28 Nisan 2016 Perşembe

Yorum: James S.A. Corey - Leviathan Uyanıyor (The Expanse, #1)

Tür: Bilim Kurgu, Macera, Uzay Operası
Goodreads Puanı: 4,13 (51.540 oy)
Orijinal Adı: Leviathan Wakes
Yayınevi: İthaki Yayınları
Çeviri: Cihan Karamancı
Basım Yılı: 2013
Sayfa Sayısı: 508
GELECEĞE HOŞGELDİNİZ.

"Gelecek… tam da olması gerektiği gibi..."
-The Wall Street Journal

"Gezegenlerarası sürükleyici bir macera."
-Publishers Weekly

İnsanlık güneş sistemini -Mars'ı, Ay'ı, Asteroit Kuşağı'nı ve de ötesini- kolonileştirmiştir. Fakat yıldızlar hâlâ erişilmezdir.

Jim Holden Satürn'ün halkaları ile Kuşak'taki maden istasyonları arasında mekik dokuyan bir buz şilebinin idari subayıdır. O ve mürettebatı, Scopuli adındaki terk edilmiş bir gemiye rastladıklarında korkunç bir sırla karşılaşırlar. Bu, birileri için uğruna cinayet işlenecek bir sırdır -hem de Jim ile mürettebatının hayal bile edemeyecekleri bir ölçekte. Jim gemiyi oraya kimin ve niye bıraktığını bulamazsa güneş sisteminde savaş çıkacaktır.

Dedektif Miller bir kızı aramaktadır -milyarlarca kişilik bir sistemdeki tek bir kızı. İpuçları onu Scopuli'ye ve isyancı sempatizanı Holden'a çıkardığında Miller bu kızın tüm olup bitenlerin anahtarı olabileceğini anlar.

Holden ile Miller'ın Dünya hükümeti, Dış Gezegen devrimcileri ve gizli şirketler arasındaki ince bir çizgide yürümeleri gerekmektedir -ve şans onlardan yana değildir. Fakat Kuşak'ta farklı kurallar geçerlidir ve küçük bir gemi bile evrenin kaderini değiştirebilir.
Leviathan Uyanıyor'u çıktığı günden beri okumak istiyordum; kitap, hem kapağı hem de konusuyla ilgimi çekmeyi başarmıştı. Araya başka kitaplar girince Leviathan Uyanıyor, alınacaklar listemde aşağılara kaysa da ilkbaharın başında kitabı edinmeyi başardım. Birkaç hafta sonra da kitaba başlama kararı aldım. Nitekim kitabı, başta kitap fuarı olmak üzere araya giren diğer birçok dikkat dağıtıcılara rağmen dün bitirdim.

Başta, kurguyu çok özgün bulmadım. Dünya'nın da bir parçası olduğu, birden fazla gezegenin katılımıyla oluşan bir grup ve bu üyelerin arasındaki politik, finansal, kültürel çatışmalar gibi kurgudaki bazı unsurları çeşitli bilim kurgu eserlerinde işlenirken görmemiz mümkün. Fakat okudukça, kurgunun ince ayrıntılarını fark etmeye başladım. Leviathan Uyanıyor'u bu tarz konuları işleyen diğer eserlerden ayıran özellik, işte bu ayrıntılara verilen önemdi. Kuşaklılar tarafından kullanılan dilin geçirdiği evrime kitapta yer verilmese bile bunun hissettirilmesi; insanların doğup büyüdüğü veya yaşadığı konuma göre farklılaşan fiziksel özellikleri, beden dilleri, stereotipleşmiş düşünceleri ve tüm bunların kitabın geneline yayılmış bilimsel verilerle, gerçeklerle desteklenmesi Leviathan Uyanıyor'u aynı türdeki kitaplardan ayırıyor -bir nevi özgün kılıyor.


