20 Nisan 2017 Perşembe

Yorum: Doctor Who - 10. Sezon 1. Bölüm


Doctor Who yüzünden, dizi yorumları yazmaya geri dönüyorum galiba :D Bildiğiniz gibi birkaç gün önce, cumartesi gecesi Doctor Who'nun yeni sezonu başlamıştı. Ben de tadını çıkararak izlemek istediğimden diziyi ertesi güne bırakmıştım. Nitekim pazar günü, oynat düğmesine bastım ve arkama yaslandım. Bölümü o kadar çok sevdim ki 50 dakikanın nasıl geçtiğini anlamadım.



Devamı spoiler içerir.



Bölümün ana noktası, companionın tanıtılmasıydı. Bu yüzden bölümde işlenen olay, o kadar da ön planda değildi. Yine de senaryonun farklı bir çarpıcılığı olduğunu hissettim ben. Yaratıcılık açısından baktığımda, beni fazlasıyla tatmin ettiğini fark ettim. Zira yeni companionların tanıtıldığı bölümlerin çoğunun, yaratıcılık konusunda pek de iyi olduğu söylenemez. Geride kalan bir uzay gemisine ait yağ birikintisi hakkında, böyle farklı bir hikaye yazılması ise kesinlikle dikkatimi çekti. Ama, companion tanıtımından dolayı olsa gerek, olayın nedeni ve nasılı belirsiz bırakıldı. O yağın Dünya'yla etkileşimi ve geçmişiyle ilgili biraz daha bilgi sahibi olmak isterdim.


Gelelim yeni companion Bill Potts'a... Nasıl sevdim ben bu kızı, nasıl sevdim anlatamam :D Kendisinde hafif bir Donna'lık, biraz da Rose'luk gördüğüm için olsa gerek Bill'i izlerken çok keyif aldım.  Dünyaya bakış açısı, renkli betimlemeleri ve yaptığı zeki çıkarımlarla kendisinde görünenden çok daha fazlasının olduğuna dikkat çekti. Bill, Doktor'a yönelttiği "doğru" sorularla bizden biri olduğu algısının güçlendiriyor. Tüm bunlar kendisinin o yerinde duramayan halleri, enerjisi, içtenliği, bilim kurguya olan ilgisi, bilinmeyene karşı duyduğu heyecan ve merakı ile birleşince ortaya tam da companionlık bir karakter çıkıyor. Bill Potts'u canlandıran Pearl Mackie'yi bu müthiş performansından dolayı tebrik etmeyi de unutmamak gerek ;)

Bill'in Rose'a benzerliğiyle ilgili daha kesin konuşmam gerekirse... Bill'i uyandıran alarmın, modern serinin ilk bölümünde Rose'un alarmıyla benzerlik göstermesinin bir tesadüf olduğunu düşünmüyorum ;) Doktor'un Rose'u yanlış yerde ve yanlış zamanda olmasıyla bulaştığı bir uzaylı sorunundan kurtarması gibi, Bill'i de buna benzer bir durumdan kurtarmasının bir tesadüften çok daha fazlası olduğunu düşünüyorum. Bu iki karakterin, okulu bırakıp çalışması ve kendileri çok küçükken birer ebeveynlerini kaybetmeleri gibi daha birçok ortak noktası var.

Bill'in tavırları, özellikle de Doktor'a verdiği tepkiler biraz Donna'yı anımsattı bana. Ağzının iyi laf yapışı olsun, Doktor'un uzaylı olduğu gerçeğiyle başa çıkma yöntemi olsun Bill'de Donna esintileri görmek mümkün ^_^ Donna'nın Doktor'a modern serideki diğer companionlardan farklı bakması gibi Bill'in de Doktor'u hoşlanacağı bir uzay gezgini olarak görmemesi hoşuma gitti açıkçası :) Rose'dan sonra Doktor'a o gözle bakan hiçbir companionı sevmedim, sevemedim... Bill, biraz da bu nedenle gözüme girdi :D Doktor-companion ilişkisinin romantik bir çekime çevrilmesini klişe buluyordum zaten. Senaristlerin Bill'de de bu çekimi denememeleri, bu ilişkinin sanırım en çok hoşuma giden ögesiydi. Romantizm dolu herhangi bir hareketin olmadığı, güven ve empatiye dayalı dostluğu en son 10th ve Donna'da izlemiştim diye hatırlıyorum. Benzer bir kimyayı 12th ve Bill'de de göreceğim için çok heyecanlıyım ^_^

