29 Ağustos 2017 Salı

Yorum: Alan Moore & Dave Gibbons - Watchmen

Tür: Çizgi Roman, Grafik Roman
Goodreads Puanı: 4,35 (410.027 oy)
Orijinal Adı: Watchmen
Yayınevi: İthaki Yayınları
Çeviri: N. Can Kantarcı
Basım Yılı: 2016
Sayfa Sayısı: 456
KİM GÖZLEYECEK GÖZCÜLERİ?

Seksenli yılların ortasında Alan Moore ve Dave Gibbons, çizgi roman tarihini kökten değiştiren ve popüler kültürün çizgi roman algısını yeni baştan yazan eşsiz bir eser yarattılar: WATCHMEN. Sıklıkla çizgi romanların ciddiye alınmasını sağlayan ilk eser olduğu söylenen WATCHMEN, süper kahramanların çok yönlülüğünü, psikolojik karakter derinliğini olabilecek en gerçekçi biçimde yansıtan yegâne eser.

Amerikalı süper kahramanların varlığının bile tarihe farklı bir yön verdiği bir dünyada, Amerika Vietnam Savaşı'nı kazanmıştır, Nixon hâlâ başkandır ve Soğuk Savaş devam etmektedir. WATCHMEN bir cinayet öyküsü olarak başlasa da kısa sürede tüm gezegeni ilgilendiren bir komplonun izleri ortaya çıkar. Nihayetinde, tekrar bir araya gelmiş bu kahramanlar -Rorscach, Gece Kuşu, İpek Hayalet, Dr. Manhattan ve Ozymandias- inançlarının sınırlarını zorlamak ve iyi ile kötünün çizgisinin nereye çizileceğini kendilerine sormak zorunda kalacaklardır.

Bu edisyonda, eserin yaratılış sürecindeki daha önce yayınlanmamış çizim taslakları ve çizer Dave Gibbons'ın yeni önsözü de metinlere eşlik ediyor.

HUGO ÖDÜLÜ KAZANANI
LOCUS ÖDÜLÜ KAZANANI
EISNER ÖDÜLÜ KAZANANI

"Grafik romanda bir dönüm noktası."
-Time

"En büyük esin kaynaklarımdan."
-Neil Gaiman

"Sanatkârlığın zirvesinde bir başyapıt."
-Entertainment Weekly

"Popüler kültürün ortaya çıkardığı en iyi ürün."
Lost'un yaratıcılarından Damon Lindelof
Watchmen, 2017'nin ilk kitabıydı benim için. Kitaba aralıkta başlamış, mart ortası gibi bitirmiştim. İncelemesini yapmayı çok istiyordum fakat yazabileceğimden emin değildim, aslında hala da emin değilim. Çünkü Watchmen, yoruma ihtiyacının olmadığını düşündüğüm eserlerden biri. Üstelik bu şaheser hakkında söylenmemiş daha ne söyleyebilirim, onu da bilmiyorum. Watchmen'in yorumunun blogumda bulunmasını çok istediğim için böyle bir işe kalkıştım, işte başlıyoruz!

Başlamadan önce minik bir spoiler uyarısı yapayım. İnceleme yazısında spoiler olmasa da fotoğrafların bazıları spoiler içerebilir.


Watchmen'in süper kahramanları ele alış şekli, bu çizgi romanın diğerlerinden ayrılan en büyük özelliği sanırım. Watchmen'deki kahramanların klasik süper kahramanlarla benzerliği, farklı beceri ve yeteneklerini kullanarak savaşan kostümlü savaşçılar olmalarıyla sınırlı... Watchmen'deki süper kahramanlar -biri hariç- ne diğer süper kahramanlar gibi zarar görmez değiller, ne de insanüstü güçlere sahipler. Hepsi de içlerinde farklı derecelerde iyiyi ve kötüyü barındıran, kusurlu karakterler; emeklilik, istismar, değişim gibi gerçek problemlerle uğraşan gerçek insanlar. Watchmen'in devrim niteliğinde olmasının bir nedeni de işte bu karmaşık karakterler ve bu karakterlerin psikolojik profillerinin başarıyla işlenişi!

