2 Ağustos 2016 Salı

Yorum: Scott Lynch - Hırsızlar Cumhuriyeti (Gentleman Bastard, #3)

Tür: Epik Fantezi, Fantastik, Gizem, Macera
Goodreads Puanı: 4,22 (41.370 oy)
Orijinal Adı: The Republic of Thieves
Yayınevi: İthaki Yayınları
Çeviri: Cihan Karamancı
Basım Yılı: 2016
Sayfa Sayısı: 688
"Zaten devlet dediğin, izinle yapılan soygundan başka nedir ki?"

Hırsızların en yeteneklisi, dolandırıcıların en eli çabuğu Locke ve yol arkadaşı Jean, hayatlarının en büyük soygununu yapacakları liman şehri Tal Verrar'dan canlarını zor kurtarmıştır. Artık akıllarında tek bir şeyle yola çıkarlar: Locke'un vücudunda gezinen ölümcül zehre çare bulmak. Umutlarının tükenmeye başladığı sırada pek de haz etmedikleri Bağlıbüyücülerden bir teklif gelir.

Büyücüler şehri Karthain'de yapılacak seçimlere hile karıştırmaları istenen Centilmen Piçler'in karşısında ise aynı amacı güden, Lamora'yla düzenbazlık ve üçkâğıtçılıkta baş edebilecek yegâne kişi vardır; Locke'un yıllar önce ilk görüşte kalbini kaptırdığı, aklından bir an olsun çıkaramadığı Sabetha...

İki sahtekâr sayesinde hiç olmadığı kadar dürüstlükten uzaklaşacak olan seçimler… Bağlıbüyücülerin yaptığı planlar içindeki planlar... Sabetha'ya karşı koyamayacak kadar ona tutkun bir Locke... Scott Lynch, Hırsızlar Cumhuriyeti'yle okurlarını büyülemeye devam ediyor.

"Canlı, orijinal ve çekici. Muhteşem bir şekilde yazılmış."
-George R.R. Martin

"Fazla söze gerek yok, bu kitaba bayıldım."
-Patrick Rothfuss

"Son derece zarif."
-The Times
Centilmen Piç serisi, okuduğum en iyi 5 seriden biri. Serinin ilk kitabı Locke Lamora'nın Yalanları'nı büyük bir beğeniyle okumuş; ikinci kitap olan Kızıl Gökler Altında Kızıl Denizler'i ise uzatabildiğim kadar uzatmıştım, zira üçüncü kitabın çıkmasını beklemek çok zor olacaktı. Nitekim öyle de oldu... Ama sonunda, serinin üçüncü kitabı Hırsızlar Cumhuriyeti haziranın başında raflardaki yerini aldı. Kitaba kavuşmam gerek finallerim gerekse başka olaylar nedeniyle sekteye uğrasa da, kitabı elime aldığım andan itibaren hiçbir şeyin önemi kalmadı *-* Finallerim biter bitmez başladığım Hırsızlar Cumhuriyeti'ni ise birkaç gün önce bitirdim :)

Yorumuma geçmeden önce ufak bir uyarıda bulunayım. Yazının devamı, serinin ilk iki kitabı hakkında spoiler içerebilir; fakat yorumda Hırsızlar Cumhuriyeti ile ilgili spoiler niteliğinde herhangi bir bilgi bulunmuyor ;) Ayrıca, serinin diğer kitaplarının incelemelerine buradan ve buradan ulaşabilirsiniz ^_^

Kızıl Gökler Altında Kızıl Denizler, öyle bir yerde bitmişti ki uzun bir süre kendime gelememiştim. Hırsızlar Cumhuriyeti ise olaylara işte bu kısımdan, tüm heyecanıyla kaldığı yerden devam ediyor; ama öncesinde birkaç bölümlük bilgilendirici flashback bölümleri ile kitaba giriş yapılıyor. Bu geçmişe dönüşler sadece kitabın başında bulunmuyor; ilk iki kitapta olduğu gibi bunlar, kitabın geneline yayılmış durumda. Fakat Hırsızlar Cumhuriyeti'nde bu bölümler, başta Locke olmak üzere Centilmen Piçler'in çocukluk dönemlerini anlatıyor. Locke'un Gölgeler Tepesi'ndeki hayatını, Sabetha'yla tanışmasını, karşılaştığı zorlukların üstesinden gelişini, Centilmen Piçler'e katılmasını, kısacası Locke'un geçmişini okumak inanılmaz keyifliydi. Locke'u Locke yapan, hakkında çok fazla bilgi sahibi olmadığımız o gizemli geçmişiydi. Flashback bölümleriyle bu gizeme az da olsa ışık tutulmuş oldu. Ayrıca Locke'u olduğu kişi yapan olayları, kişileri ve ortamı öğrenmek karakterle aramdaki bağı daha da sıkılaştırdı diyebilirim. Şahsen ben artık kendisini daha iyi tanıyor, yaptığı tercihlerin nedenlerini daha iyi anlıyorum. Fakat bu, sadece Locke için geçerli değil... Diğer Centilmen Piçler'in geçmişini, onları şekillendiren olayları okuyarak karakter gelişimlerini daha iyi anlamış oldum.