Kitaba başlamadan önce hakkında yaptığım araştırmayla, James S.A. Corey'in Daniel Abraham ve Ty Franck'in kullandıkları bir takma ad olduğunu öğrenmiştim. Franck olayları Holden'ın bakış açısından kaleme alırken, Abraham ise kitaptaki favori karakterim olan Miller'ın bölümlerini yazmış. Yani kitap, bu iki yazarın ortak bir ürünü; içinde iki farklı üslubu barındırıyor. Bu durum, karakterlerin bakış açısından kaynaklanan farklılıkları daha iyi yansıtmayı sağlasa da ortak bir paydada buluşulması, bölümlerin bir bütünü oluşturması gerekiyor. Yazarlar ise bunun üstesinden gelmeyi başarmışlar; diğerinden daha çok sevdiğim bakış açısı ayrımını yapabilsem de Holden ve Miller'ın bölümleri arasında herhangi bir mantık hatasına rastlamadım ki bence önemli olan da buydu. Kitabın üslubu, okuduğum kitabı ne kadar benimsediğimi ve kendimi o kurguda ne derece kaybettiğimi belirler genelde; bu açıdan baktığımda ise Leviathan Uyanıyor'u okumayıp adeta yaşadığımı rahatlıkla söyleyebilirim :D

Leviathan Uyanıyor'u yarıladıktan sonra araya kitap fuarı ve yazmam gereken birkaç rapor girmişti. Kitaba başlamadan birkaç hafta önce ise reading slump/okuyamama dönemine girmiştim. Bir de aklımda, o anda okuduğum 4-5 kitabı bitirmem gerektiği düşüncesi dolanıyordu. Onca hengamenin içinde benim yapmak istediğim tek şey ise Leviathan Uyanıyor'a kaldığım yerden devam edebilmekti ^_^ Uzun zamandır bu kadar sürükleyici bir kitap okumamıştım. Bu sürükleyiciliğin üstüne bir de enfes bir kurgu ile farklı ama okuru kendisine çeken üsluplar eklenince, 500 küsur sayfalık kitabın sonuna nasıl geldiğimi anlamadım.

Sürükleyicilik gibi kitabın sürpriz unsuru da çok yüksekti. Bu kadar çok plot twistin tek bir kitapta toplandığını daha önce görmemiştim. Hem bu durumdan hem de çok net olmayan giriş bölümünden dolayı ilk bölümlerin okuyucunun kafasını karıştırma ve okuyucuyu sıkma ihtimali fazla. Her şeyi oturttuktan sonra karşılaşılan ters köşelerin tadı ise bir başka :D Tam bu şaşırtmacalara alıştığımı, olacakları tahmin edebileceğimi düşünürken yapılan son ters köşe ise beni benden aldı ve bütün olay örgüsünü çok farklı bir yere taşıdı. Bu heyecanı serinin devamında da görebilirsek nefis olur ;)


Kitabı okumadan önce, The Expanse adıyla uyarlanan dizisine bakmıştım. Dizinin şu anda 10 bölümden oluşan ilk sezonu bulunuyor. Onu da aynı şekilde büyük bir iştahla yalayıp yuttum; ilk sezonu tek oturuşta bitirdim. Tavsiyem, benim gibi yapmamanız yönünde olacak :D Sindire sindire izlerseniz hem daha çok ayrıntıyı yakalayacağınızı hem de olayları daha iyi kavrayacağınızı düşünüyorum. Bir de, dizisine başlamadan önce serinin ikinci kitabı olan Caliban'ın Savaşı'nı da okumanızı tavsiye ederim. İlk sezonun senaryosu, Leviathan Uyanıyor'un ilk yarısı ile Caliban'ın Savaşı'nın bir kısmından oluşuyor gibi görünüyor. Yani, ikinci kitaptaki bazı ana karakterlerin bakış açısı da Holden ve Miller ile birlikte ilk sezonda işlenmiş. Miller demişken... Bu karakteri dizisiyle tanımama rağmen, Leviathan Uyanıyor'u okuduktan sonra daha bir sevdim, daha bir benimsedim. Dizi, karakterlerin nasıl görüneceğiyle ilgili isabetli oyuncu seçimleri yapmış olsa da karakterlerin kişiliklerini okuyucuya kitabın daha iyi yedirdiğini düşünüyorum.