Kurgu da diğer çizgi romanlarda sıklıkla görmediğimiz bir atmosferi barındırıyor. Soğuk Savaş'ın neden olduğu gerginlik ve geleceğin belirsizliği her sayfaya sinmiş durumda. Olaylar, bizimkine benzer bir tarihe sahip, paralel bir dünyada geçtiği için de yazılan ve çizilen her şey daha sahici geliyor. Süper kahramanların bu sorunları ellerinin bir hareketiyle durduracak güce sahip olmamaları, sıradan insanlar gibi hareket etmeleri de çizgi romanın gerçekçiliğini artırıyor. Watchmen'in bir diğer farkı hayatı her yönüyle, sansürsüz bir biçimde işleyişi; çıplaklık, şiddet, ölüm gibi temalar çizgi romanlarda göremeyeceğimiz bir açıklıkla ele alınmış. Aynı şekilde, felsefi yönü de diğer çizgi romanlara kıyasla daha ağır; kıyamet saati gece yarısına yaklaşır, olay örgüsü ilerlerken okuyucu da karakterlerin eylemlerini, bu eylemlerin ardındaki nedenleri sorguluyor. Sadece bu derin kurgusuyla bile Watchmen, insanların çizgi romana bakışını değiştirebilecek bir eser.


Kurgusu gibi, Alan Moore'un hikaye anlatma tekniğini de çok beğendim. Ufak detaylarla olayları birbirine bağlayışı ve yumuşak zaman geçişleri hoşuma gitti. Kurgunun çizgi romandaki panellerle kısıtlı kalmamasını, anlatımın bölüm sonlarındaki çeşitli yazılarla desteklenmesini de sevdim. Watchmen'in yankısı niteliğindeki The Black Freighter ile çizgi roman içinde çizgi roman anlatımı ise Alan Moore ve Dave Gibbons'ın ustalığını vurgular nitelikte.

Watchmen'i okumadan önce filmini izlemiştim. Birkaç nokta dışında film, çizgi romanın içeriğini ekrana çok güzel yansıttığı için aralarında öyle büyük farklılıklar yok. Bu yüzden, çizgi romanın sürpriz unsurunu pek yüksek bulmadım. Filmi izlememiş olsaydım, eminim ki sayfaları merakla çevirirdim ve muhtemelen çizgi romanı aceleye getirip çoğu noktayı kaçırırdım. Fakat Watchmen, işlediği temalar ve felsefi derinliği nedeniyle sindirerek okunması gereken eserlerden. Dolayısıyla, filmi önce izlemiş olmayı o kadar da sorun etmiyorum. Hatta Watchmen için çizgi roman-film konusunda herhangi bir önceliğim de yok. Çünkü bu kurguya hangisiyle başladığınız önemli değil, yeter ki başlayın; birini bitirdikten sonra diğerini zaten merak edeceksiniz. İkisini de bitirdikten sonra, Watchmen'i daha iyi anlamak ve her şeyi en ince ayrıntısına kadar çözümlemek için okuma-izleme döngüsüne girmiş bulunacaksınız ^_^