Aynı şekilde, Doktor'un Bill'e verdiği cevaplarla bu bölümü Rose bölümüne fazlasıyla benzetiyorum. Özellikle de Doktor'un uzaydan gelmeyip herkes gibi bir gezegenden geldiği ve TARDIS'in başka bir dilde aynı baş harfleri oluşturmayacağı o diyalog var ya, bana 9th ve Rose'un Doktor'un uzaylı olmasına rağmen aksanının kuzeyli gibi çıkması ve bir sürü gezegenin kuzeyinin olması muhabbetinin döndüğü sahneyi anımsattı. Doktor'un masasındaki fotoğraflarla ve bir kupa dolusu sonik tornavidayla, eski bölümlere selam durulan ufak dokunuşlar da çok hoşuma gitti ^_^

Bill'e ve Doktor'la arasındaki kimyaya şimdiden bayıldım. Bölümde hoşuma giden bir başka şey, eski bölümlere yaptıkları göndermelerdi. Moffat sanırım bu küçük hareketlerle giderayak Doctor Who'yu eski sezonlarına bağlamaya çalışıyor. Moffat'ın yazdığı senaryoları ağzım bir karış açık izlesem de kendisine özel, apayrı bir DW oluşturduğuyla ilgili söylenirdim hep. Bu bölümün sonundaki fragmanı gördükten sonra bütün şikayetlerimi geri alıyorum. Çünkü...

Çalan davulları duyuyor musunuz? Usta geri dönüyor!


Usta'nın gösterildiği şu kısacık sahne, yeni companionın nefis bir senaryoyla sunulduğu 50 dakikalık bölüm kadar mutlu ediyor beni ^_^ John Simm'in oyunculuğunu zaten beğeniyorum; DW dışında, Life on Mars'taki performansını da başarılı buluyorum. Kendisini Usta rolünde izlemeye ise bayılıyorum; John Simm, Usta karakterine öyle bir hayat veriyor ki...

Aynı fragmanda 12'nin rejenerasyonuna dair sahneler de görsek, şahsen ben şimdilik bunu düşünmemeye çalışıyorum. Peter Capaldi'yi Doktor olarak David Tennant kadar çok sevdim; 12'nin gidişi beni 10'unki gibi çok üzecek, eminim. O yüzden, bu hoş olmayan durumu gerçekleşeceği bölüme kadar düşünmemeyi seçip John Simm'in Usta olarak döneceği haberine ve yeni companionın 12'yle arasındaki o muhteşem kimyaya odaklanıyorum ^_^

post signature

11 Mart 2017 Cumartesi

DIY: Slytherin Atkısı


Çok uzun bir aranın ardından merhaba :) Yaklaşık iki aydır buralarda yoktum. YDS'ydi, ALES'ti derken bloga pek uğrayamadım. Üstüne bir de rahatsızlanınca ne kitap okuyabildim ne de başka şeylerle ilgilenebildim. Ama şimdi daha iyiyim; deli gibi izlediğim şu birkaç diziyi bitirdikten sonra kitaplarıma dönebileceğim ^_^

Aslında ben, sonbaharın başından beri eski kitap okuma düzenime dönmeye çalışıyordum. Blogda ve blogun Instagram hesabında birkaç kez Slytherin atkısı yaptığımdan bahsetmiştim. İşte, o atkıyla uğraşmaktan kitap okuyamadım; sadece dizi izleyebildim. Ama sonunda, atkıyı geçtiğimiz haftalarda bitirdim. Fotoğrafları da çekip soluğu burada aldım ;)

Daha önce bahsetmiştim ama bir kez daha söyleyeyim. Burada örgü örmeyi öğretmekten ziyade, atkı örmekle daha doğrusu Hogwarts atkısı örmekle ilgili ipuçlarından ve örerken nelere dikkat ettiğimden bahsedeceğim. Örgü örmeyi bilmiyorsanız veya örgü örmeyi benim gibi unuttuysanız Youtube'daki şu ve şu kanalları ziyaret etmenizi tavsiye ederim. Dili İngilizce olsa da videolarda neyin nasıl yapıldığı açıkça gösteriliyor.

Gereken malzemeleri aşağıda kısaca listeledim.
  • İp
  • Şiş
  • İğne
  • Makas
İp ve şiş almadan önce, atkınızın boyutuna karar vermeniz gerekiyor. Atkının genişliğine, uzunluğuna ve dokusuna göre alacağınız ipler ve yumak sayınız değişiklik gösterir.