Kitapta beni rahatsız eden çok az şey vardı. Bunlardan biri, bölümlerin az sayfalardan oluşmasıydı. Her bir bölümün 8-10 sayfadan oluşması, Holden ve Miller'ın bakış açılarını karşılaştırmaya yardımcı olsa da olayları takip etmeyi zorlaştıran bir etmendi. Kısa aralıklarla ve sürekli olarak bakış açısı değişimi, merakımı bu sefer pek kamçılayamadı maalesef. Onun yerine, bir an önce yarım kalan olaylara geri dönmek istedim. Rahatsız olduğum bir diğer şey ise kitabın kapağıydı. Kapağın tasarımı bir harika, ona diyecek lafım yok. Fakat her zamanki gibi gönlüm, orijinal kapağın kullanılmasından yana... Üstelik orijinal kapaklar, serinin temasına daha uygun. Serinin üçüncü kitabının orijinal kapakla basıldığını da görünce, diğer iki kitapta orijinal kapağın kullanılmamasının beni neden bu kadar rahatsız ettiği anlaşılıyordur.

Leviathan Uyanıyor, bir bilim kurguda aradığım her şeye sahip: anlaşılır bilimsel olgular, bu olguların desteklediği sürükleyici bir kurgu, ayrıntıların özgünleştirdiği bir kurgusal gelecek, okuru kendine çeken bir üslup ve kendini sevdiren karakterler. Kitap, barındırdığı tüm bu özellikler nedeniyle favorilerim arasına girdi. Serinin ikinci kitabı Caliban'ın Savaşı'na başlamak için sabırsızlanıyorum ;)



...temelde insanlar hâlâ meraklı maymunlardan başka bir şey değillerdi. Buldukları her şeyi ne yapacağına bakmak için bir çomakla dürtmeden rahat etmiyorlardı.





post signature

26 Nisan 2016 Salı

21. İzmir Kitap Fuarı


16-24 Nisan tarihleri arasında 21. İzmir kitap fuarı gerçekleştirildi. Eh, ben de ilk günden kendimi fuara attım ^_^ 16-17 Nisanda bloggerlar, bookstagram sahipleri ve yayınevleriyle tanışmayı; fuarın son iki günü de kitap alışverişimi yapmayı planlamıştım. Ama Yabancı Yayınları'nın ortamı güzel gelince kendimi bir anda stand görevlisi olarak buldum :D

Hafta sonları Yabancı'da stand görevlisiydim; bu dört gün inanılmaz yorucu geçti benim için. Günün neredeyse yarısını ayakta, kitap indirip kaldırarak ve satış yaparak geçirince eve gittiğimde yapmak istediğim tek şey uyumak oluyordu. Fakat diğer tarafta da birçok kişiyle kitaplar hakkında konuşmak, kitap tavsiye etmek, geçen fuarlarda tanıştığım birbirinden muhteşem insanlarla hasret gidermek vardı ki, bütün bunlar dört günün yorgunluğunu silip süpürmeye yetti :) Ayrıca yeni kişilerle, blog ve bookstagram sahipleriyle de tanıştım; Selis, Eren, AlpSerhat, TülayGonca, İdil, YaseminEzgi, Mert Ali, Umut, Nisa, Kübra ve daha birçok kişiyle yüz yüze tanışma ve görüşme imkanım oldu. Fuarların en çok bu yönünü seviyorum sanırım :) Herkesin neşesi, samimiyeti bir harikaydı. Umarım sonraki fuarlarda tekrar görüşebiliriz ^_^

Fuarın 4 günü çalıştığım için alışveriş yapmaya sadece bir günümü, 22 Nisanı ayırabildim. Kitapları incelemekten, satın almaktan fotoğraf çekmeyi unuttum. Alışverişimin bir kısmını tamamladıktan sonra fotoğraf çekmeyi hatırladım ama elimde bir ton kitapla fotoğraf çekmek de çok zor geldi. Bu yazı, diğer fuar yazılarıma kıyasla çok daha az fotoğraf içerecek ama bence aldığım kitaplar bunu telafi edecektir :D

Aldıklarıma geçmeden önce yayınevlerinden de kısaca bahsedeyim. Öncelikle, görevlisi olduğum Yabancı'dan başlayayım :D Stadın eğlenceli ortamına ek olarak indirim oranı fuarın geneli gibi %25'ti ;) Gerekli Şeyler'in ilgi ve alakasından çok memnun kaldığımı belirtmeden geçemeyeceğim; indirimi ise diğer yayınevlerine kıyasla daha iyiydi diye hatırlıyorum. Martı'da yine klasik 10-15 liralık kitaplar vardı. Parodi'nin kitapları 10 lira gibi çok uygun bir fiyattı. Sahaflara da uğramıştım fakat ilgimi çeken kitaplar çok az olduğundan o salonda fazla vakit geçirmedim.