Watchmen, kurgusu kadar çizim ve renklendirmesiyle de öne çıkmayı başaran bir çizgi roman. Panellerdeki paralellikler olsun, sembollerin tekrar tekrar kullanılıp motif haline getirilmesi olsun; bunların yarattığı ahenk, Watchmen'i bir sanat eseri haline getiriyor. Dave Gibbons'ın çizdiği her şeyin hikaye için bir anlamı, önemi var ve bu, sadece resimler için geçerli değil. Konuşma balonlarındaki farklılıkların ve değişimlerin bile bir amacı var. Balonlar, karakterleri yansıtan niteliklere sahip. Örneğin, Dr. Manhattan'ın konuşma balonu mavi renkli iken diğer insanlarınki beyaz renkte. Beni en çok etkileyen ise Rorschach'in konuşma balonundaki ayrıntılar... Kendisinin konuşma balonu, süper kahraman kimliğine ve yaşadığı o malum olaya göre farklılaşıyor. Aynı şekilde, o olaydan sonraki konuşma kalıbı da değişiyor; konuşmaları birkaç kelimelik, düz cümlelere dönüşerek yaşadığı ruhsal çöküntüyü yansıtıyor.

Can Kantarcı, Rorschach'taki bu değişimi sağlam çevirisiyle aktarmayı başarmış. Vurgu konusunda da aynı özenin gösterilmesi, sevindirdi beni. Vurguların çoğu korunmuştu ve birkaçında, çeviriye uygun olarak vurgular yeniden düzenlenmişti. Çeviri konusundaki tek şikayetim, çizimde yer alan bazı yazıların çevrilip bazılarının orijinal halde bırakılması. Onun dışında, çeviride hiçbir kusur bulamıyorum :)


Yazı tipi seçimini de beğendim. Bizde kullanılan yazı tipleri ya orijinalinin aynısı ya da ona çok yakın bir stilde; İthaki'nin yaptığı tek değişim, Rorschach'in günlüğünde tarihi belirten yazıyı kalın yapmaları. Bir de, birkaç yerde ufak baskı hatalarının yapıldığını gördüm. Fakat bunları, çizgi romanın incelemesini yazmak için sayfaları karıştırdığım sırada fark ettim. O yüzden çok fazla takılmıyorum buna. Yazıların balon içi yerleştirmeleri de uygundu; taşmalara, boşluklara denk gelmedim.

İthaki'nin sayfa numarası eklemesi, basım kalitesini bir üst noktaya taşıdı benim için. Sayfaların alt köşesinde, çizim olarak sayfa numarası var aslında. Fakat bu numaralar her bölüm sonunda sıfırlanıyor. İthaki ise sayfalara kendi numaralarını eklemeyi seçmiş. Şimdiye kadar okuduğum çizgi romanlarda, sayfa numarası olanına daha önce hiç rastlamamıştım. Bu numaraların GR'de okuma sürecimi ayarlamama bayağı katkısı oldu. Bu nedenle, ayrıntı da olsa bunu söylemeden edemedim. Ayrıca bu basımda Dave Gibbons'ın yeni önsözü ve bazı eskizleri de yer alıyor. Bu eklerin, Watchmen'i anlamaya katkısı olduğu için atlanmaması gerektiğini düşünüyorum.


Watchmen'in kurgusu derin, karakterleri gerçekçi; bunların işlenişi ise incelikli ve yaratıcı. Alan Moore ve Dave Gibbons, farklılığını neyi anlattığı kadar nasıl anlattığıyla da vurgulayan muazzam bir eser ortaya çıkarmış. Hakkında yaptığım her araştırmayla, çizgi romanın farklı bir yönünü görüyorum ve hangi açıdan bakarsam bakayım, bu çizgi roman beni her seferinde derinden etkiliyor. Kısacası, Watchmen bir çizgi romandan çok daha fazlası. Çizgi roman okuru olsanız da olmasanız da Watchmen'i mutlaka okumalısınız!




