilirim. Ayrıca yazarın bu kitabında, diğerlerinin aksine betimlemeler vardı Yazarın kendisini geliştirdiğini görmek güzel :)

Aksiyon ve heyecan son bölümlere kadar yüksekti. Fakat kitabın son bölümlerinde bu aksiyon bayağı bir düştü. Birkaç küçük unsurla, merak duygusu yeniden uyandırılmaya çalışılsa da bu eylemin pek başarılı olmadığını düşünüyorum zira kitabın sonu oldu bittiye getirilmiş gibiydi. Kitap için seri deniyor. Fakat ikinci kitap hakkında neredeyse hiçbir bilgiye rastlamadığımdan, Kızıl Tepe'yi tek bir kitap olarak düşünmüştüm ve o mantıkla okumuştum. Eğer kitabın devamı olmazsa son kısım fazlasıyla havada kalacak, devamı olursa da her şeyin böyle oldu bittiye getirilmesinden sonra kurguyu toparlamak zor olacaktır diye düşünüyorum. Yani, kitabın sonu beni tatmin etmedi, hem de hiç...

Kızıl Tepe, salgından sonraki o ilk panik dalgasını başarıyla işleyen bir kitap. Aksiyonu yüksek ve betimlemeleri yeterli düzeyde. Kitabın bir tek sonunu beğenmedim, o da oldu bittiye getirildiği için. Umarım Kızıl Tepe'ye bir devam kitabı gelir zira, son kısım fazla havada kaldı.



Her özelliği ona bir şekilde uyuyor ve daha da çekici yapıyordu; küçük kusurların bir eve kişilik katması gibi.





post signature

26 Kasım 2015 Perşembe

Kitap Alışverişi | 8


Son zamanlarda birçok kitabın yeniden basıldığının haberini vermiştim. Bu haberleri duyar duymaz para biriktirmeye başlamıştım ve sonunda birkaç gün önce kitap siparişimi verdim. Kitaplar ise biraz önce elime ulaştı ^_^

Aldıklarıma geçmeden önce paketin durumu hakkında gözlemlediklerimi aktarayım. Bu, İlknokta'dan yaptığım ikinci alışverişimdi. İlk alışveriş yazımı burada bulabilirsiniz. Yine kitaplar kutuya konmak yerine kartona sarılmıştı. Kartonun fotoğrafta kutu gibi durduğuna bakmayın, yan kısımlar boş. Fakat bu sefer, ilk alışverişimdeki gibi kitapların çevresi kartonla kaplanmıştı ve üstüne de yukarıda görmüş olduğunuz geniş bir karton sarılmıştı. Yani, kitaplar hiçbir şekilde gözükmüyordu.


Bu sefer de kitapların çevresinde balonlu naylon vardı ki ben bu yöntemi tercih edenlerdenim. Balonlu naylon, kitapların zarar görmesini büyük ölçüde engellediğinden İlknokta'nın paketleme tarzından genel olarak memnunum :) Paketlemedeki tek olumsuzluk alttaki kitabın biraz daha uzun olmasından kaynaklı bükülmeydi; balonlu naylon kitapların çevresine sıkıca sarıldığından alttaki kitap birazcık kıvrılmıştı. Ama paketten çıkınca çok keskin bir bükülme olmadığını gördüm; kitap zarar görmemişti, yani ;) Fakat kitapları yakında inceleyince iki kitabın kapağında birer tane ufak çizilme olduğunu gördüm. Nasıl olmuş olabilir, hiçbir fikrim yok; ama göze çok batmadığı için bunu o kadar da önemsemiyorum.


Aldıklarım ise yukarıda görülüyor ^_^ Marvel 1602 ile Amerikan Tanrıları'nın yeniden basıldığını duyunca sevinçten deliye dönmüştüm zira ikisi de uzun zamandır alıp okumak istediğim kitaplardı :) Dr. Jekyll ile Bay Hyde'ı ise dizisinden sonra almaya karar vermiştim. Kitabın adını yıllar önce duymuş ve konusunu okumuştum ama alınacaklar listemde alt sıralarda bulunuyordu. Dizisini sevince, sepeti biraz daha doldurmak için kitabı almak istedim. Aynı şekilde, Trenzalore Öyküleri de sepeti doldurmak için aldığım bir kitaptı. 11. Doktor'u diğerleri kadar sevmesem de kitabını merak ediyorum, bakalım beni nasıl bir kitap bekliyor...