Gelelim aldıklarıma... Gördüğünüz gibi, İthaki'yi yağmaladım :D İthaki'nin bilim kurgu klasikleri dizisinde bayağıdır gözüm vardı; dizinin bulabildiğim bütün kitaplarını aldım. Ek olarak, ilgimi çeken diğer bilim kurguları da aldım. Kitaplığımda eksik olan Doctor Who kitaplarını ve Gaiman'ları da topladım. Enginlik serisinin ilk kitabını bitirmeme çok az kaldığından, serinin ikinci kitabını da almak istedim. Kargalar Meclisi'ni çok merak ediyordum, bu muhteşem basımı görünce dayanamayıp onu da almış bulundum. Son olarak, Avengers okuma sırasını inceledim ve ilk 8 çizgi romanı aldım.

Kerouac'lerden ise Ayrıntı'dan çıkanları fuarda bulamadım. Yayın haklarının Siren Yayınevi'ne geçtiğini söylediler; Keroauc'in kitapları artık Siren'den çıkacakmış. Ben de dün ders çıkışı Pan Kitabevi'ne uğrayıp Ayrıntı'nın çıkardığı Kerouac'leri ve fuardan almayı unuttuğum 221B dergiyi aldım.

Kupa, Ephesus'tan; kupanın arkasındaki minik defterler ise Mylos Kitap standından. Go Kitap'tan poster alacak zamanı bulamasam da Marmara Çizgi, çizgi romanlarımın yanına bir adet mis gibi İç Savaş posteri koymuştu ;) Elimde, fotoğraftakiler dışında bir torba dolusu ayraç, rozet ve diğer malzemelerden de var. Şimdi, ayraçları vs. boş verip bütün bu kitapları nereye koyacağımı bulmam gerekiyor...

post signature

2 Nisan 2016 Cumartesi

Yorum: Stephen King - 22/11/63

Tür: Bilim Kurgu, Gizem, Tarihi Kurgu
Goodreads Puanı: 4,27 (233.382 oy)
Orijinal Adı: 11/22/63
Yayınevi: Altın Kitaplar
Çeviri: Zeynep Heyzen Ateş
Basım Yılı: 2012
Sayfa Sayısı: 816
22 Kasım 1963'te, Dallas'ta üç el silah sesi duyuldu, Başkan Kennedy öldü ve tarih yeniden yazıldı.

Peki, ya geçmişi değiştirme şansınız olsaydı?

Her şey Maine'deki Lisbon Falls kasabasında yaşayan Jake Epping'e lokantacı dostu Al Templeton'ın verdiği bir sırla başlar. Aslında lokantasının kileri geçmişe, 1958'e açılan bir geçittir ve Al, Jake'ten saplantı haline getirdiği görevi devralmasını, Kennedy suikastını engellemesini istemektedir.

Böylece Jake Epping, George Amberson olarak büyük arabaların ve fiyonklu çorapların dünyasında, herkesin her yerde sigara içtiği bir Amerika'da yeni bir hayata başlar. Boğucu Derry şehrinden, hayatının aşkıyla karşılaştığı sevgi dolu Jodie kasabasına, Lee Harvey Oswald'a ve Dallas'a uzanan bu romanda; geçmiş, geçmiş olmaktan çıkıp gerilim ve heyecan dozu yüksek bir maceraya dönüşüyor.

Zamanda yolculuk hiç bu kadar inandırıcı ve bu kadar ürkütücü olmamıştı!
22/11/63'ü zamanını hatırlayamadığım bir D&R kampanyasından almıştım. Uzun bir süre kitaplığımda okunmayı bekledi. Geçtiğimiz aylarda dizisinin çıktığını görünce, kitabını okumaya karar vermiştim. Nitekim kitaba martın başında başlayıp bir hafta gibi kısa bir sürede bitirdim.

Kitabı almamdaki en önemli etken, işlediği konunun zaman yolculuğu olmasıydı. Stephen King'in daha önce hiçbir kitabını okumamıştım; ama bilim kurguyu onun kaleminden okumanın zevkli olacağını tahmin etmiştim. Tahminimde yanılmadım; kitabı okurken inanılmaz zevk aldım. Özellikle de kurgu, beklediğimden çok daha iyi çıktı.