Atkının dokusu için ipin kalınlığını düşünmelisiniz. Ben makine dokuması gibi gözükmesini istediğimden bulabildiğim en ince ipi tercih ettim. İp ince olduğu için de ilmek sayım fazlaydı. Benim kullandığım ipleri yukarıdaki fotoğrafta görebilirsiniz. Nako'nun Süper İnci koleksiyonuna ait yumakları kullandım. Ama siz, örgüye yeni başladıysanız orta kalınlıkta veya kalın bir ip kullanmanızı öneririm. Hem az ilmekle uğraşmış olursunuz hem de ilmek kaçırma, yanlış örme gibi hataları yapma olasılığınız azalır. Hata yapsanız bile kalın iplerde hatalar daha kolay gözüktüğünden, düzeltmeniz de daha kolay olur.

İpin ham maddesi de önemli. Ben %25 yün, %75 akrilik içeren yumakları tercih ettim. Tavsiyem, yün içeren iplerden almanız yönünde olacak. Böylece, atkınız sizi daha sıcak tutar.


HP atkısı örecekseniz iki farklı renge ihtiyacınız olacak. İstediğiniz Hogwarts binasına göre renkleri belirlemelisiniz. Ben Slytherin atkısı istediğimden renklerim koyu yeşil ve griydi. Siz de bu renkleri kullanacaksanız yumakların parti numarasına dikkat edin. Renklerin tonları bu numaraya göre farklılık gösterebilir. Renk tonlarına karar verdiyseniz, bu iplerin benzer ham maddeden oluştuğuna ve benzer kalınlıkta olmasına dikkat etmeniz gerekiyor. Ben aynı markanın aynı koleksiyonunda istediğim renkleri bulmuştum. Ama sizin istediğiniz renk bir başka markaya veya koleksiyona aitse iplerin özelliklerinin uyuşmasına özen gösterin.

Aldığınız ipe göre şiş almanız gerekecek. Yumakların üstündeki kağıtta tavsiye edilen şiş numaralarını görebilirsiniz. Tavsiye edilen numaralardan 0.5-1 mm büyük veya küçük şişleri tercih etmeniz sorun olmaz diye düşünüyorum. Ben atkım için 3,5 numara şişleri kullanmıştım.

Atkınızın genişliğine ve boyuna göre alacağınız yumak sayısı değişecek. Benim ördüğüm atkı, 23 santim genişliğinde ve 2,5 metre uzunluğunda. Hogwarts atkımı, normalde kullandığım atkımın uzunluğunda ördüm ben. Atkıyı boynuma doladığım zaman, boynumdan burnumun ucuna kadarki kısmı sarmalamaya yetecek genişlikte olmasını istediğim için genişliğini artırdım. Siz de benim gibi yapabilirsiniz ya da atkınızın boyutunu şuradaki ürünün ölçülerine göre ayarlayabilirsiniz.

Ben 4 yeşil ve 2 gri yumak almıştım. Hatta sonradan yeşil ip yetmeyecek diye bir yumak daha almıştım. Fakat neyse ki tam yetti; gri yumağın ise yarısından biraz fazlasını kullandım. Yani 4 yeşil ve 1 gri yumak olmak üzere toplamda 5 yumağa yakın ip kullandım ben. Fazladan birer yumak ip almanızı tavsiye ederim. Az alırsanız veya yetmezse, aradığınız ipi arayıp bulana kadar haftalar geçirebilirsiniz. Nitekim ben, neredeyse bir ay elime örgü alamadım bu yüzden. Yeşil ip yetmeyecek diye düşündüğümden ip avına çıktım İzmir'de. İpin aynı marka ve aynı koleksiyon olması yetmiyor; aynı parti numarasına da sahip olması gerekiyor ki, renkte ton farkı olmasın. Parti numarası farklı bir yumak bulmuştum fakat renklerin tonu arasında dağlar kadar fark vardı. Bu yüzden, buna da dikkat etmenizi öneririm.

Atkınızın renklerine, iplerin özelliklerine karar verdiyseniz ve şişlerinizi de belirlediyseniz geriye örgü tekniği ve atkının deseni kalıyor ;)

 

Ben, iki tarafında aynı desende olmasını istediğimden bir ters bir düz ördüm. Atkının normal halini soldaki fotoğrafta görebilirsiniz. Bir ters bir düz örgü aynı zamanda renk geçişlerinin temiz olmasını da sağlıyor. Ters ilmekler arada kalıyor ve şeritlerin renk geçişleri keskin oluyor. Sağdaki fotoğrafta ise atkıyı iki yanından tutup biraz gerdim. Ters örülen ilmeklerin renk geçişleri ancak böyle gözüktüğünden, atkınızı bir ters bir düz örmenizi tavsiye ederim. Ayrıca, bir ters bir düz örgüde iki tarafta da eşit gerilim olduğundan atkının uçları kıvrılmayacaktır.

