5 Haziran 2017 Pazartesi

Kitap Alışverişi | 13


Şuradaki bir önceki alışveriş yazımda Buffy'lerin eksik sayılarını almıştım. Fakat üçüncü albüm Kitapyurdu'nda tükenince, diğer alışveriş sitelerine yönelmiştim. Şansıma, kitabı Babil'de buldum. Stok durumunun birkaç kitapla sınırlı olduğunu görür görmez de en kısa zamanda siparişimi oluşturdum.

Aldıklarıma ayrıntılı olarak geçmeden önce, alışveriş sürecinden ve yaşadığım ufak karışıklıktan biraz bahsedeyim.

Babil'den 22 Mayıs'ta yaptığım bu alışverişi sırf Buffy'nin üçüncü albümünü almak için yaptım. Kargo ücreti ödememek için ilgimi çeken birkaç kitap daha attım sepete. Alışverişimi gerçekleştirdiğim sırada aldığım Buffy çizgi romanı için sitede, stoklarında 3 adet kaldığı bilgisi yer alıyordu. Fakat alışveriş sonrası aldığım otomatik e-mailde kitabın tükendiği yazılıydı. İnternetten alışveriş yaparken en sinir olduğum şey, ürünlerin stokta olmadığı halde varmış gibi gösterilmesidir. Rahat bir 2-3 saat sinirimden hiçbir şey yapamadım. NTV Yayınları kitaplarının neredeyse hepsi her yerde tükendiğinden, çizgi romanı nerede bulabileceğimi araştırmaya başladım. Kitabı satan birkaç yer buldum ve gün içinde buralara gitmeyi planlıyordum ki aklıma, Babil'e kitabın durumunu sormak geldi. Attığım maile bir saat içinde cevap aldım. Kitabın ellerinde olduğunu, diğer kitaplarımla birlikte gönderileceğini söylediler. Ben de rahat bir nefes aldım.

Kitaplar daha elime geçmeden böyle ilginç bir olay geldi başıma. Babil'den aldığım sonraki e-mailde siparişimin ikiye bölünerek yollanacağı yazıyordu; ön sipariş kitapları olan Görünmez Adam ve Vadinin Hükümdarı henüz çıkmadığından, müşteriyi bekletmemek için böyle bir çözüm geliştirilmiş. Burada bahsettiğim D&R alışveriş yazımı okuduysanız, alışverişlerin bölünmesinden artık olabildiğince kaçındığımı biliyorsunuzdur. Fakat Babil, D&R gibi değildi ve siparişimin ilk yarısı hasarsız bir şekilde elime geçti.

Görünmez Adam'ın çıkışı hazirana kadar uzayınca, kalan kitapların gelmesi bugünü buldu. İlk pakette kitapların yanına defter ve ayraç koyduklarından, bu pakete koymazlar diye düşünmüştüm. Ama ikinci paketten de ayraç ve defter çıktı ^_^

Paketlerin durumundan çok memnun kaldım. İkisinde de kitaplar, balonlu naylonla sarılmıştı ve bunların çevresinde karton vardı. Paketleri Aras Kargo getirdi, kargo firmasında da bir sorun yaşamadım.

Alışverişin tek eksisi, ikici paketin geç gelmesiydi. Bunun neye bağlı olduğunu açıkçası bilmiyorum; ya yayınevinden kaynaklı geç sevk edilme söz konusu ya da siteye kitabın ön sipariş tarihi yanlış veya tahmini yazıldı. Nedeni her neyse, umarım bir daha başıma gelmez. Aynısı, yukarıda bahsettiğim karışıklık için de geçerli :)

Babil'den yaptığım ilk alışverişimdi bu. Fiyat politikalarını yeniden düzenledikleri için artık kitap fiyatları daha uygun. Siparişin yanına koydukları bu tatlı defter ve ayraçlara bayıldığımı da eklemeliyim. Yaptıkları indirimler devam ettiği sürece, bu tarz alışverişlerin devamı gelebilir ;)


post signature

31 Mayıs 2017 Çarşamba

Bu ay ne(ler) okudum (Mayıs/2017)


6 ay sonra gelen bir Bu ay ne(ler) okudum yazısından merhaba ^_^ Gerek kitap okumaktan çok dizi izlediğim için, gerekse unutkanlığım ve üşengeçliğimden dolayı bu yazı dizisine devam edememiştim. Şimdi ise hem kitap okumadaki, hem de blog yazmadaki o eski tempoma yavaş yavaş geri dönüyorum :)


Bu ay iki kitap bitirdim. İlki, Doctor Who kitaplarından Dehşet Ağı'ydı. 12. Doktor ve Clara'nın dizideki karakterlerine paralel olarak işlenmesi hoşuma gitmişti. Kitabın konusu da 12. Doktor'a yakışır karanlıktaydı. Sadece sonunu beğenmemiştim; daha iyi yazılabilirdi.

Bu ay bitirdiğim diğer kitap, sancılı bir okuma süreci geçirdiğim Işık Tanrısı'ydı. Kurguyu orijinal ve fazlasıyla ilgi çekici bulsam da, kurgunun dayandığı fikrin işlenişi çok karmaşıktı. Olay örgüsünün kronolojik olmaması, karakter fazlalığı ve Hint mitolojisine olan yabancılığım gibi bazı etmenler de beni zorladı. Fakat kitabı bitirdikten sonra anladım ki, Işık Tanrısı bir kere okunup kitaplığa kaldırılacak türden kitaplardan değil... Bu yüzden, kitabı daha sonra tekrar okumayı düşünüyorum :)

Mayıs ayında sizler hangi kitabı/kitapları okudunuz?


post signature

29 Mayıs 2017 Pazartesi

Yorum: Roger Zelazny - Işık Tanrısı

Tür: Bilim Kurgu, Fantastik
Goodreads Puanı: 4,10 (21.530 oy)
Orijinal Adı: Lord of Light
Yayınevi: İthaki Yayınları
Çeviri: Sönmez Güven
Basım Yılı: 2016
Sayfa Sayısı: 344
"ASLA BİR TANRI OLDUĞUNU İDDİA ETMEDİ. GERÇİ BİR TANRI OLMADIĞINI DA İDDİA ETMEDİ."

