31 Mayıs 2017 Çarşamba

Bu ay ne(ler) okudum (Mayıs/2017)


6 ay sonra gelen bir Bu ay ne(ler) okudum yazısından merhaba ^_^ Gerek kitap okumaktan çok dizi izlediğim için, gerekse unutkanlığım ve üşengeçliğimden dolayı bu yazı dizisine devam edememiştim. Şimdi ise hem kitap okumadaki, hem de blog yazmadaki o eski tempoma yavaş yavaş geri dönüyorum :)


Bu ay iki kitap bitirdim. İlki, Doctor Who kitaplarından Dehşet Ağı'ydı. 12. Doktor ve Clara'nın dizideki karakterlerine paralel olarak işlenmesi hoşuma gitmişti. Kitabın konusu da 12. Doktor'a yakışır karanlıktaydı. Sadece sonunu beğenmemiştim; daha iyi yazılabilirdi.

Bu ay bitirdiğim diğer kitap, sancılı bir okuma süreci geçirdiğim Işık Tanrısı'ydı. Kurguyu orijinal ve fazlasıyla ilgi çekici bulsam da, kurgunun dayandığı fikrin işlenişi çok karmaşıktı. Olay örgüsünün kronolojik olmaması, karakter fazlalığı ve Hint mitolojisine olan yabancılığım gibi bazı etmenler de beni zorladı. Fakat kitabı bitirdikten sonra anladım ki, Işık Tanrısı bir kere okunup kitaplığa kaldırılacak türden kitaplardan değil... Bu yüzden, kitabı daha sonra tekrar okumayı düşünüyorum :)

Mayıs ayında sizler hangi kitabı/kitapları okudunuz?


post signature

29 Mayıs 2017 Pazartesi

Yorum: Roger Zelazny - Işık Tanrısı

Tür: Bilim Kurgu, Fantastik, Klasik
Goodreads Puanı: 4,10 (21.530 oy)
Orijinal Adı: Lord of Light
Yayınevi: İthaki Yayınları
Çeviri: Sönmez Güven
Basım Yılı: 2016
Sayfa Sayısı: 344
"ASLA BİR TANRI OLDUĞUNU İDDİA ETMEDİ. GERÇİ BİR TANRI OLMADIĞINI DA İDDİA ETMEDİ."

Roger Zelazny, farklı pek çok mitolojiyi bilimkurgu romanlarına uyarlamasıyla pek çok yazarın yalnızca hayal edebildiği bir şeyi alışkanlık haline getirmiş eşsiz bir yazar. Hint mitolojisiyle harmanlanan Işık Tanrısı ise sadece bilimkurguyu değil, tüm spekülatif kurguyu değiştiren, benzersiz bir roman. Gaiman'ın en iyi romanı olarak kabul edilen Amerikan Tanrıları'na fikir babalığı yapmakla kalmamış, tanrılar ve insanlar arasındaki isim oyunlarına da ilham kaynağı olmuştur. Martin'in epik serisi Buz ve Ateşin Şarkısı'ndaki Işık Tanrısı da ismini bu romandan aldı, tıpkı Sam Tarly'nin ismini bu romanın başkahramanı Sam'den aldığı gibi.

Dünya yok olalı çok uzun bir süre olmuştu. Kolonileşmiş bir gezegendeki tüm teknolojik gücü ele geçiren insanlar ise kendilerini ölümsüz kılmış ve Hint tanrılarının rolünü üstlenerek o gezegenin kontrolünü ele geçirmişti.

Ancak bu kötü niyetli topluluğa karşı çıkacak biri vardı: Siddhartha ya da Mahasamatman; nam-ı diğer Işık Tanrısı.

Işık Tanrısı, tanrılaşmış insanlara tanrısal bir müdahale.

George R. R. Martin'in sonsözüyle.

"Yazılmış en iyi beş bilimkurgu romanından biri."
-George R. R. Martin
Işık Tanrısı'na sonbahar başı gibi, büyük bir hevesle başlamıştım. Kitap gerek anlatım gerekse konu bakımından beklediğimden çok farklı çıkınca, ilgim başka kitaplara kaydı ve birkaç hafta sonra Işık Tanrısı'nı, daha sonra devam etmek üzere rafa kaldırdım. Bu ay, Işık Tanrısı'nı tekrar okumayı düşündüm. Nitekim geçen hafta elime aldığım kitabı, birkaç gün önce bitirdim.