Ayrıca, alışverişi İninal Kart'la yaptığımı da belirteyim. Önceliğim kapıda ödeme seçeneğiydi çünkü karta para yatırmakla uğraşmak istemiyordum. Ama İlknokta'nın kapıda ödemeyi kaldırdığını gördüm. Nedenini bilmiyorum fakat buna üzüldüm açıkçası... 

Sonuç olarak, alışverişimden memnun kaldım. Özellikle süre konusunda sıkıntı yaşayacağımı düşünmüştüm çünkü kitapların temin süresi 3-5 gün arasında değişiyordu. Siparişi pazartesi akşamı vermiştim, bugün elime ulaştı. Onun dışında sipariş verirken bolca ayraç, özellikle yazarlı olanlardan koymalarını rica etmiştim; en üstte Tolkien'lı olanı görünce nasıl sevindim, anlatamam :D Tek olumsuzluk paketlemeydi, sanırım. Kitapları gözükmeyecek şekilde paketleyip karton ile kitaplar arasında balonlu naylon koymaları, kitapların zarar görmesini engelliyorsa koli olayına fazla takılmıyorum, artık. Bir de şu iki kitaptaki çizikler olmasaydı, internetten yaptığım en mükemmel kitap alışverişim bu olacaktı ^_^

post signature

24 Kasım 2015 Salı

Yorum: Jim Butcher - Fırtına Büyücüsü (The Dresden Files, #1)

Tür: Gizem, Paranormal, Polisiye
Goodreads Puanı: 4,02 (173.010 oy)
Orijinal Adı: Storm Front
Yayınevi: İthaki Yayınları
Çeviri: Ulaş Apak
Basım Yılı: 2010
Sayfa Sayısı: 368
Harry Dresden işinin en iyisiydi.
Eh, teknik olarak o işi yapan tek kişiydi. Dolayısıyla Chicago Emniyet Müdürlüğü fanilerin yaratıcılığını ya da kapasitesini aşan bir vakayla karşılaştığında cevaplar almak için onun kapısını çalıyordu. Çünkü ‘günlük' dünya aslında tuhaf ve büyülü şeylerle dolup taşıyordu ve bunların büyük bölümünün insanlarla arası iyi değildi. İşte Harry burada devreye giriyordu. Sorun çıkaran tuhaf şeyleri enselemek için bir büyücü gerekiyordu.

Tek bir sorun vardı. Harry tabiri caizse sinek avlıyordu. Bu yüzden polis kara büyüyle işlenmiş bir çifte cinayet vakası için ondan yardım isteyince Harry'nin gözlerinde dolar işaretleri belirdi. Ama kara büyünün olduğu yerde onu yapan bir kara büyücü de vardır. Ve o kara büyücü Harry'nin ismini biliyordu. Olaylar işte o noktada... ilginçleşmeye başladı.

BÜYÜ. İNSANI ÖLÜME GÖTÜREBİLİR.

"Heyecan verici, iyi kurgulanmış, karmaşık, sürükleyici ve şaşırtacak kadar iyi bir ilk roman."
-Chris Bunch
Fırtına Büyücüsü'nü geçen sene fuardan almıştım. Biraz beklettikten sonra kitaba Yürüyen Ölüler'de Vali'nin gelişiyle birlikte verdiğim ara zamanında başladım ve  birkaç gün içinde bitirdim. Ardından serinin 2. ve 3. kitaplarını sipariş verdim ve gelir gelmez de onlara başlayıp bir solukta okudum :D

Fırtına Büyücüsü, paranormal bir polisiye; paranormal yanı büyücüler ve çeşitli yaratıklarla ağır bassa da olaylar daha çok polisiye türü üzerinden ilerliyor. Yani kurgusunun paranormal, olay örgüsünün ise polisiye üzerine oturtulduğu da söylenebilir.

Kurgu, ağırlıklı olarak Harry'nin çevresinde şekilleniyor ve geçmişi başta olmak üzere mesleği, özel hayatı ve günlük yaşamını içeriyor. Bunların içinde daha çok merak ettiğim geçmişi, ait olduğu büyü dünyası ve kuralları gibi konular kitapta oraya buraya serpiştirilmişti; tek bir bölümde her şey tüm açıklığıyla anlatılmıyordu. Ama bu, olumsuzluk olarak algılanmasın; aksine, ilerledikçe bilmediğim bu büyü dünyası ve onun kuralları hakkında topladığım bilgi kırıntılarını bir araya getirip birleştirmekten inanılmaz keyif aldım ben. Bu, daha fazlasını öğrenmek için sayfaları arka arkaya çevirmeme de neden oldu.