Roger Zelazny, farklı pek çok mitolojiyi bilimkurgu romanlarına uyarlamasıyla pek çok yazarın yalnızca hayal edebildiği bir şeyi alışkanlık haline getirmiş eşsiz bir yazar. Hint mitolojisiyle harmanlanan Işık Tanrısı ise sadece bilimkurguyu değil, tüm spekülatif kurguyu değiştiren, benzersiz bir roman. Gaiman'ın en iyi romanı olarak kabul edilen Amerikan Tanrıları'na fikir babalığı yapmakla kalmamış, tanrılar ve insanlar arasındaki isim oyunlarına da ilham kaynağı olmuştur. Martin'in epik serisi Buz ve Ateşin Şarkısı'ndaki Işık Tanrısı da ismini bu romandan aldı, tıpkı Sam Tarly'nin ismini bu romanın başkahramanı Sam'den aldığı gibi.

Dünya yok olalı çok uzun bir süre olmuştu. Kolonileşmiş bir gezegendeki tüm teknolojik gücü ele geçiren insanlar ise kendilerini ölümsüz kılmış ve Hint tanrılarının rolünü üstlenerek o gezegenin kontrolünü ele geçirmişti.

Ancak bu kötü niyetli topluluğa karşı çıkacak biri vardı: Siddhartha ya da Mahasamatman; nam-ı diğer Işık Tanrısı.

Işık Tanrısı, tanrılaşmış insanlara tanrısal bir müdahale.

George R. R. Martin'in sonsözüyle.

"Yazılmış en iyi beş bilimkurgu romanından biri."
-George R. R. Martin
Işık Tanrısı'na sonbahar başı gibi, büyük bir hevesle başlamıştım. Kitap gerek anlatım gerekse konu bakımından beklediğimden çok farklı çıkınca, ilgim başka kitaplara kaydı ve birkaç hafta sonra Işık Tanrısı'nı, daha sonra devam etmek üzere rafa kaldırdım. Bu ay, Işık Tanrısı'nı tekrar okumayı düşündüm. Nitekim geçen hafta elime aldığım kitabı, birkaç gün önce bitirdim.

Kitabın arka kapak yazısına bakınca aklıma, yer yer Hint mitolojisine ait ögelerle karşılaşılan ama her sayfası son paragrafına kadar bilim kurguya batmış bir kitap gelmişti. Mitolojinin, özellikle de fantazyanın bu kadar öne çıkacağını düşünmemiştim. Sanırım bu yüzden, kitap önce beni bir çarptı; sonra da kafamı karıştırdı. İlk sayfaları, tüm bunların nereye varacağını merak ederek okusam da kitabın yarısına geldiğimde, beklentilerimi gözden geçirmem gerektiğini anladım. Ben de kitabı okumayı bıraktım. Okuduklarımı sindirmek ve beni nasıl bir kitabın beklediğini anlamak için kendime zaman tanıdım. Ardından, kitaba kaldığım yerden devam etmeye çalıştım. Okuduğum son olayları hatırlamakta güçlük çekince, birkaç bölüm öncesinden, net olarak hatırladığım olaydan okumaya başladım.


Kurgunun arkasındaki, insanların gelişen teknolojiyle tanrı rolüne bürünmeleri fikri orijinal ve etkileyici. Ana karakter Sam ise düşünceleri ve onları ifade ediş biçimiyle okuduğum en ilginç karakterlerden. Bu yüzden, Işık Tanrısı'nın birçok yazarın kitabına esin kaynağı olması şaşırtıcı değil... Fakat kurgunun dayandığı bu düşüncenin işlenişini karmaşık buldum ben ve çoğu zaman, olay örgüsünü takip etmekte zorlandım. Öncelikle, kitapta çok fazla karakter; bu karakterlerin çoğunun birden fazla ismi ve bazılarının da reenkarnasyondan dolayı değişen fiziksel özellikleri var. Olay örgüsündeki mekanların çokluğu ve Hint mitolojisine olan yabancılığım da okuduklarımı kavramamı bayağı güçleştirdi. Ama asıl zorluk, kronolojik olmayan olay örgüsüydü. Buna, bölüm içindeki olay geçişlerinin ayrımının net olmaması da eklenince okuma sürecinin inişli çıkışlı olması, hatta sekteye uğraması gayet normal. Şahsen ben, son bölüme kadar ne okuduğumu pek anlamadan sayfaları çevirmiştim. Son bölümde ise her şey yavaş yavaş yerine oturmaya başladı. Parçaları bir araya getirdikçe, yazarın o özgün fikri kurgulamadaki ustalığını ve mitolojik ögeleri kurguya yedirme becerisini daha iyi gördüm.

Kitabı bitirmiş olmama rağmen kafamı kurcalayan, anlamadığım veya bağlantısını kuramadığım bazı kısımlar da yok değil... Bu yüzden, Işık Tanrısı'nı araya biraz zaman koyduktan sonra tekrar okumayı düşünüyorum ki bana gelen tavsiye de, kitabı tekrar okumam yönünde.


Işık Tanrısı daha çok, bilim kurguyu fantastikle sentezlemesi veya Hint mitolojisini tüm bunlarla birleştirmesi gibi konularla öne çıksa da Zelazny'nin şiirsel üslubu da dikkatimi çekti. Yaptığı betimlemeler fazlasıyla yaratıcı, kelime seçimlerini ise alışılmadık tarzda. Farklı kelimelerle ifade ettiği düşüncelerini, cümlelerini beğenerek okudum.

Kitabın basımı da içeriği kadar kaliteli. Minimalist kapak tasarımı olsun, kapağın safran rengi olsun, konuyla uyumlu muhteşem bir basımı var kitabın. Çevirmeni de bu titiz, akıcı çevirisi için ayrıca tebrik etmek gerekir.

Bazı kitapların bazı zamanlarda okunması gerektiğini düşünenlerdenim; Işık Tanrısı da bu tarz kitaplardan... Kitabın çok karakterli, karmaşık olay örgüsü okuyucunun tam dikkatini talep ettiğinden kitabın sağlam kafayla okunması taraftarıyım. Buna rağmen, kitabı anlayarak okuyup bitirmek zor gelecektir. İlk okuma böyle sıkıntılı geçse de inanın, değiyor. İyi ki kitaba devam etmişim, diyorum şimdi. Hatta, Işık Tanrısı'nın okudukça anlam kazanacağını bildiğimden kitabı ileride tekrar okumayı düşünüyorum.