Kitabın arka kapak yazısına bakınca aklıma, yer yer Hint mitolojisine ait ögelerle karşılaşılan ama her sayfası son paragrafına kadar bilim kurguya batmış bir kitap gelmişti. Mitolojinin, özellikle de fantazyanın bu kadar öne çıkacağını düşünmemiştim. Sanırım bu yüzden, kitap önce beni bir çarptı; sonra da kafamı karıştırdı. İlk sayfaları, tüm bunların nereye varacağını merak ederek okusam da kitabın yarısına geldiğimde, beklentilerimi gözden geçirmem gerektiğini anladım. Ben de kitabı okumayı bıraktım. Okuduklarımı sindirmek ve beni nasıl bir kitabın beklediğini anlamak için kendime zaman tanıdım. Ardından, kitaba kaldığım yerden devam etmeye çalıştım. Okuduğum son olayları hatırlamakta güçlük çekince, birkaç bölüm öncesinden, net olarak hatırladığım olaydan okumaya başladım.


Kurgunun arkasındaki, insanların gelişen teknolojiyle tanrı rolüne bürünmeleri fikri orijinal ve etkileyici. Ana karakter Sam ise düşünceleri ve onları ifade ediş biçimiyle okuduğum en ilginç karakterlerden. Bu yüzden, Işık Tanrısı'nın birçok yazarın kitabına esin kaynağı olması şaşırtıcı değil... Fakat kurgunun dayandığı bu düşüncenin işlenişini karmaşık buldum ben ve çoğu zaman, olay örgüsünü takip etmekte zorlandım. Öncelikle, kitapta çok fazla karakter; bu karakterlerin çoğunun birden fazla ismi ve bazılarının da reenkarnasyondan dolayı değişen fiziksel özellikleri var. Olay örgüsündeki mekanların çokluğu ve Hint mitolojisine olan yabancılığım da okuduklarımı kavramamı bayağı güçleştirdi. Ama asıl zorluk, kronolojik olmayan olay örgüsüydü. Buna, bölüm içindeki olay geçişlerinin ayrımının net olmaması da eklenince okuma sürecinin inişli çıkışlı olması, hatta sekteye uğraması gayet normal. Şahsen ben, son bölüme kadar ne okuduğumu pek anlamadan sayfaları çevirmiştim. Son bölümde ise her şey yavaş yavaş yerine oturmaya başladı. Parçaları bir araya getirdikçe, yazarın o özgün fikri kurgulamadaki ustalığını ve mitolojik ögeleri kurguya yedirme becerisini daha iyi gördüm.

Kitabı bitirmiş olmama rağmen kafamı kurcalayan, anlamadığım veya bağlantısını kuramadığım bazı kısımlar da yok değil... Bu yüzden, Işık Tanrısı'nı araya biraz zaman koyduktan sonra tekrar okumayı düşünüyorum ki bana gelen tavsiye de, kitabı tekrar okumam yönünde.


Işık Tanrısı daha çok, bilim kurguyu fantastikle sentezlemesi veya Hint mitolojisini tüm bunlarla birleştirmesi gibi konularla öne çıksa da Zelazny'nin şiirsel üslubu da dikkatimi çekti. Yaptığı betimlemeler fazlasıyla yaratıcı, kelime seçimlerini ise alışılmadık tarzda. Farklı kelimelerle ifade ettiği düşüncelerini, cümlelerini beğenerek okudum.

Kitabın basımı da içeriği kadar kaliteli. Minimalist kapak tasarımı olsun, kapağın safran rengi olsun, konuyla uyumlu muhteşem bir basımı var kitabın. Çevirmeni de bu titiz, akıcı çevirisi için ayrıca tebrik etmek gerekir.

Bazı kitapların bazı zamanlarda okunması gerektiğini düşünenlerdenim; Işık Tanrısı da bu tarz kitaplardan... Kitabın çok karakterli, karmaşık olay örgüsü okuyucunun tam dikkatini talep ettiğinden kitabın sağlam kafayla okunması taraftarıyım. Buna rağmen, kitabı anlayarak okuyup bitirmek zor gelecektir. İlk okuma böyle sıkıntılı geçse de inanın, değiyor. İyi ki kitaba devam etmişim, diyorum şimdi. Hatta, Işık Tanrısı'nın okudukça anlam kazanacağını bildiğimden kitabı ileride tekrar okumayı düşünüyorum.