Kitapta bu farklı dünyaya ait çok fazla bilgi bulunmasa da arka planın zenginliğini kolayca hissediyorsunuz ki benim için önemli olan buydu. O farklı dünyanın zenginliği dışında temellerinin de sağlam olduğunu, birkaç ipucu sayesinde fark edebiliyorsunuz. Üstelik bunun yavaşça, bütün seriye yayılarak anlatılması başlı başına bir artı, benim gözümde. Her şey paragraf paragraf anlatılsaydı eminim ki seriye bu kadar kaptırmazdım kendimi. Aynı şekilde, kitapları arka arkaya bitirip daha fazlasını istemezdim.

Fırtına Büyücüsü'nde, bir serinin ilk kitabına göre daha çok olaylar ön plandaydı; paranormal yanına küçük bir bakış atsak da kitabı böylesine hızla bitirmemi sağlayan temel unsur polisiye ağırlıklı olan olay örgüsüydü. Odakta bir cinayet olsa da, Harry'nin özel olarak araştırdığı başka konular da bulunuyor. Bunların bir şekilde bu asıl olayla birleşmesini, kitabın sonunda her şeyin bir bulmacanın parçaları gibi bir araya gelmesini okumak tıpkı büyü dünyası hakkında bilgi toplarken olduğu gibi çok zevkliydi. Tek farkı, bağlantıların ince bir ustalıkla birbirine bağlandığını fark ederken hissettiğim şaşkınlıktı.

Olaylar ana karakter Harry'nin gözünden anlatılıyor; bu da Harry'nin kişiliğine ve mizah anlayışına fazlasıyla maruz kalacağımız anlamına geliyor ki benim bu konuda bir şikayetim yok :) Kendisinin olaylara bakış açısı alışılmadık, ayrıca oldukça aykırı bir kişiliğe sahip; mizah anlayışı ise daha çok okurlara hitap ettiği paragraflarda kendini gösteriyor. Favori karakterlerimden biri olma yolunda ilerliyor kendisi, ama bakalım...

Kitap feci sürükleyici ve seriyi bir kere benimsediniz mi sonraki kitaplara başlamak için yerinizde duramıyorsunuz. Bunun asıl nedeni akıcı olay örgüsü ve derin kurgusu olsa da, Harry gibi ilginç bir karakterin de payı büyük ;) Kendisiyle ve okuyucuyla kurduğu diyalogların mizahi yönü kuvvetli. Buna bir de kitabın dilinin sade ve anlaşılır olması eklenince, kitabı bir oturuşta okumak o kadar da zor olmuyor :D

Serinin The Dresden Files isimli bir de dizisinin bulunduğunu belirtmeliyim. Diziyi sonuna kadar izlemiş ve serinin ilk 3 kitabını okumuş biri olarak söyleyebilirim ki kitabı, dizisinden kat bet kat iyi! Dizi, seriden bağımsız olarak düşünülürse fena değil; fakat kitapla kıyaslamaya başlandığında arasındaki birçok farklılık ve eksiklik göze çarpmaya başlıyor. Bu yüzden önce diziyi izlediğim için seviniyorum ^_^ Diziye şimdi başlasaydım muhtemelen daha ilk bölümden izlemeyi bırakırdım.

Serinin sonraki iki kitabını da okumama rağmen onların yorumlarını girmeyi düşünmüyorum. Kitaplar sadece işledikleri konu bakımından farklılaşıyor; diğer her şeyi aynı. Bir de seri boyunca işlenen bir gizem var ki, her kitapla birlikte o sır perdesi bir tık yuları kalkıyor. Bu ikisi dışında kitaplar arasında değişen bir şey yok; aynı akıcılık ve aynı arka planı paylaşıyorlar. Seriye hemencecik alıştığımdan olsa gerek, üç kitabı da birkaç gün içinde keyifle okuyup bitirmiştim. Üçünün de benden tam puan aldığını ekleyeyim, unutmadan.

Kitabı ve seriyi çok sevdim ben. Hatta sanırım daha önce urban fantasy türündeki bir seriyi -kitabı değil, seriyi diyorum bakın- bu kadar çok sevmemiştim, benimsememiştim. Kurgu ve gerçeklik o kadar güzelce dengelenmiş, arka plan o kadar sağlam ki... Tabii, bir de Harry var ^_^ İthaki Yayınları kitapları çevirdikçe, bir bir alıp seriye devam etmeyi düşünüyorum :)



Paranoyak mıyım? Belki. Ama paranoyak olmanız, yüzünüzü yemek üzere olan görünmez bir iblis olmadığı anlamına gelmez.





post signature

5 Kasım 2015 Perşembe

Haber: Entertainment Weekly ile Fantastik Canavarlar Nelerdir, Nerede Bulunurlar'ın film uyarlamasından ilk görüntüler ve bilgiler geldi!