"Eğer görmek istemezsen, bir ayna bile seni sana gösteremez."





post signature

26 Mayıs 2017 Cuma

Kitap Alışverişi | 12


Geçen hafta yaptığım kitap alışverişini paylaşmayı unutmuşum :D Bu hafta da bir alışveriş gerçekleştirdiğim için, ikisini birlikte paylaşırım diye düşünmüştüm. Fakat, sepetimde ön sipariş kitapları da olduğundan, alışverişi ayrı olarak paylaşacaktım. Nedense, yazıyı hazırlamak aklımdan tamamen çıkmış. Geç olsun, güç olmasın deyip alışverişin ayrıntılarına geçiyorum ^_^

Kitapları Kitapyurdu'ndan aldım. NTV Yayınları'nda %50 indirim yaptıklarını ve yayınevinin kitaplarının bir bir tükendiğini görünce Buffy'lerin devamını attım sepete.

Kitapyurdu 5., 6., 7. ve 8. albümleri set haline getirdiği için Albüm 4'ü tek olarak, son 4 kitabı set olarak aldım. Albüm 3'ü de almayı planlamıştım fakat tükenmişti. Ben de başka bir siteden, bir alışveriş daha yaptım :)

Pazartesi verdiğim sipariş salı günü elime geçti. Kitaplar stokta olduğu için olsa gerek, siparişim aynı gün paketlenip kargoya verilmişti. Kargo firması olarak da Aras Kargo'yu tercih etmiştim. Paket, sorunsuz bir şekilde elime ulaştı.

Paketin durumu iyiydi. Kitaplar, arasında hiç boşluk kalmayacak şekilde kartonla sarmalanmıştı. Kitaplara gelecek zararı azaltmak için balonlu naylon kullanılması taraftarı olsam da kitaplarımda, sayfa uçlarındaki ufak kıvrılmalar dışında bir sorun yoktu. Fakat, kitapların yanında hiç ayraç gelmemesi beni şaşırttı.

Sonuç olarak, memnun kaldığım bir alışveriş gerçekleştirdim. Şu anda okuduğum kitapları bitirir bitirmez Buffy'lere başlamayı düşünüyorum ;)


post signature

20 Mayıs 2017 Cumartesi

Yorum: Mike Tucker - Doctor Who: Dehşet Ağı (Doctor Who: New Series Adventures, #59)

Tür: Bilim Kurgu, Macera
Goodreads Puanı: 3,69 (790 oy)
Orijinal Adı: Doctor Who: The Crawling Terror
Yayınevi: İthaki Yayınları
Çeviri: Nazlı Saltan
Basım Yılı: 2015
Sayfa Sayısı: 192
"DAHA BÜYÜK BİR BÖCEK GÖRECEĞİNİZİ HİÇ SANMIYORUM."

Doktor bu kez, İngiltere'nin Wiltshire kasabasının bütün sakinliği arasında II. Dünya Savaşı'ndan kalma bir gizemi aralamaya götüren esrarengiz ve ürkütücü macerasıyla karşınızda!

Gabby Nichols oğlunu uyuturken aniden kızının bağırışını duyar. "Anne! Odamda bir örümcek var." Ve birden çığlıklar başlar... Kevin Alperton okula giderken büyük bir sivrisinek tarafından saldırıya uğrar. Ve işler tehlikeli bir hal alır.

Yine de Doktor'u asıl endişelendiren ne koca bir örümcek ağı yumağıyla kozalanmış ölü bir ceset ne de mutasyona uğramış böcek sürüsüdür.

Kasabanın dış dünya ile bütün bağlantılarının kesilmesinin ve böceklerin yavaşça kontrolü ele geçirmesinin önüne geçilebilecek mi? Antik bir taş çemberdeki tuhaf semboller ne anlama gelmekte? Kökü II. Dünya Savaşı'na dayanan bu gizem çözülebilecek mi?
Dehşet Ağı'nı da geçen seneki kitap fuarından almıştım. Kitabı, DW havasına girmek için okumayı planlamıştım. Fakat Dehşet Ağı'nı elime aldıktan sonra yeni sezon başlayınca, kitabı unutup diziye odaklandım. Bir ay sonra kitaba kaldığım yerden devam ettim ve kitabı geçen hafta bitirdim ^_^

Arka kapağı okuduğumda, konunun ilgimi çektiğini söyleyemem. Mutasyona uğrayan böceklerin kasabayı ele geçirmesi fikrinin afallatan bir yanı pek yok. Mutasyon işin içine girince, arkasından bir bilim adamının geleceğini tahmin etmek güç değil. Aynı şekilde, insanların bu böceklere vereceği tepkiler de aşağı yukarı kestirilebilir. Ama Mike Tucker bu konuyu öyle bir ele almış, olay örgüsünü öyle güzel kurgulamış ki... Önemli noktaları doğru tahmin etsem bile, aradaki boşluklarda gerçekleşen olaylar merak uyandırdığı için sonraki bölüme geçmekte hiç zorlanmadım; sayfaları sıkılmadan çevirdim.

Yazarın konuyu ilginçleştirmesinin yanında, kurgunun karanlık oluşu da hoşuma gitti. 12. Doktor'un bölümleri, diğer modern Doktorlara kıyasla daha bir tedirgin edici. Ürkütücü fikirler, bu fikirlerin gerçekçi bir biçimde işlendiği senaryolar, yan karakterlerin öylece ölmesi, bu basit sayılabilecek ölümlerin fazlalığı gibi bazı unsurlar Capaldi'nin sezonlarında olduğu kadar Dehşet Ağı'nda da bulunuyor ve ben, kitabın bu karanlık tonuna bayıldım!


Bundan önce Siluet'i okuyup şurada yorumlamıştım. Siluet'teki Clara tasvirini hiç beğenmediğimi söylemiştim. Dehşet Ağı'ndaki Clara'yı ise dizideki haline daha uygun buldum. Burada Clara daha atılgan ve noktaları birleştirmede daha başarılı, tıpkı dizide olduğu gibi. Doktor'la diyalogları ise dizidekileri o kadar andırıyor ki, ikisinin sesini de neredeyse duyabiliyordum. Yani yazar, Doktor'un kişiliğini de kitaba yansıtmayı başarmış.