"Eğer görmek istemezsen, bir ayna bile seni sana gösteremez."





post signature

26 Mayıs 2017 Cuma

Kitap Alışverişi | 12


Geçen hafta yaptığım kitap alışverişini paylaşmayı unutmuşum :D Bu hafta da bir alışveriş gerçekleştirdiğim için, ikisini birlikte paylaşırım diye düşünmüştüm. Fakat, sepetimde ön sipariş kitapları da olduğundan, alışverişi ayrı olarak paylaşacaktım. Nedense, yazıyı hazırlamak aklımdan tamamen çıkmış. Geç olsun, güç olmasın deyip alışverişin ayrıntılarına geçiyorum ^_^

Kitapları Kitapyurdu'ndan aldım. NTV Yayınları'nda %50 indirim yaptıklarını ve yayınevinin kitaplarının bir bir tükendiğini görünce Buffy'lerin devamını attım sepete.

Kitapyurdu 5., 6., 7. ve 8. albümleri set haline getirdiği için Albüm 4'ü tek olarak, son 4 kitabı set olarak aldım. Albüm 3'ü de almayı planlamıştım fakat tükenmişti. Ben de başka bir siteden, bir alışveriş daha yaptım :)

Pazartesi verdiğim sipariş salı günü elime geçti. Kitaplar stokta olduğu için olsa gerek, siparişim aynı gün paketlenip kargoya verilmişti. Kargo firması olarak da Aras Kargo'yu tercih etmiştim. Paket, sorunsuz bir şekilde elime ulaştı.

Paketin durumu iyiydi. Kitaplar, arasında hiç boşluk kalmayacak şekilde kartonla sarmalanmıştı. Kitaplara gelecek zararı azaltmak için balonlu naylon kullanılması taraftarı olsam da kitaplarımda, sayfa uçlarındaki ufak kıvrılmalar dışında bir sorun yoktu. Fakat, kitapların yanında hiç ayraç gelmemesi beni şaşırttı.

Sonuç olarak, memnun kaldığım bir alışveriş gerçekleştirdim. Şu anda okuduğum kitapları bitirir bitirmez Buffy'lere başlamayı düşünüyorum ;)


post signature

20 Mayıs 2017 Cumartesi

Yorum: Mike Tucker - Doctor Who: Dehşet Ağı (Doctor Who: New Series Adventures, #59)

Tür: Bilim Kurgu, Macera
Goodreads Puanı: 3,69 (790 oy)
Orijinal Adı: Doctor Who: The Crawling Terror
Yayınevi: İthaki Yayınları
Çeviri: Nazlı Saltan
Basım Yılı: 2015
Sayfa Sayısı: 192
"DAHA BÜYÜK BİR BÖCEK GÖRECEĞİNİZİ HİÇ SANMIYORUM."

Doktor bu kez, İngiltere'nin Wiltshire kasabasının bütün sakinliği arasında II. Dünya Savaşı'ndan kalma bir gizemi aralamaya götüren esrarengiz ve ürkütücü macerasıyla karşınızda!

Gabby Nichols oğlunu uyuturken aniden kızının bağırışını duyar. "Anne! Odamda bir örümcek var." Ve birden çığlıklar başlar... Kevin Alperton okula giderken büyük bir sivrisinek tarafından saldırıya uğrar. Ve işler tehlikeli bir hal alır.

Yine de Doktor'u asıl endişelendiren ne koca bir örümcek ağı yumağıyla kozalanmış ölü bir ceset ne de mutasyona uğramış böcek sürüsüdür.

Kasabanın dış dünya ile bütün bağlantılarının kesilmesinin ve böceklerin yavaşça kontrolü ele geçirmesinin önüne geçilebilecek mi? Antik bir taş çemberdeki tuhaf semboller ne anlama gelmekte? Kökü II. Dünya Savaşı'na dayanan bu gizem çözülebilecek mi?
Dehşet Ağı'nı da geçen seneki kitap fuarından almıştım. Kitabı, DW havasına girmek için okumayı planlamıştım. Fakat Dehşet Ağı'nı elime aldıktan sonra yeni sezon başlayınca, kitabı unutup diziye odaklandım. Bir ay sonra kitaba kaldığım yerden devam ettim ve kitabı geçen hafta bitirdim ^_^

Arka kapağı okuduğumda, konunun ilgimi çektiğini söyleyemem. Mutasyona uğrayan böceklerin kasabayı ele geçirmesi fikrinin afallatan bir yanı pek yok. Mutasyon işin içine girince, arkasından bir bilim adamının geleceğini tahmin etmek güç değil. Aynı şekilde, insanların bu böceklere vereceği tepkiler de aşağı yukarı kestirilebilir. Ama Mike Tucker bu konuyu öyle bir ele almış, olay örgüsünü öyle güzel kurgulamış ki... Önemli noktaları doğru tahmin etsem bile, aradaki boşluklarda gerçekleşen olaylar merak uyandırdığı için sonraki bölüme geçmekte hiç zorlanmadım; sayfaları sıkılmadan çevirdim.

