1 Eylül 2016 Perşembe

Yorum: James S.A. Corey - Caliban'ın Savaşı (The Expanse, #2)

Tür: Bilim Kurgu, Macera, Uzay Operası
Goodreads Puanı: 4,25 (34.596 oy)
Orijinal Adı: Caliban's War
Yayınevi: İthaki Yayınları
Çeviri: Cihan Karamancı
Basım Yılı: 2013
Sayfa Sayısı: 552
YALNIZ DEĞİLİZ...

"Corey sağlam, yüksek tempolu bir hikâye yazıyor.
-Charles Stross

"Eğer müthiş karakterler içeren ve gerçek uzayda geçen bilimkurguları seviyorsanız, buna bayılacaksınız."
-Jo Walton

Dış gezegenlerin tahıl ambarı Ganymede'de bir Mars donanma piyadesi tüm müfrezesinin canavarımsı bir süper asker tarafından katledilmesine tanık olur. Dünya'da yüksek mevkiden bir siyasetçi gezegenlerarası bir savaşın çıkmaması için uğraşmaktadır. Ve uzaylı bir protomolekül Venüs'ü işgal ederek gezegende muazzam ve gizemli değişimlere yol açarken bir yandan da güneş sistemine yayılma tehdidinde bulunmaktadır.

Uzayın uçsuz bucaksız boşluğundaysa James Holden ile Rocinante'nin mürettebatı Dış Gezegenler İttifakı adına huzuru sağlamaktadırlar. Onlar savaşın pençesindeki Ganymede'de kayıp kızını bulması için bir bilim adamına yardım etmeyi kabul ettiklerinde insanlığın geleceği, tek bir geminin çoktan başlamış olabilecek bir uzaylı istilasını engelleyip engelleyemeyeceğine bağlı hâle gelir...
Enginlik Serisi, okuduğum en kaliteli bilim kurguların başında geliyor. Serinin ilk kitabı Leviathan Uyanıyor'u çok sevmiştim; Caliban'ın Savaşı'nı ise, favori karakterimin eksikliğine rağmen, daha çok sevdiğimi itiraf ediyorum. Bu kitapta Dedektif Miller olmadığı için seriye devam etmekten çekinmiştim. Serinin sürükleyiciliğini, yazarların gizemi kullanma becerisini filan hep unutmuşum. Kapağı açıp birkaç bölümü arka arkaya devirince, bu kurguyu gerçekten de özlediğimi fark ettim. Çizgi roman maratonuydu, hasta olmamdı derken kitap elimde biraz sürünse de her bir satırını büyük bir keyifle okudum ve Caliban'ın Savaşı'nı birkaç gün önce bitirdim.

Yorumuma geçmeden önce, yazının devamının serinin ilk kitabı olan Leviathan Uyanıyor ile ilgili spoiler içerdiğini belirtmeliyim. İlk kitabı henüz okumadıysanız sizi, şuradaki spoilersız Leviathan Uyanıyor yorumuma alayım :) Yazıda, Caliban'ın Savaşı'yla ilgili spoiler ise bulunmuyor.

Kitabın kurgusu, Leviathan Uyanıyor'daki gibi derin ve ayrıntılı. Serinin ilk kitabıyla, kurgulanan bu evrene alıştığım için hem kurgunun altyapısının sağlamlığını daha iyi kavradım hem de garip bir biçimde eve dönmüş gibi hissettim. Caliban'ın Savaşı'nda yazarların tekrara düşmemesi, sanırım kurgunun en çok sevdiğim özelliğiydi. Serinin ikinci kitaplarında yazarların genelde, seriye o kitaptan başlamışız gibi, ilk kitapta olanları anlattıkları bazı paragrafları vardır ve bunlar ilk bölümlerde bulunur. Okuduğum çoğu ikinci kitapta bunu yaşadığım için bir yerden sonra, bu durum can sıkıcı olmaya başlamıştı. Enginlik Serisi ise bunun tekrarlanmadığı ender serilerden... Leviathan Uyanıyor'da gezegenler arası farklılaşan yer çekimi kuvvetleri ve bunun insan anatomisi üzerindeki etkileri, dillerin evrimi, insanların gezegen bazlı gruplaşmaları gibi kurguyu besleyen birçok öge vardı ve bunlar ayrıntılı bir biçimde, bilimsel gerçeklerle desteklenerek kurguya yedirilmişti. Yazarların tüm bunlardan Caliban'ın Savaşı'nda tekrardan, uzun uzadıya bahsetmemesi; okurların bu kurguyu benimsediğini göz önüne alarak olaylara kaldıkları yerden devam etmesi ufak ama önemli bir ayrıntı.