Kitabın beğenmediğim tek kısmı sonuydu. Problemin çözümü oldu bittiye getirilmiş gibi geldi bana. Fakat çözümün şaşırtıcılığını sevdiğimi söylemeliyim. Doktor'un uzaylıları yenme planının önemli bir noktası, önceki bölümlerde yer alan bir ayrıntıya dayanıyor. Fakat bu, birkaç kelimeyle geçiştirilerek hikayeye saklanmış. Aslında, bahsettiğim ayrıntının özel bir yanı da yok; hikayede yer alan diğer eylem ve olaylar gibi... Hatta bu ayrıntı bana o kadar sıradan gelmişti ki, böyle bir şey olduğunu bile hatırlamamıştım. Geri dönüp o olayı bulunca daha da şaşırmıştım. Çünkü yazarın önceden bundan bahsetmediğini, olaylar sarpa sardığı için kendisinin bunu son anda eklediğini düşünmüştüm. Fakat yazar, bir kere okuyup geçeceğimiz ufak bir gerçeği kitabının sonu için kullanmış. Ama tüm bunlar, birkaç sayfa içinde olup bitmeseydi daha iyi olabilirdi diye düşünüyorum.


Dizi başladığı için kitaba ara verdiğimi söylemiştim. İşte, bunun dışında bir kesinti yaşamadım. Kitabı ne zaman elime alsam, birkaç sayfa daha okuyup öyle bırakmak istedim. Anlatımı akıcı olunca kitabı, tekrar elime aldıktan iki gün sonra bitirmem normal :D

Kitabın kapağından da kısaca bahsedeyim. İthaki Yayınları, yine orijinal kapak kullanmış ve ben bu kapağı gerçekten seviyorum. Doktor'un sert duruşu olsun, Clara'nın bakışındaki merak ve şaşkınlık olsun, kapaktaki ögeler kitaba çok uygun.

Dehşet Ağı, dizidekini andıran karakterleri ve sürükleyici kurgusuyla severek okuduğum Doctor Who maceralarından biri oldu. Kitabı sadece whovianlara değil, macera sevenlere de tavsiye ediyorum ^_^



"Silahlı kuvvetler ne zaman bir şeyi bombalamak için iyi bir sebebe ihtiyaç duydu ki?"





post signature

16 Mayıs 2017 Salı

Yorum: Justin Richards - Doctor Who: Siluet (Doctor Who: New Series Adventures, #57)

Tür: Bilim Kurgu, Macera
Goodreads Puanı: 3,80 (1.010 oy)
Orijinal Adı: Doctor Who: Silhouette
Yayınevi: İthaki Yayınları
Çeviri: Ayda Sungur
Basım Yılı: 2015
Sayfa Sayısı: 192
"VASTRA, STRAX VE JENNY Mİ? AH HAYIR. ONLARI RAHATSIZ ETMEMİZE GEREK YOK. GÜVEN BANA."

12. Doktor'u Viktorya dönemi Londra'sında Paternoster Çetesi'yle buluşturan yepyeni ve esrarengiz Doctor Who macerası "Siluet" Türkçede!

Marlowe Hapworth kilitli çalışma odasında ölü bulunur. Kimliği belirlenemeyen bir saldırgan tarafından öldürüldüğü tahmin edilmektedir. Bu tam da Meşhur Dedektif Madam Vastra'ya göre bir iştir.

Eldivensiz boks yapan Rick Bellamy'nin hayatı, cenazeci kılıklı biri tarafından elinden alınır. Bu olay Sontaran Strax'ı öfkelendirir.

Gariplikler Karnavalı: Acayip ve büyüleyici gösteriler ve akrobatlarla dolu bir eğlence. Burası Jenny Flint'in sorularına cevap aradığı yerdir.

Bütün bunların birbiriyle bağlantısı nedir? Peki zengin fabrikatör Orestes Milton'ın bu olaylarla ilgisi ne? Doktor ve Clara hakikatin peşine düşmek için diğerlerine katılırken, kendilerini hiçbir şeyin ve hiç kimsenin göründüğü gibi olmadığı bir dünyanın ortasında bulurlar. Gelmiş geçmiş en tehlikeli silah Londra'nın üstüne salınmadan gerçeği ortaya çıkarmayı başarabilecekler mi?
Siluet, geçen seneki kitap fuarından aldığım kitaplardandı. Yazar Justin Richards'ın daha önce şurada yorumladığım Doctor Who öyküsünü okumuştum. Yeni sezonun başlamasına günler kala, DW havasına girmek için kitaba başladım. Bir hafta içinde ise kitabı bitirdim.

Kitabın konusu ilgimi çekmişti. Polisiye havasında, ilginç bir okuma olacağa benziyordu. Fakat ilk sayfaları beni biraz sıktı. Sonraki sayfalarda bağlantıları kurulacak olan olaylar, dağınık bir biçimde ve çok yavaş ilerledi. Kitabın ortalarına doğru her şey tek çatı altında toplanmaya başladı ve ben de kurguyu beğenmeye başladım. Sonunda gerekli açıklamaların aceleye getirilmeden yapılmasının, hikayeye iyi bir kapanış sağlandığını düşünüyorum.


Kurgu ve olay örgüsü benden geçer not alsa da, kitabın şaşırtıcılık düzeyini ortanın biraz altında buldum. Birkaç olay dışında beni şaşırtan bir şey olmadı ki onları da veri yetersizliğinden dolayı tahmin etmem mümkün değildi. Kitabın tahmin edilebilirliğinin fazla olması, olay örgüsünün zayıf kurgulanmasından mı yoksa karakterlerin her an ne yapacağını kestirebilmemden mi kaynaklanıyor, bilemiyorum. Ama şöyle bir şey var; 11. Doktor tayfasının -Clara, Vastra, Jenny ve Strax- fanı değilim. Kitapta da onların kısımlarını pürdikkat okuduğumu söyleyemem. Bu yüzden, ilk nedende karar kılıyorum; kitabın sürpriz unsuru beklediğimden daha düşüktü.

12. Doktor'u seviyorum ben. Kendisi iğneleyici, merak dolu, biraz kendini beğenmiş, biraz da ukala biri ve yazar, 12. Doktor'un bu özelliklerini kitaba başarıyla yansıtmış. Siluet'i okurken Peter Capaldi'yi 12. Doktor olarak gözümde rahatlıkla canlandırabiliyordum. Aynı şekilde, yazarın Strax'ın karakterini kaleme alışını da beğendim. Keşke diğer karakterler de 12. Doktor ve Strax gibi dizi ile paralellik gösterecek bir biçimde işlenseydi. Clara'yı sevmem fakat kendisinin, kitapta gösterildiği gibi cahil ve yardıma muhtaç biri olduğunu kesinlikle düşünmüyorum. Vastra'yı olay örgüsünde çok göremedim; görebildiğim kadarında ise, bu karakter dizide olduğu gibi etkili ve ne yaptığını bilen biri değildi. Ayrıca, Doktor'a da kitapta biraz daha yer verilebilirdi.