Yazarın konuyu ilginçleştirmesinin yanında, kurgunun karanlık oluşu da hoşuma gitti. 12. Doktor'un bölümleri, diğer modern Doktorlara kıyasla daha bir tedirgin edici. Ürkütücü fikirler, bu fikirlerin gerçekçi bir biçimde işlendiği senaryolar, yan karakterlerin öylece ölmesi, bu basit sayılabilecek ölümlerin fazlalığı gibi bazı unsurlar Capaldi'nin sezonlarında olduğu kadar Dehşet Ağı'nda da bulunuyor ve ben, kitabın bu karanlık tonuna bayıldım!


Bundan önce Siluet'i okuyup şurada yorumlamıştım. Siluet'teki Clara tasvirini hiç beğenmediğimi söylemiştim. Dehşet Ağı'ndaki Clara'yı ise dizideki haline daha uygun buldum. Burada Clara daha atılgan ve noktaları birleştirmede daha başarılı, tıpkı dizide olduğu gibi. Doktor'la diyalogları ise dizidekileri o kadar andırıyor ki, ikisinin sesini de neredeyse duyabiliyordum. Yani yazar, Doktor'un kişiliğini de kitaba yansıtmayı başarmış.

Kitabın beğenmediğim tek kısmı sonuydu. Problemin çözümü oldu bittiye getirilmiş gibi geldi bana. Fakat çözümün şaşırtıcılığını sevdiğimi söylemeliyim. Doktor'un uzaylıları yenme planının önemli bir noktası, önceki bölümlerde yer alan bir ayrıntıya dayanıyor. Fakat bu, birkaç kelimeyle geçiştirilerek hikayeye saklanmış. Aslında, bahsettiğim ayrıntının özel bir yanı da yok; hikayede yer alan diğer eylem ve olaylar gibi... Hatta bu ayrıntı bana o kadar sıradan gelmişti ki, böyle bir şey olduğunu bile hatırlamamıştım. Geri dönüp o olayı bulunca daha da şaşırmıştım. Çünkü yazarın önceden bundan bahsetmediğini, olaylar sarpa sardığı için kendisinin bunu son anda eklediğini düşünmüştüm. Fakat yazar, bir kere okuyup geçeceğimiz ufak bir gerçeği kitabının sonu için kullanmış. Ama tüm bunlar, birkaç sayfa içinde olup bitmeseydi daha iyi olabilirdi diye düşünüyorum.


Dizi başladığı için kitaba ara verdiğimi söylemiştim. İşte, bunun dışında bir kesinti yaşamadım. Kitabı ne zaman elime alsam, birkaç sayfa daha okuyup öyle bırakmak istedim. Anlatımı akıcı olunca kitabı, tekrar elime aldıktan iki gün sonra bitirmem normal :D

Kitabın kapağından da kısaca bahsedeyim. İthaki Yayınları, yine orijinal kapak kullanmış ve ben bu kapağı gerçekten seviyorum. Doktor'un sert duruşu olsun, Clara'nın bakışındaki merak ve şaşkınlık olsun, kapaktaki ögeler kitaba çok uygun.

Dehşet Ağı, dizidekini andıran karakterleri ve sürükleyici kurgusuyla severek okuduğum Doctor Who maceralarından biri oldu. Kitabı sadece whovianlara değil, macera sevenlere de tavsiye ediyorum ^_^



"Silahlı kuvvetler ne zaman bir şeyi bombalamak için iyi bir sebebe ihtiyaç duydu ki?"





post signature

16 Mayıs 2017 Salı

Yorum: Justin Richards - Doctor Who: Siluet (Doctor Who: New Series Adventures, #57)

Tür: Bilim Kurgu, Macera
Goodreads Puanı: 3,80 (1.010 oy)
Orijinal Adı: Doctor Who: Silhouette
Yayınevi: İthaki Yayınları
Çeviri: Ayda Sungur
Basım Yılı: 2015
Sayfa Sayısı: 192
"VASTRA, STRAX VE JENNY Mİ? AH HAYIR. ONLARI RAHATSIZ ETMEMİZE GEREK YOK. GÜVEN BANA."

12. Doktor'u Viktorya dönemi Londra'sında Paternoster Çetesi'yle buluşturan yepyeni ve esrarengiz Doctor Who macerası "Siluet" Türkçede!

Marlowe Hapworth kilitli çalışma odasında ölü bulunur. Kimliği belirlenemeyen bir saldırgan tarafından öldürüldüğü tahmin edilmektedir. Bu tam da Meşhur Dedektif Madam Vastra'ya göre bir iştir.