Karakter demişken... Hırsızlar Cumhuriyeti'nde, hakkında çok şey duyduğumuz Sabetha ile tanışıyoruz. Üstelik bu tanışma, öyle üstünkörü bir takdimle geçiştirilmiyor; geriye dönük bölümlerle Sabetha'nın geçmişine de tanık oluyoruz. Locke'un anlattıklarına bakarak, Black Widow tarzında bir karakterle karşılaşacağımı düşünmüştüm; Sabetha'nın korkusuz ve işinde bir numara, fakat söz konusu arkadaşları/önemsediği kişiler olunca her şeyi bir kenara bırakabilen biri olduğu imajı çizilmişti. Sanırım Locke, beklentimi tavana çıkarmıştı. Bu yüzden, Sabetha konusunda hayal kırıklığına uğradığımı söyleyebilirim. Başlarda bu karakteri sadece can sıkıcı bulmuştum; kişiliği ve tavırları, beklediğimden çok farklıydı. Kararlarının arkasında durmada başarısız, bir dediği diğerini tutmayan, mızmız bir karakterdi. İşinde en azından Locke kadar, hatta ondan da daha iyi olduğunu düşünebilirsiniz... Spoiler olacağından ayrıntıya girmiyorum ama Sabetha'nın Karthain seçimlerinde Locke'un karşısında olma nedeni bile Sabetha'nın yeteneklerinden ziyade Locke'la alakalı bir durum... Neyse ki okudukça, karakteri tanıdıkça kendisini daha bir katlanılabilir buldum. Ama ne yazık ki Sabetha'yı, sevdiğim karakterler arasına koyamıyorum.

Hırsızlar Cumhuriyeti'nin serinin ikinci kitabına göre sürpriz unsuru daha yüksekti; ama aksiyonu düşüktü. Locke'un şok etkisi yaratan geçmişi olsun, Locke ve Sabetha'nın seçim boyunca yürüttükleri kampanyalardaki şaşırtmacalar olsun, kitabın her bir bölümü ağzımı açık bırakan olaylarla doluydu. Fakat bunlar koşuşturmacalardan uzak, beklenmedik sürprizlerdi. Tabii, son bölümdekiler hariç... Kitabın sonu, Kızıl Gökler Altında Kızıl Denizler'deki kadar sarsıcı ve etkileyiciydi.


Bir de, gözüme şöyle bir şey takıldı... Locke ve Jean'ın diyalogları gittikçe bizim günlük konuşmalarımıza mı benzemeye başlıyor, yoksa bana mı öyle geliyor? Geriye dönük bölümlerdeki Centilmen Piçler'in konuşmaları ilk kitaplardakini andırsa da, olayların Karthain'de geçtiği günümüz zaman dilimindeki Locke ve Jean'ın konuşmaları aynı değildi... O eski renkli dillerinden, şaşkınlıklarını belli etmede ve birbirlerine sataşmada kullandıkları farklı kelimelerden eser yok sanki... Bunu, karakter gelişiminin bir göstergesi olarak algılamayı seçiyorum ben; umarım öyledir.

Hırsızlar Cumhuriyeti, sürprizlerle dolu kurgusu ve karakterleri daha iyi anlamaya hizmet eden geçmişe dönüşleriyle soluksuz okuduğum bir başka Scott Lynch kitabıydı. İki kitaptır methini çok duyduğumuz Sabetha'yı pek sevemesem de, Locke ve diğerleriyle ilişkilerini okumak aydınlatıcıydı. Scott Lynch, Hırsızlar Cumhuriyeti'nde bazı sırları açığa çıkarsa da onlara yenilerini eklemekte çekinmediği için aklımdaki soru işaretlerinin giderildiğini tam olarak söyleyemem. Bu yüzden, serinin dördüncü kitabını daha da merakla bekliyorum :)



Biz neysek oyuz; içimizden neyi sevmek gelirse severiz. Bunu hiç kimseye haklı çıkarmak zorunda değiliz... kendimize bile.





post signature

8 yorum:

  1. Okumak ıstedıgım serılerden bırı daha başlamak nasıp olmadı maalsef

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Umarım en kısa zamanda başlarsın ^_^

      Sil
  2. Ben Sabetha'yı hiç sevemedim. :/ Önceki kitaplarda çok merak ettiğim bir karakterdi ama hiç sevmedim.

    YanıtlaSil
  3. Blogunuzu nette gezinirken buldum. İçeriği çok güzel. Tebrik ederim

    YanıtlaSil
  4. Ben bi kitap fuarında dikkatimi çekti diye hırsızlar Cumhuriyeti kitabini aldım da biraz araştırma yaptım sanırım serinin son kitabını almışım öncekileri okumam gerekli mi şimdi bu kitabı okusam bi sıkıntı olur mu yani ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Olacağını düşünüyorum ben. Bu kitapta geçmişte geçen bölümler, geçmişe dair flashbackler olsa da, önceki iki kitapta neler olduğunu bilmezseniz kafanızın karışması muhtemel. Ayrıca ilk kitabın, olayların geçtiği bu kurgusal dünyayı okura tanıtma gibi bir niteliği de var. O yüzden, iki kitabı da edinmenizi tavsiye ederim.

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...