Kitabın kapağını pek beğenmesem de içeriğini yansıttığı için kitaba uygun olduğunu söyleyebilirim. İthaki Yayınları'nın orijinal kapak kullandığını da belirteyim.

Siluet, ilerledikçe güzelleşen bir kurguya ve 12. Doktor'un tüm görkemine sahip bir Doctor Who hikayesi. Diğer karakterler de dizideki hallerine bağlı kalınarak kurgulansaydı ve kitabın şaşırtıcılığı biraz yüksek olsaydı, Siluet'i daha çok beğenebilirdim. Kitabı, hafif bir okuma isteyenlere ve tüm whovianlara tavsiye ediyorum ^_^



"Büyü, insanların bir şeyleri doğru düzgün anlamak için fazla ilkel kaldıklarında kullandıkları bir sözcük sadece."





post signature

30 Nisan 2017 Pazar

22. İzmir Kitap Fuarı


Kitap fuarının son gününden herkese merhaba :) Bu sene kitaplardan çok arkadaşlarla buluşma odaklı bir fuar macerası deneyimledim. Rahatsız olduğum için fuarda stand görevlisi olarak çalışamadım ve sadece bir gün boyunca, 29 Nisan'da fuardaydım. Yine de arkadaşlarla hasret giderebildiğim, listemdeki kitapları alabildiğim için mutluyum ^_^


Fuar ganimetlerim hiç bu kadar az olmamıştı sanırım :D Geçen seneki vurgunun yarısından çoğu kitaplığımda, okunmayı beklediği için bu sene çok fazla kitap almak istemedim. Ufak bir liste oluşturup fuara öyle gittim.

Sandmanler ve Ay Zalim Bir Sevgilidir, listemde olan kitaplardandı. Sandman'in 1. sayısı elimde olduğundan kalan iki tanesini aldım. Yakın zamanda, Sandmanleri arka arkaya okuyacağım bir mini şölen yapmayı planlıyorum ;)

Domingo'dan alınanlar listemde yoktu; Damla'nın aklıma girmesiyle, gün sonunda kendimizi tekrar standın önünde bulduk :D Aslında, Middlesex ile Aşk ve Gurur ve Zombiler'i uzun zamandır almak istiyordum. Domingo'nun fuara özel 3 kitap kampanyasını görünce yanlarına Kâhya ve Klara'yı da attım. Yazarın yıllar önce bir kitabını okumuş, beğenmiştim. Bu kitabının konusu hoşuma gidince alayım, dedim.

Kitapların üstündeki mini defterler ise Epsilon'dan. Game of Thrones'lu bu üçlü defter seti 10 liraydı. Onları da almış bulundum ^_^

NTV Yayınları'ndan da almak istediğim birkaç kitap vardı ama yayınevi bu sene fuarda yoktu. Onları bir ara alışveriş sitesinden alırım artık :)

post signature

20 Nisan 2017 Perşembe

Yorum: Doctor Who - 10. Sezon 1. Bölüm


Doctor Who yüzünden, dizi yorumları yazmaya geri dönüyorum galiba :D Bildiğiniz gibi birkaç gün önce, cumartesi gecesi Doctor Who'nun yeni sezonu başlamıştı. Ben de tadını çıkararak izlemek istediğimden diziyi ertesi güne bırakmıştım. Nitekim pazar günü, oynat düğmesine bastım ve arkama yaslandım. Bölümü o kadar çok sevdim ki 50 dakikanın nasıl geçtiğini anlamadım.



Devamı spoiler içerir.



Bölümün ana noktası, companionın tanıtılmasıydı. Bu yüzden bölümde işlenen olay, o kadar da ön planda değildi. Yine de senaryonun farklı bir çarpıcılığı olduğunu hissettim ben. Yaratıcılık açısından baktığımda, beni fazlasıyla tatmin ettiğini fark ettim. Zira yeni companionların tanıtıldığı bölümlerin çoğunun, yaratıcılık konusunda pek de iyi olduğu söylenemez. Geride kalan bir uzay gemisine ait yağ birikintisi hakkında, böyle farklı bir hikaye yazılması ise kesinlikle dikkatimi çekti. Ama, companion tanıtımından dolayı olsa gerek, olayın nedeni ve nasılı belirsiz bırakıldı. O yağın Dünya'yla etkileşimi ve geçmişiyle ilgili biraz daha bilgi sahibi olmak isterdim.


Gelelim yeni companion Bill Potts'a... Nasıl sevdim ben bu kızı, nasıl sevdim anlatamam :D Kendisinde hafif bir Donna'lık, biraz da Rose'luk gördüğüm için olsa gerek Bill'i izlerken çok keyif aldım. Dünyaya bakış açısı, renkli betimlemeleri ve yaptığı zeki çıkarımlarla kendisinde görünenden çok daha fazlasının olduğuna dikkat çekti. Bill, Doktor'a yönelttiği "doğru" sorularla bizden biri olduğu algısının güçlendiriyor. Tüm bunlar kendisinin o yerinde duramayan halleri, enerjisi, içtenliği, bilim kurguya olan ilgisi, bilinmeyene karşı duyduğu heyecan ve merakı ile birleşince ortaya tam da companionlık bir karakter çıkıyor. Bill Potts'u canlandıran Pearl Mackie'yi bu müthiş performansından dolayı tebrik etmeyi de unutmamak gerek ;)

Bill'in Rose'a benzerliğiyle ilgili daha kesin konuşmam gerekirse... Bill'i uyandıran alarmın, modern serinin ilk bölümünde Rose'un alarmıyla benzerlik göstermesinin bir tesadüf olduğunu düşünmüyorum ;) Doktor'un Rose'u yanlış yerde ve yanlış zamanda olmasıyla bulaştığı bir uzaylı sorunundan kurtarması gibi, Bill'i de buna benzer bir durumdan kurtarmasının bir tesadüften çok daha fazlası olduğunu düşünüyorum. Bu iki karakterin, okulu bırakıp çalışması ve kendileri çok küçükken birer ebeveynlerini kaybetmeleri gibi daha birçok ortak noktası var.