post signature

19 Ağustos 2017 Cumartesi

Yorum: Neil Gaiman - Kırılgan Şeyler: Öyküler ve Mucizeler

Tür: Fantastik, Öykü
Goodreads Puanı: 4,02 (45.650 oy)
Orijinal Adı: Fragile Things: Short Fictions and Wonders
Yayınevi: İthaki Yayınları
Çeviri: Zeynep Heyzen Ateş
Basım Yılı: 2016
Sayfa Sayısı: 440
Yokyer, Amerikan Tanrıları ve Anansi Çocukları gibi romanlara imza atan Neil Gaiman, Kırılgan Şeyler'de bu kez öykü ve şiirleriyle çıkıyor karşımıza. 2007'de Locus ödülünü kazanan bu derlemede, "Zümrüt Dosya", "Kapanış Saati", "Güneş Kuşu" ve "Koltuğa Ekim Oturduğunda" gibi tek başlarına ödüllendirilmiş öykülerle birlikte bir Amerikan Tanrıları öyküsü olan "Vadinin Hükümdarı" da yer alıyor.

A. C. Doyle'dan Lovecraft'a, Ray Bradbury'den C. S. Lewis'e kadar uzanan bir çağrışım zincirinin görüldüğü bu metinlerde Gaiman, edebiyatın büyülü, fantastik ama hassas gerçekliğine yakından bakmaya davet ediyor bizi. Öykülerin, tıpkı hayallerimiz ve kalplerimiz gibi kırılgan şeyler olduklarını hatırlatıyor, özellikle de kâbuslardan ve gölgelerden doğan öykülerin...
Kırılgan Şeyler'i geçen seneki kitap fuarından almıştım. Öykü okumayı pek sevmediğim için, kitabı okumayı sürekli ertelemiştim. İlkbahar başı gibi kitaba başladım. Her hafta birkaç öykü okuyarak, yavaş yavaş kitabı bitiririm diye planlamıştım. Ama bir müddet sonra kendimi durduramadım; öyküleri arka arkaya devirip kitabı bitirdim.

Kitapta giriş ve sonsöz dahil olmak üzere 35 yazı var. 33 yazının çoğu öykü, bir kısmı ise nazım şeklinde yazılan hikaye ve şiirlerden oluşuyor. Ayrıca, her yazının başında Gaiman'ın o yazıyla ilgili birkaç satırlık yazısı da bulunuyor.

Öykülerde her şey çok çabuk olup bittiğinden, anlatılan hikayenin keyfini tam olarak çıkaramadan sayfaları çevirdiğimi hissederim. Son sayfaya geldiğimde, kendimi hep daha fazlasını isterken bulurum. Şiirlerde, çeviriden dolayı aklımda sürekli bir soru işareti olur. Çeviriden kaynaklanan anlam kayıpları, kelimeler arası ahengin yitirilmesi gibi sorunlar şiir okurken aldığım zevki azaltır. Bu nedenlerden dolayı, Kırılgan Şeyler'e başlamakta tereddüt ettim. Yazarı, favori yazarlarımdan Gaiman olunca, kitabı elime almaya daha da çekindim. Fakat ilk hikayeyi bitirdikten sonra bütün korkularımın yersiz olduğunu gördüm. Nitekim, çeviri başarılıydı; anlatılan hikayelerse Gaiman'ın sınırsız hayal gücünden parçalarla doluydu.


Kırılgan Şeyler'i bu kadar çok sevmemin başlıca nedeni, Gaiman'ın hayal gücüne açılan kocaman bir kapı işlevi görmesiydi. Gaiman'ın romanları, kendisinin o muhteşem hayal gücüne ancak pencere aralayan bir düşüncenin uzunca işlenmiş hali. Kırılgan Şeyler ise kendisinin onlarca yaratıcı fikrinin bir arada toplandığı bir eser. Kitaptaki her bir yazı, Gaiman'ın hayal gücünden birer parça... Neler düşündüğünü, nasıl düşündüğünü, neden yazdığını, hayal gücünün ve üslubunun farklı yönlerini Kırılgan Şeyler'deki bu yazılarda ve yazıların mini önsözlerinde daha net gördüm. Bu yüzden, öykü okumayı sevmediğim halde, Kırılgan Şeyler'i severek okudum.