Gelelim atkımı nasıl ördüğüme... 100 ilmekli atkımın ilk ilmeğini düz bir şekilde örmeden aldım. Bu sayede atkının kenarları daha düzgün oluyor. İkinci ilmeği ters ördüm, üçüncüsünü düz diyerek bu sıralamayı takip ettim ve son ilmeğimi ters örerek sıramı tamamladım. Sonraki sırada da aynı işlemi tekrar ettim. Benim gibi bir ters bir düz örecekseniz, ilmek sayınızı çift bir sayı olarak belirlemenizi tavsiye ederim. Böylece her sırada aynı şekilde örebilirsiniz; hangi sırada nasıl başlanacağını düşünmenize gerek kalmaz, kafanız karışmaz. Tek sayılı ilmekle örerseniz, sonraki sırada örgü sıralamanızı değiştirmeniz gerekir. Örneğin; ilk sıranızı düz-ters-düz-ters-düz şeklinde ördünüz. İkinci sırada ters ile başlamazsanız desen bozulur; üçüncü sırada ilki gibi düzle, dördüncüde ise tersle başlamalısınız. Bu değişimi yapmayı hatırlamakla uğraşmak istemiyorsanız, ilmek sayınızı çift bir sayı olarak belirleyip işinizi kolaylaştırabilirsiniz ;)


HP filmlerinde iki atkının kullanıldığını biliyorsunuzdur. Ben Azkaban Tutsağı'nda kullanılmaya başlanan atkıyı örmek istemiştim. Ama siz ilk iki filmde kullanılan atkıdan örmek istiyorsanız, iki renk yumaktan da eşit sayıda almayı unutmayın. Benim ördüğüm atkıdan örecekseniz sizi, deseni için yararlandığım şu kaynağa alayım. Şeritlerin sıra sayısıyla ilgili çok araştırma yaptım ve en uygununun bu olduğu gördüm. Linkini verdiğim kaynakta sıralama için 35 yeşil, 4 gri, 8 yeşil ve 4 gri diyor. Ama ben renk değişiminin aynı tarafta olmasını istediğimden 35 sırayı 34'e düşürdüm. Böylece, ne zaman renk değiştireceğimi anlamam kolaylaştı.


Ayrıca ben, atkının kenarlarında başka renk gözükmesini istemediğimden renk değiştirirken ip taşımadım. Her renk değiştirdiğimde ipleri kesip yeni renge başladım. İpi kesmeden önce, bağlamak ve içine doğru dokumak için yeteri kadar ip kaldığından da emin oldum. Yukarıdaki fotoğrafta ipleri diğer renklerle bağlanmış halde görebilirsiniz. Renk değiştirdikten sonra, yeşil ve gri ipleri bağlayıp iki kere düğüm attım. Ardından fotoğraftaki iğne yardımıyla ipleri aynı renkteki şeritte, atkının desenini takip ederek yukarı veya aşağı dokudum; yani kalan ip ile desen üzerinden gittim. Ardından ipleri aynı şeridin kenarlarına kadar dokuyarak getirdim. Aynı renk ipleri bu kenarda sıkıca bağlayıp düğüm attım ve fazla ipleri kestim. Her sırada örmeden aldığım ilk ilmekler, atkının kenarındaki bu düğümler için kafes görevi görüyor. Yani düğüm, atkının kenarından belli olmuyor.

İpleri taşımayacaksanız size de bu yöntemi tavsiye ederim. İpleri içe doğru dokuyup bırakabilirsiniz ama bu ipler, atkıyı kullandıkça atkının ortalarından çıkmaya başlayabilir diye ben böyle yaptım. İpleri taşımayacaklara bir diğer tavsiyem de, yeni yumağa geçmeyi renk geçişlerinde yapmaları yönünde olacak. Ortalardan çıkan düğümlerle atkının görünüşü bozulmamış olur. İpleri taşıyacaklar ise yeni yumağa geçerken şuradaki taktiği kullanabilir. Bu yöntem bana biraz dayanıksız gibi gözüktüğünden, yeni yumağa renk değişiminde geçmeyi tercih etmiştim.