Bill'in tavırları, özellikle de Doktor'a verdiği tepkiler biraz Donna'yı anımsattı bana. Ağzının iyi laf yapışı olsun, Doktor'un uzaylı olduğu gerçeğiyle başa çıkma yöntemi olsun Bill'de Donna esintileri görmek mümkün ^_^ Donna'nın Doktor'a modern serideki diğer companionlardan farklı bakması gibi Bill'in de Doktor'u hoşlanacağı bir uzay gezgini olarak görmemesi hoşuma gitti açıkçası :) Rose'dan sonra Doktor'a o gözle bakan hiçbir companionı sevmedim, sevemedim... Bill, biraz da bu nedenle gözüme girdi :D Doktor-companion ilişkisinin romantik bir çekime çevrilmesini klişe buluyordum zaten. Senaristlerin Bill'de de bu çekimi denememeleri, bu ilişkinin sanırım en çok hoşuma giden ögesiydi. Romantizm dolu herhangi bir hareketin olmadığı, güven ve empatiye dayalı dostluğu en son 10th ve Donna'da izlemiştim diye hatırlıyorum. Benzer bir kimyayı 12th ve Bill'de de göreceğim için çok heyecanlıyım ^_^

Aynı şekilde, Doktor'un Bill'e verdiği cevaplarla bu bölümü Rose bölümüne fazlasıyla benzetiyorum. Özellikle de Doktor'un uzaydan gelmeyip herkes gibi bir gezegenden geldiği ve TARDIS'in başka bir dilde aynı baş harfleri oluşturmayacağı o diyalog var ya, bana 9th ve Rose'un Doktor'un uzaylı olmasına rağmen aksanının kuzeyli gibi çıkması ve bir sürü gezegenin kuzeyinin olması muhabbetinin döndüğü sahneyi anımsattı. Doktor'un masasındaki fotoğraflarla ve bir kupa dolusu sonik tornavidayla, eski bölümlere selam durulan ufak dokunuşlar da çok hoşuma gitti ^_^

Bill'e ve Doktor'la arasındaki kimyaya şimdiden bayıldım. Bölümde hoşuma giden bir başka şey, eski bölümlere yaptıkları göndermelerdi. Moffat sanırım bu küçük hareketlerle giderayak Doctor Who'yu eski sezonlarına bağlamaya çalışıyor. Moffat'ın yazdığı senaryoları ağzım bir karış açık izlesem de kendisine özel, apayrı bir DW oluşturduğuyla ilgili söylenirdim hep. Bu bölümün sonundaki fragmanı gördükten sonra bütün şikayetlerimi geri alıyorum. Çünkü...

Çalan davulları duyuyor musunuz? Usta geri dönüyor!


Usta'nın gösterildiği şu kısacık sahne, yeni companionın nefis bir senaryoyla sunulduğu 50 dakikalık bölüm kadar mutlu ediyor beni ^_^ John Simm'in oyunculuğunu zaten beğeniyorum; DW dışında, Life on Mars'taki performansını da başarılı buluyorum. Kendisini Usta rolünde izlemeye ise bayılıyorum; John Simm, Usta karakterine öyle bir hayat veriyor ki...

Aynı fragmanda 12'nin rejenerasyonuna dair sahneler de görsek, şahsen ben şimdilik bunu düşünmemeye çalışıyorum. Peter Capaldi'yi Doktor olarak David Tennant kadar çok sevdim; 12'nin gidişi beni 10'unki gibi çok üzecek, eminim. O yüzden, bu hoş olmayan durumu gerçekleşeceği bölüme kadar düşünmemeyi seçip John Simm'in Usta olarak döneceği haberine ve yeni companionın 12'yle arasındaki o muhteşem kimyaya odaklanıyorum ^_^

post signature

11 Mart 2017 Cumartesi

DIY: Slytherin Atkısı


Çok uzun bir aranın ardından merhaba :) Yaklaşık iki aydır buralarda yoktum. YDS'ydi, ALES'ti derken bloga pek uğrayamadım. Üstüne bir de rahatsızlanınca ne kitap okuyabildim ne de başka şeylerle ilgilenebildim. Ama şimdi daha iyiyim; deli gibi izlediğim şu birkaç diziyi bitirdikten sonra kitaplarıma dönebileceğim ^_^

Aslında ben, sonbaharın başından beri eski kitap okuma düzenime dönmeye çalışıyordum. Blogda ve blogun Instagram hesabında birkaç kez Slytherin atkısı yaptığımdan bahsetmiştim. İşte, o atkıyla uğraşmaktan kitap okuyamadım; sadece dizi izleyebildim. Ama sonunda, atkıyı geçtiğimiz haftalarda bitirdim. Fotoğrafları da çekip soluğu burada aldım ;)

Daha önce bahsetmiştim ama bir kez daha söyleyeyim. Burada örgü örmeyi öğretmekten ziyade, atkı örmekle daha doğrusu Hogwarts atkısı örmekle ilgili ipuçlarından ve örerken nelere dikkat ettiğimden bahsedeceğim. Örgü örmeyi bilmiyorsanız veya örgü örmeyi benim gibi unuttuysanız Youtube'daki şu ve şu kanalları ziyaret etmenizi tavsiye ederim. Dili İngilizce olsa da videolarda neyin nasıl yapıldığı açıkça gösteriliyor.

Gereken malzemeleri aşağıda kısaca listeledim.
  • İp
  • Şiş
  • İğne
  • Makas
İp ve şiş almadan önce, atkınızın boyutuna karar vermeniz gerekiyor. Atkının genişliğine, uzunluğuna ve dokusuna göre alacağınız ipler ve yumak sayınız değişiklik gösterir.


Atkının dokusu için ipin kalınlığını düşünmelisiniz. Ben makine dokuması gibi gözükmesini istediğimden bulabildiğim en ince ipi tercih ettim. İp ince olduğu için de ilmek sayım fazlaydı. Benim kullandığım ipleri yukarıdaki fotoğrafta görebilirsiniz. Nako'nun Süper İnci koleksiyonuna ait yumakları kullandım. Ama siz, örgüye yeni başladıysanız orta kalınlıkta veya kalın bir ip kullanmanızı öneririm. Hem az ilmekle uğraşmış olursunuz hem de ilmek kaçırma, yanlış örme gibi hataları yapma olasılığınız azalır. Hata yapsanız bile kalın iplerde hatalar daha kolay gözüktüğünden, düzeltmeniz de daha kolay olur.