Kitabın sevdiğim bir diğer özelliği de Gaiman'ın üslubunun ve hikayeyi anlatma becerisinin geçirdiği değişimi göstermesiydi. Kitapta, Gaiman'ın ilk hikayeleri de bulunuyor. Olay örgüsündeki klişe olgular, anlatımdaki aşırılıklar, karakterlerin basmakalıp davranışları, tam olmamış dedirten kelime seçimleri gibi bazı özellikler bu hikayelerin Gaiman'ın ilk yazıları olduğunun işaretini veriyor. Fakat bu demek değil ki bunlar, kimsenin okumak istemeyeceği başarısız yazılar... O zaman bile hikayelerinin ardındaki fikirler yaratıcı ve ilgi çekici; anlatımındaki o büyü de orada, okuyucuyu hikayeye çekmeyi başarıyor.

Kitaptaki bütün yazıları beğenerek okusam da bazılarını daha başarılı bulduğum, favorilerim arasına koyduğum oldu. Zümrüt Dosya, Koltuğa Ekim Oturduğunda, Acı Kahve, Hayat Hikayem, Golyat ve Vadinin Hükümdarı kitaptaki en iyi yazılardan birkaçı...


Vadinin Hükümdarı demişken... İthaki Yayınları, bu hikayeyi ayrı olarak basıp mayıs sonu gibi satışa sunmuştu. Basılan kitap, Kırılgan Şeyler'deki hikayeden 20 sayfa daha kalın. İkisi arasında fark olup olmadığını bilmediğimden kitabı almak istedim. Kırılgan Şeyler'i bitirdikten hemen sonra Vadinin Hükümdarı'nı da okudum. Hem Kırılgan Şeyler'in son hikayesi olduğu için hem de hakkında söyleyeceklerim bir paragrafı geçmeyeceği için Vadinin Hükümdarı ile ilgili düşüncelerimi şuraya sıkıştırayım :)

Öncelikle, Kırılgan Şeyler'deki basımı ile yeni çıkan kitap edisyonu arasında bir fark olmadığını söyleyebilirim; metinlerin yazı puntosu ve çevirmeni aynı. Sadece, sayfa sayıları farklılık gösteriyor. Kırılgan Şeyler'deki Vadinin Hükümdarı'nda sonraki bölüm aynı sayfada, yazının bir satır altından devam ediyor. Kitaptaki metnin bölümleri ise sonraki sayfalardan başladığı için sayfa sayısında farklılık var.

Gölge gibi ben de Amerikan Tanrıları'na noktayı koyalı birkaç yıl oldu. Vadinin Hükümdarı'nda, yaşananların iki yıl sonrasında olanların anlatılması bu yüzden hoşuma gitti. Özlediğim kurguya ufak bir pencere açmış; karakterlerin neler yaptığına, hayatlarına nasıl devam ettiğine bakmış oldum. Kısa bir süreliğine de olsa, tanrılar ve büyüyle dolu o eski dünyaya dönmek güzeldi ^_^


Kitabın çevirmeni Zeynep Heyzen Ateş'i, başarılı çevirisinden dolayı tebrik etmeden geçemeyeceğim. Özellikle şiirlerde, anlamı ve ahengi koruyarak yaptığı akıcı çevirileriyle müthiş bir iş çıkarmış.

Kırılgan Şeyler, tam bir Neil Gaiman kitabı; hikayelerinde ve şiirlerinde Gaiman'ın sınırsız hayal gücünü, karanlık üslubunu ve yaratıcı bakış açısını barındıran renkli bir derleme. Gaiman'ın o muhteşem kafasında neler olup bittiğini anlatmaya en çok yaklaşan eser olduğu için, Kırılgan Şeyler'i herkese tavsiye ediyorum :)



Elbette peri masalları bulaşıcıdır. Birini yakalayabilirsiniz veya birine yakalanabilirsiniz. Onlar bizden çok uzun zaman önce bu dünyada yaşamış kişilerle ortak noktamızdır.





post signature

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...