J.K. Rowling'in Fantastik Canavarlar Nelerdir, Nerede Bulunurlar? isimli ders kitabının film uyarlaması hakkında bilgiler gelmeye başladı. Bunların en önemlisi tabii ki çoğunu kamera arkası fotoğrafların oluşturduğu görüntüler...

Entertainment Weekly, kasım sayısının kapağını Newt Scamander'a ayırmış durumda. Derginin içinde de filmle ilgili yazılar bulunuyor.

Film, Newt Scamender'ın 1926'da geçen New York'daki macerasını konu ediniyor. Derginin kapağında da görüldüğü üzere Scamander, ABD'nin Sihir Bakanlığı olan Magical Congress of the United States of America (MACUSA)'nın mührünün üzerinde duruyor. Kongre'nin ana merkezinin, art deco mimarisinin bir örneği olan New York'taki Woolworth Binası olduğu biliniyor. Scamander'ın asası, arkasındaki kanatlı canlılar, bavulu, giyim tarzı gibi fotoğraftaki diğer ayrıntılar hakkında çeşitli tahminler yapılmaya başlandı bile.

Bunun dışında dergiden öğrendiğimiz bir diğer bilgi, Amerikan büyücülerin muggleları tanımlamak için başka bir kelime kullandığı. Amerika'daki büyücüler, büyücülük yeteneği olmayan insanlar için "no madge" olarak telaffuz edilen No-Maj'i kullanıyorlar; bu kelime, "no magic"in kısaltılmış versiyonu, dilimize ise sihirsiz olarak çevrilebilir.

Filmden gelen ilk görüntüleri yazının devamında bulabilirsiniz.








Son olarak senaryonun yazarlığını Rowling'in, yönetmenliğini ise son 4 Hary Potter filminin yönetmenliğini yapmış olan David Yates'in yapacağını da ekleyeyim. Üçleme olacağı duyurulan Fantastic Beasts and Where to Find Them'in ilk filmi Birleşik Krallık'ta 18 Kasım 2016'da gösterime girecek.

Film hakkında daha fazla bilgi edinmek isteyenleri Entertainment Weekly ile Radiotimes'ın sayfalarına yönlendiriyorum. Buraya, buraya, buraya ve buraya tıklayarak merakınızı giderebilirsiniz ^_^

Şahsen ben filmi büyük bir merakla beklemekteyim. Eddie Redmayne'in oyunculuğunu zaten çok beğeniyorum; kendisini bir büyücü olarak göreceğim için ayrıca heyecanlıyım. Tabii bir de yıllar sonra o büyülü dünyaya adım atacak olmanın getirdiği coşku var. Kükreyen 20'ler ve art deco mimarisiyle ise ayrıca ilgiliyim. Kısacası, bu filmin her ögesi beni kendine çekiyor; filmin bizlerle buluşmasına daha bir yıldan fazla bir zaman olmasına rağmen, geri sayıma başladım ben ;)

post signature

4 Kasım 2015 Çarşamba

Haber: Amerikan Tanrıları yeniden basıldı!


Mutluluktan aklınızı kaybetmeye hazır mısınız? Amerikan Tanrıları 10. yıl edisyonu ile raflardaki yerini yeniden alıyor!

Ülkemizde Neil Gaiman'ın ünlü kitabı Amerikan Tanrıları'nın yaklaşık 5 yıldır basımı yapılmıyordu. İthaki ise kitabın farklı bir kapakla yeniden basılacağını duyurmuştu. Ben de kitabı edinemeyen çoğu Gaiman fanı gibi İthaki'nin bu duyurusunu eyleme geçirmesini bekliyordum. Sonunda kitabı İlknokta'da ön siparişte olarak görmeyi başardım, başardık.

Kitap, önceki basımıyla birçok yönden farklılaşıyor. Çeşitli eklemelerle genişletilen Amerikan Tanrıları, Neil Gaiman'ın tercih ettiği metinle bizlere sunuluyor.

Kitabın 39 liralık etiket fiyatıyla 13 Kasım'da satışa çıkacağı bilgisi mevcut, şu anda. Kitabı İlknokta'dan %35 indirimli olarak alabilirsiniz; siteye gitmek için şuraya tıklamanız yeterli. Kitap, D&R ve İdefix gibi diğer satış sitelerinde şu anda ön siparişte olarak gözükmüyor ama birkaç güne oralara da eklenir diye düşünüyorum ^_^

post signature

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...