İpin ham maddesi de önemli. Ben %25 yün, %75 akrilik içeren yumakları tercih ettim. Tavsiyem, yün içeren iplerden almanız yönünde olacak. Böylece, atkınız sizi daha sıcak tutar.


HP atkısı örecekseniz iki farklı renge ihtiyacınız olacak. İstediğiniz Hogwarts binasına göre renkleri belirlemelisiniz. Ben Slytherin atkısı istediğimden renklerim koyu yeşil ve griydi. Siz de bu renkleri kullanacaksanız yumakların parti numarasına dikkat edin. Renklerin tonları bu numaraya göre farklılık gösterebilir. Renk tonlarına karar verdiyseniz, bu iplerin benzer ham maddeden oluştuğuna ve benzer kalınlıkta olmasına dikkat etmeniz gerekiyor. Ben aynı markanın aynı koleksiyonunda istediğim renkleri bulmuştum. Ama sizin istediğiniz renk bir başka markaya veya koleksiyona aitse iplerin özelliklerinin uyuşmasına özen gösterin.

Aldığınız ipe göre şiş almanız gerekecek. Yumakların üstündeki kağıtta tavsiye edilen şiş numaralarını görebilirsiniz. Tavsiye edilen numaralardan 0.5-1 mm büyük veya küçük şişleri tercih etmeniz sorun olmaz diye düşünüyorum. Ben atkım için 3,5 numara şişleri kullanmıştım.

Atkınızın genişliğine ve boyuna göre alacağınız yumak sayısı değişecek. Benim ördüğüm atkı, 23 santim genişliğinde ve 2,5 metre uzunluğunda. Hogwarts atkımı, normalde kullandığım atkımın uzunluğunda ördüm ben. Atkıyı boynuma doladığım zaman, boynumdan burnumun ucuna kadarki kısmı sarmalamaya yetecek genişlikte olmasını istediğim için genişliğini artırdım. Siz de benim gibi yapabilirsiniz ya da atkınızın boyutunu şuradaki ürünün ölçülerine göre ayarlayabilirsiniz.

Ben 4 yeşil ve 2 gri yumak almıştım. Hatta sonradan yeşil ip yetmeyecek diye bir yumak daha almıştım. Fakat neyse ki tam yetti; gri yumağın ise yarısından biraz fazlasını kullandım. Yani 4 yeşil ve 1 gri yumak olmak üzere toplamda 5 yumağa yakın ip kullandım ben. Fazladan birer yumak ip almanızı tavsiye ederim. Az alırsanız veya yetmezse, aradığınız ipi arayıp bulana kadar haftalar geçirebilirsiniz. Nitekim ben, neredeyse bir ay elime örgü alamadım bu yüzden. Yeşil ip yetmeyecek diye düşündüğümden ip avına çıktım İzmir'de. İpin aynı marka ve aynı koleksiyon olması yetmiyor; aynı parti numarasına da sahip olması gerekiyor ki, renkte ton farkı olmasın. Parti numarası farklı bir yumak bulmuştum fakat renklerin tonu arasında dağlar kadar fark vardı. Bu yüzden, buna da dikkat etmenizi öneririm.

Atkınızın renklerine, iplerin özelliklerine karar verdiyseniz ve şişlerinizi de belirlediyseniz geriye örgü tekniği ve atkının deseni kalıyor ;)

 

Ben, iki tarafında aynı desende olmasını istediğimden bir ters bir düz ördüm. Atkının normal halini soldaki fotoğrafta görebilirsiniz. Bir ters bir düz örgü aynı zamanda renk geçişlerinin temiz olmasını da sağlıyor. Ters ilmekler arada kalıyor ve şeritlerin renk geçişleri keskin oluyor. Sağdaki fotoğrafta ise atkıyı iki yanından tutup biraz gerdim. Ters örülen ilmeklerin renk geçişleri ancak böyle gözüktüğünden, atkınızı bir ters bir düz örmenizi tavsiye ederim. Ayrıca, bir ters bir düz örgüde iki tarafta da eşit gerilim olduğundan atkının uçları kıvrılmayacaktır.

Gelelim atkımı nasıl ördüğüme... 100 ilmekli atkımın ilk ilmeğini düz bir şekilde örmeden aldım. Bu sayede atkının kenarları daha düzgün oluyor. İkinci ilmeği ters ördüm, üçüncüsünü düz diyerek bu sıralamayı takip ettim ve son ilmeğimi ters örerek sıramı tamamladım. Sonraki sırada da aynı işlemi tekrar ettim. Benim gibi bir ters bir düz örecekseniz, ilmek sayınızı çift bir sayı olarak belirlemenizi tavsiye ederim. Böylece her sırada aynı şekilde örebilirsiniz; hangi sırada nasıl başlanacağını düşünmenize gerek kalmaz, kafanız karışmaz. Tek sayılı ilmekle örerseniz, sonraki sırada örgü sıralamanızı değiştirmeniz gerekir. Örneğin; ilk sıranızı düz-ters-düz-ters-düz şeklinde ördünüz. İkinci sırada ters ile başlamazsanız desen bozulur; üçüncü sırada ilki gibi düzle, dördüncüde ise tersle başlamalısınız. Bu değişimi yapmayı hatırlamakla uğraşmak istemiyorsanız, ilmek sayınızı çift bir sayı olarak belirleyip işinizi kolaylaştırabilirsiniz ;)


HP filmlerinde iki atkının kullanıldığını biliyorsunuzdur. Ben Azkaban Tutsağı'nda kullanılmaya başlanan atkıyı örmek istemiştim. Ama siz ilk iki filmde kullanılan atkıdan örmek istiyorsanız, iki renk yumaktan da eşit sayıda almayı unutmayın. Benim ördüğüm atkıdan örecekseniz sizi, deseni için yararlandığım şu kaynağa alayım. Şeritlerin sıra sayısıyla ilgili çok araştırma yaptım ve en uygununun bu olduğu gördüm. Linkini verdiğim kaynakta sıralama için 35 yeşil, 4 gri, 8 yeşil ve 4 gri diyor. Ama ben renk değişiminin aynı tarafta olmasını istediğimden 35 sırayı 34'e düşürdüm. Böylece, ne zaman renk değiştireceğimi anlamam kolaylaştı.