Bu arada, renk değişimi için buradaki yazıdan yararlandım ben. Her sırada ilk ilmekleri örmeden aldığım için de renk değişimimi bir önceki sıranın son ilmeğinde gerçekleştirdim. Örneğin, 3 sıra gri örüp 4. sırayı gri iple tamamlamak yerine 4. sıranın son ilmeğinde ipi değiştirdim. İlk ilmeği örüyorsanız, sıranızı tamamladıktan sonra ip değişimi yapmanız gerekir. Ama benim gibi ilk ilmeği örmeden alıyorsanız, bu taktiği kullanabilirsiniz. Bir diğer taktik de son ilmeği örmeden almak; fakat ben ilk ilmeği örmeden almaya alıştığım için, diğeri aklıma ancak atkıyı yarıladığımda geldi :D

Atkı uzunluğuna göre 34/4/8/4 sıralamasını tekrar etmeniz gerekecek. Ben o ikili gri şeritlerden 15 tane ördüm, yani toplamda 30 tane 4 sıralık gri şerit örmüş oldum. 30. gri şeridi de ördükten sonra 34 sıralık yeşil şerit ile atkımı tamamladım. Siz de 34 sıralık asıl renk ile atkıya başlayıp yine 34 sıralık asıl renk ile atkıyı bitirmelisiniz.


Aylar süren örgü maratonundan, ip değişiminden, ip dokumasından sonra ortaya böyle, eşsiz bir ürün çıktı ^_^

İsterseniz atkıya başka eklemeler yapabilirsiniz. Tığ ile atkının iki ucuna birkaç sıra daha örüp bu sıralara püskül ekleyerek atkınızı HP filmlerinde kullanılan ürünlere daha çok benzetebilirsiniz. Hatta binanızın işlemeli yamasını da ekleyip atkınızı replika haline bile getirebilirsiniz. Ben, yarı büyücü yarı muggle işi olmasını istediğimden atkıyı örüp bıraktım. Ayrıca bu işlemesiz yeşil-gri şeritli atkının, ortamdaki Potterheadleri ortaya çıkarma gücünü de kullanmak istediğim için atkımı böyle sade bir şekilde bırakmak istedim.

Son olarak, siz benim sonbahardan beri örüyorum dediğime bakmayın. Araya çok şey girince bu projemde duraklamalarım, molalarım da oldu. Örgü örme süresi gözünüzü korkutmasın, yani :) Ben biraz da örgü örmenin zevkine varmak istediğim için süreyi uzattım da uzattım. Yoksa, her şey sizin örme hızınıza bağlı ki siz ördükçe hızınız 2-3 katına çıkacaktır. Günün çoğunu örgüye ayırırsanız bu atkıyı 1-1,5 ayda bitirmemeniz için hiçbir neden yok. Atkıya başlayacaklara şimdiden kolay gelsin ^_^


post signature

18 Ocak 2017 Çarşamba

Kitap Alışverişi | 11


Ocak ayının başında Sherlock'un yeni sezonu başlamıştı, bildiğiniz üzere... Sonraki hafta Endeavour'un 4. sezonu başladı; bir gün sonra ise Elementary, yeni bölümleriyle sezona kaldığı yerden devam etti. Birkaç hafta boyunca, birbirinden değerli 3 polisiye dizisini arka arkaya izleyerek polisiye ziyafeti çektim. Önce Sherlock, sonra Endeavour, daha sonra Elementary derken uzun zamandır polisiye okumadığımı fark ettim. Kitaplığımda okunacak polisiye bulamayınca, kitap almaya karar verdim ^_^

Agatha Christie'nin birkaç kitabını okumuştum. Fakat bendekiler eski basım olduğundan Altın Kitaplar'dan çıkanları edinmek istiyordum. Renkli Kitap'ın şuradaki listesini baz alarak bir okuma sırası belirledim ve 6 kitap aldım.

Gizli Düşman, Ölüm Sessiz Geldi, Roger Ackroyd Cinayeti, Kahverengi Elbiseli Adam, Poirot Araştırıyor ve Dersimiz Cinayet kitaplarını aldım.

Alışverişi Okuoku'dan gerçekleştirdim. Kitaplar sorunsuz bir şekilde elime geçti. Gerçi, kitapların uçlarında kıvrılmalar ve sırt kısımlarında ezilmeler var. Fakat bunlar, internetten alışveriş yapıldığında yaşanabilecek şeyler diye çok da umursamadım.

Kargo şirketi olarak UPS'yi tercih ettim ve ondan da bir sorun yaşamadım.

Yaptığım son kitap alışverişinden sonra, bu alışveriş ilaç gibi geldi :) Aldıklarımı okuyup yorumlamak için sabırsızlanıyorum. Açılışı, Ölüm Sessiz Geldi ile bu hafta içinde yapmayı planlıyorum :)


post signature

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...