Eldivensiz boks yapan Rick Bellamy'nin hayatı, cenazeci kılıklı biri tarafından elinden alınır. Bu olay Sontaran Strax'ı öfkelendirir.

Gariplikler Karnavalı: Acayip ve büyüleyici gösteriler ve akrobatlarla dolu bir eğlence. Burası Jenny Flint'in sorularına cevap aradığı yerdir.

Bütün bunların birbiriyle bağlantısı nedir? Peki zengin fabrikatör Orestes Milton'ın bu olaylarla ilgisi ne? Doktor ve Clara hakikatin peşine düşmek için diğerlerine katılırken, kendilerini hiçbir şeyin ve hiç kimsenin göründüğü gibi olmadığı bir dünyanın ortasında bulurlar. Gelmiş geçmiş en tehlikeli silah Londra'nın üstüne salınmadan gerçeği ortaya çıkarmayı başarabilecekler mi?
Siluet, geçen seneki kitap fuarından aldığım kitaplardandı. Yazar Justin Richards'ın daha önce şurada yorumladığım Doctor Who öyküsünü okumuştum. Yeni sezonun başlamasına günler kala, DW havasına girmek için kitaba başladım. Bir hafta içinde ise kitabı bitirdim.

Kitabın konusu ilgimi çekmişti. Polisiye havasında, ilginç bir okuma olacağa benziyordu. Fakat ilk sayfaları beni biraz sıktı. Sonraki sayfalarda bağlantıları kurulacak olan olaylar, dağınık bir biçimde ve çok yavaş ilerledi. Kitabın ortalarına doğru her şey tek çatı altında toplanmaya başladı ve ben de kurguyu beğenmeye başladım. Sonunda gerekli açıklamaların aceleye getirilmeden yapılmasının, hikayeye iyi bir kapanış sağlandığını düşünüyorum.


Kurgu ve olay örgüsü benden geçer not alsa da, kitabın şaşırtıcılık düzeyini ortanın biraz altında buldum. Birkaç olay dışında beni şaşırtan bir şey olmadı ki onları da veri yetersizliğinden dolayı tahmin etmem mümkün değildi. Kitabın tahmin edilebilirliğinin fazla olması, olay örgüsünün zayıf kurgulanmasından mı yoksa karakterlerin her an ne yapacağını kestirebilmemden mi kaynaklanıyor, bilemiyorum. Ama şöyle bir şey var; 11. Doktor tayfasının -Clara, Vastra, Jenny ve Strax- fanı değilim. Kitapta da onların kısımlarını pürdikkat okuduğumu söyleyemem. Bu yüzden, ilk nedende karar kılıyorum; kitabın sürpriz unsuru beklediğimden daha düşüktü.

12. Doktor'u seviyorum ben. Kendisi iğneleyici, merak dolu, biraz kendini beğenmiş, biraz da ukala biri ve yazar, 12. Doktor'un bu özelliklerini kitaba başarıyla yansıtmış. Siluet'i okurken Peter Capaldi'yi 12. Doktor olarak gözümde rahatlıkla canlandırabiliyordum. Aynı şekilde, yazarın Strax'ın karakterini kaleme alışını da beğendim. Keşke diğer karakterler de 12. Doktor ve Strax gibi dizi ile paralellik gösterecek bir biçimde işlenseydi. Clara'yı sevmem fakat kendisinin, kitapta gösterildiği gibi cahil ve yardıma muhtaç biri olduğunu kesinlikle düşünmüyorum. Vastra'yı olay örgüsünde çok göremedim; görebildiğim kadarında ise, bu karakter dizide olduğu gibi etkili ve ne yaptığını bilen biri değildi. Ayrıca, Doktor'a da kitapta biraz daha yer verilebilirdi.


Kitabın kapağını pek beğenmesem de içeriğini yansıttığı için kitaba uygun olduğunu söyleyebilirim. İthaki Yayınları'nın orijinal kapak kullandığını da belirteyim.

Siluet, ilerledikçe güzelleşen bir kurguya ve 12. Doktor'un tüm görkemine sahip bir Doctor Who hikayesi. Diğer karakterler de dizideki hallerine bağlı kalınarak kurgulansaydı ve kitabın şaşırtıcılığı biraz yüksek olsaydı, Siluet'i daha çok beğenebilirdim. Kitabı, hafif bir okuma isteyenlere ve tüm whovianlara tavsiye ediyorum ^_^



"Büyü, insanların bir şeyleri doğru düzgün anlamak için fazla ilkel kaldıklarında kullandıkları bir sözcük sadece."





post signature

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...