Ayrıca ben, atkının kenarlarında başka renk gözükmesini istemediğimden renk değiştirirken ip taşımadım. Her renk değiştirdiğimde ipleri kesip yeni renge başladım. İpi kesmeden önce, bağlamak ve içine doğru dokumak için yeteri kadar ip kaldığından da emin oldum. Yukarıdaki fotoğrafta ipleri diğer renklerle bağlanmış halde görebilirsiniz. Renk değiştirdikten sonra, yeşil ve gri ipleri bağlayıp iki kere düğüm attım. Ardından fotoğraftaki iğne yardımıyla ipleri aynı renkteki şeritte, atkının desenini takip ederek yukarı veya aşağı dokudum; yani kalan ip ile desen üzerinden gittim. Ardından ipleri aynı şeridin kenarlarına kadar dokuyarak getirdim. Aynı renk ipleri bu kenarda sıkıca bağlayıp düğüm attım ve fazla ipleri kestim. Her sırada örmeden aldığım ilk ilmekler, atkının kenarındaki bu düğümler için kafes görevi görüyor. Yani düğüm, atkının kenarından belli olmuyor.

İpleri taşımayacaksanız size de bu yöntemi tavsiye ederim. İpleri içe doğru dokuyup bırakabilirsiniz ama bu ipler, atkıyı kullandıkça atkının ortalarından çıkmaya başlayabilir diye ben böyle yaptım. İpleri taşımayacaklara bir diğer tavsiyem de, yeni yumağa geçmeyi renk geçişlerinde yapmaları yönünde olacak. Ortalardan çıkan düğümlerle atkının görünüşü bozulmamış olur. İpleri taşıyacaklar ise yeni yumağa geçerken şuradaki taktiği kullanabilir. Bu yöntem bana biraz dayanıksız gibi gözüktüğünden, yeni yumağa renk değişiminde geçmeyi tercih etmiştim.

Bu arada, renk değişimi için buradaki yazıdan yararlandım ben. Her sırada ilk ilmekleri örmeden aldığım için de renk değişimimi bir önceki sıranın son ilmeğinde gerçekleştirdim. Örneğin, 3 sıra gri örüp 4. sırayı gri iple tamamlamak yerine 4. sıranın son ilmeğinde ipi değiştirdim. İlk ilmeği örüyorsanız, sıranızı tamamladıktan sonra ip değişimi yapmanız gerekir. Ama benim gibi ilk ilmeği örmeden alıyorsanız, bu taktiği kullanabilirsiniz. Bir diğer taktik de son ilmeği örmeden almak; fakat ben ilk ilmeği örmeden almaya alıştığım için, diğeri aklıma ancak atkıyı yarıladığımda geldi :D

Atkı uzunluğuna göre 34/4/8/4 sıralamasını tekrar etmeniz gerekecek. Ben o ikili gri şeritlerden 15 tane ördüm, yani toplamda 30 tane 4 sıralık gri şerit örmüş oldum. 30. gri şeridi de ördükten sonra 34 sıralık yeşil şerit ile atkımı tamamladım. Siz de 34 sıralık asıl renk ile atkıya başlayıp yine 34 sıralık asıl renk ile atkıyı bitirmelisiniz.


Aylar süren örgü maratonundan, ip değişiminden, ip dokumasından sonra ortaya böyle, eşsiz bir ürün çıktı ^_^

İsterseniz atkıya başka eklemeler yapabilirsiniz. Tığ ile atkının iki ucuna birkaç sıra daha örüp bu sıralara püskül ekleyerek atkınızı HP filmlerinde kullanılan ürünlere daha çok benzetebilirsiniz. Hatta binanızın işlemeli yamasını da ekleyip atkınızı replika haline bile getirebilirsiniz. Ben, yarı büyücü yarı muggle işi olmasını istediğimden atkıyı örüp bıraktım. Ayrıca bu işlemesiz yeşil-gri şeritli atkının, ortamdaki Potterheadleri ortaya çıkarma gücünü de kullanmak istediğim için atkımı böyle sade bir şekilde bırakmak istedim.

Son olarak, siz benim sonbahardan beri örüyorum dediğime bakmayın. Araya çok şey girince bu projemde duraklamalarım, molalarım da oldu. Örgü örme süresi gözünüzü korkutmasın, yani :) Ben biraz da örgü örmenin zevkine varmak istediğim için süreyi uzattım da uzattım. Yoksa, her şey sizin örme hızınıza bağlı ki siz ördükçe hızınız 2-3 katına çıkacaktır. Günün çoğunu örgüye ayırırsanız bu atkıyı 1-1,5 ayda bitirmemeniz için hiçbir neden yok. Atkıya başlayacaklara şimdiden kolay gelsin ^_^


post signature

18 Ocak 2017 Çarşamba

Kitap Alışverişi | 11


Ocak ayının başında Sherlock'un yeni sezonu başlamıştı, bildiğiniz üzere... Sonraki hafta Endeavour'un 4. sezonu başladı; bir gün sonra ise Elementary, yeni bölümleriyle sezona kaldığı yerden devam etti. Birkaç hafta boyunca, birbirinden değerli 3 polisiye dizisini arka arkaya izleyerek polisiye ziyafeti çektim. Önce Sherlock, sonra Endeavour, daha sonra Elementary derken uzun zamandır polisiye okumadığımı fark ettim. Kitaplığımda okunacak polisiye bulamayınca, kitap almaya karar verdim ^_^

Agatha Christie'nin birkaç kitabını okumuştum. Fakat bendekiler eski basım olduğundan Altın Kitaplar'dan çıkanları edinmek istiyordum. Renkli Kitap'ın şuradaki listesini baz alarak bir okuma sırası belirledim ve 6 kitap aldım.

Gizli Düşman, Ölüm Sessiz Geldi, Roger Ackroyd Cinayeti, Kahverengi Elbiseli Adam, Poirot Araştırıyor ve Dersimiz Cinayet kitaplarını aldım.

Alışverişi Okuoku'dan gerçekleştirdim. Kitaplar sorunsuz bir şekilde elime geçti. Gerçi, kitapların uçlarında kıvrılmalar ve sırt kısımlarında ezilmeler var. Fakat bunlar, internetten alışveriş yapıldığında yaşanabilecek şeyler diye çok da umursamadım.

Kargo şirketi olarak UPS'yi tercih ettim ve ondan da bir sorun yaşamadım.

Yaptığım son kitap alışverişinden sonra, bu alışveriş ilaç gibi geldi :) Aldıklarımı okuyup yorumlamak için sabırsızlanıyorum. Açılışı, Ölüm Sessiz Geldi ile bu hafta içinde yapmayı planlıyorum :)


post signature

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...