Caliban'ın Savaşı'nın karakter açısından daha zengin olduğunu söyleyebilirim. Gerçi, Leviathan Uyanıyor'daki karakterlerin çoğu Caliban'ın Savaşı'nda da bulunuyor. Fakat ek olarak, bazı yeni karakterlerle de tanışıyoruz ki bunlardan üçü, olayları kendi gözünden anlatan bölümlere sahip. İçlerinden en çok Avasarala'yı sevdim ben; renkli bir dil kullanan, zeki ve azimli bir karakter. Kendisi kitaptaki favori karakterim; ayrıca, okuduğum en güçlü kadın karakterlerden de biri. Leviathan Uyanıyor'dan tanıdığımız James Holden'ın da olayları kendi bakış açısından anlattığı bölümleri var. Diğer bakış açısı karakterleri ise Bobbie adında bir Mars askeri ile kızını kaybeden bir botanikçi olan Prax. Leviathan Uyanıyor'da 2 ana bakış açısı karakteri varken, Caliban'ın Savaşı'nda bu sayının artması aslında iyi olmuş; olaylara genel bir çerçeveden bakma imkanı sağlanmış. Olayları birçok kişinin gözünden görmek başta kafa karıştırıcı olsa da, kitabın sonuna doğru hepsinin bir araya gelmesiyle bu olumsuzluk ortadan kalkıyor.

Kitabın merak unsuru yüksekti. Leviathan Uyanıyor'daki protomolekül, Caliban'ın Savaşı'nda da tüm gizemlerin merkezinde bulunuyor. Bu madde, sırrını hala korusa da bununla ilgili kabaca tahminlerde bulunabileceğimiz kadarının çözüldüğünü düşünüyorum. Serinin ikinci kitabıyla birlikte, protomolekül hakkında daha çok şey biliyoruz. Ama protomolekülle ilgili gizemlerin matruşkalar gibi olması, bu maddeyi çözmemize hiç de yardımcı olmuyor; sorular cevaplandıkça bir yenisi ortaya çıkıyor ve bu durum çoğu zaman beni deli ediyor.

Şaşırtıcılığın düşmediğini görmek de güzeldi. Özellikle kitabın sonu, şoktan ne yapacağımı bilemez halde bıraktı beni. Aslında, bu tarz bir sonu yazarlardan bekliyordum zira Abraham ve Franck, bunun bir benzerini Leviathan Uyanıyor'da da yapmıştı; kitabı son bir ters köşe ile bitirmişlerdi. Bir de, Caliban'ın Savaşı'nın o şok edici sonunda yer alan o "malum" kişiyi yazarların bir cliffhanger olarak kullanacağını biliyordum ama bu kadarını tahmin etmemiştim. Yazarlar o kişiyi daha ne olduğu anlaşılmadan, aniden sahneye çıkardı ve bunu öyle sade bir biçimde yaptılar ki normal olanı bizim tepki vermememizmiş gibiydi. Bundan bir anlam çıkarabildiniz mi, emin değilim; ama kitabı okuyanlar ne demek istediğimi anlayacaktır, umarım :D


Caliban'ın Savaşı sürükleyicilik bakımından da başarılıydı. Önceki kitaptan kurgulanan evrene aşinalık da olunca sayfalar arasında kaybolmak daha bir kolaylaştı. Caliban'ın Savaşı'nı üç hafta gibi uzun bir sürede bitirmiştim ama bunun nedeni kitabın akıcı olmaması değildi. Kitabı uzun aralar vererek okumak zorunda kalmıştım fakat, okuduğum zamanlarda kitabı elimden bırakmam çok zor olmuştu.

Kitabın basımına da kısaca değineyim... Neden bilmiyorum ama Caliban'ın Savaşı, ben okuduktan sonra çok yıprandı. Kapağın uçları kıvrıldı ve kapaklar sayfalardan ayrılmaya başladı. Bu problemler, ufak müdahalelerle çözülmeyecek değil. Yine de, kitabın basımı daha iyi olabilirdi. Serinin kitap kapaklarının uyumsuzluğu ise beni gerçekten de rahatsız ediyor. 3. kitabın orijinal kapakla basılması, bu rahatsızlığı daha da arttırıyor. İlk iki kitabın kapak görsellerini estetik açıdan güzel buluyorum; hatta Caliban'ın Savaşı'nın kapağının kurguya ve kitapta işlenen konuya uygun olduğunu bile düşünüyorum ama, kitaplar arası kapak uyumsuzluğu gözüme batıyor. Serinin orijinal kapaklarını beğenmem ise bu duruma hiç de yardımcı olmuyor. 3. kitap orijinal kapakla basıldığına göre, İthaki'nin serinin ilk iki kitabının kapağını değiştirme yoluna gitmesi güzel olmaz mı?

Caliban'ın Savaşı, her yönden Leviathan Uyanıyor'dan daha iyi; olay örgüsü daha şaşırtıcı, anlatımı daha akıcı, karakterleri daha zengin... Henüz bu muhteşem seriyle tanışmadıysanız çok şey kaçırıyorsunuz, benden söylemesi. Özellikle de bilim kurgu sevenler, en kısa zamanda seriye başlamanızı tavsiye ederim ;)



"...İnsanlar çoğu zaman kendi kıçlarını sağlama alma derdindedir. Yalın gerçekler ancak birileri hata yaparsa ortaya çıkar."





post signature

0 yorum:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...