Kitap, altı kısımdan oluşuyor. İlk kısımları, zaman yolculuğunun kurallarını aşağı yukarı gösteren fakat ana olaydan çok da kopuk olmayan olayları içeriyor. Kitabın bu bölümleri merak uyandırıcı olsa da, burada geçen bazı olaylar bana biraz gereksiz yere uzatılmış gibi gelmişti. Benim gibi JFK olayına bir an önce geçmek isteyenler, bu kısımları biraz sıkıcı bulabilir. Daha sonrası ise ilk bölümlerden çok daha akıcı ve sürükleyiciydi.


King'in ayrıntılara ve araştırmaya verdiği önem, kocaman bir alkışı hak ediyor, bence. Kitaptaki olaylar, birbiriyle bağlantılı bir şema görüntüsü çiziyor; yapılan en ufak bir değişikliğin başka bir olayı etkilediği, çok hassas bir denge durumu var. Bir de tüm bunları geçmişle örtüştürmek için uğraşmak, aralarındaki bağlantıları kurmak gerekiyor. Yani, bu karmaşık ve hassas olay örgüsünü bir de geçmişe uydurmak gerekiyor ki bence bu, ustalık gerektiren bir beceri.

King'in takdir ettiğim bir başka becerisi de betimlemeleri yerinde ve dozunda kullanmasıydı. Yer yer sıkıldığım ilk kısımlarda bile betimlemeleri aşırı değildi. Ayrıca, her biri oldukça canlıydı; öyle ki olayların geçtiği zamanı iliklerinize kadar hissedebiliyor, hatta kendinizi o zamanda bulabiliyorsunuz.

Kitabın şaşırtıcılığı da yüksekti. Arada sırada merakıma yenilip sonraki bölümlerde neler olacağına bakmasaydım, muhtemelen kitabın sürpriz unsurunu daha yüksek bulurdum. Fakat kitap, bu halde bile beni sıklıkla şaşırtmayı başardı.

Kitabın sonu hakkında ise çok karışık duygular besliyorum. Kitabı bitirdikten hemen sonra, okuduklarımı kafamda tartınca bir olmamışlık hissetmiştim. Tam olarak adını koyamadığım bir şeyler eksik kalmış gibi gelmişti bana. Ama araya zaman girince, özellikle kitabın son bölümlerini tekrar okuyunca benim için her şey yerine oturdu. 22/11/63'ün görevinin zaman yolculuğu, geçmişin değiştirilmesi, paralel evrenler gibi olguları kurgusal olaylar ile dolaylı olarak açıklamak olmadığını; fakat bunları bir mantık çerçevesinde birleştirip olası bir teori sunduğunu anladım, ki benim için önemli olan da buydu :)

Kitabı okurken bazı kısımların ne şekilde çevrildiğini merak edip netten kitabın İngilizcesini e-book olarak bulmuştum. Birkaç kez bazı cümleleri ve paragrafları inceledim ve çeviriyi oldukça başarılı buldum. Özellikle şunu hatırlıyorum: Kitapta, bazı sözcüklerin baş harfleriyle oluşturulmuş bir kelime vardı ve bu kelime ile kelimeyi oluşturan sözcükler, belirli bir konuyla ilgili belirli bir anlam ifade ediyordu. Şahsen ben, kırk yıl düşünsem bunu Türkçe'ye böyle uyduramazdım; kelimenin bir şekilde bir yerden anlamını bozardım. Ama çevirmen kelimeyi, kelimenin hem anlamını hem de yapısını koruyarak başarılı bir şekilde çevirmiş.

22/11/63'ün kurgusu ayrıntılı, şaşırtıcılığı da yüksek; King'in üslubu ise duygu ve düşünceyle yüklü, adeta canlı bir şey. 22/11/63 ile Stephen King'in dünyasına çok iyi bir giriş yaptığımı düşünüyorum ^_^



İnsanın hayatı bir anda nasıl da değişebiliyor. Üstelik lehimize de olmuyor çoğu zaman bu değişim, genellikle o ana dek bizimle flört eden şans tanrıçası çekip gidiveriyor hayatımızdan, geriye buruk bir gülümseme kalıyor.





post signature

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...